Utrechtli Sylvia Kristel

Tam 40 yıl önceydi... AÜ Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdikten birkaç yıl sonra babamla birlikte Türkiye dışına gitmenin artık zorunlu hale geldiğini düşünerek yola çıktık.

02 Mayıs 2021 Pazar, 02:00
Utrechtli Sylvia Kristel
Abone Ol google-news

Mehmet Emın Alkanlar - Hollanda (Rotterdam)

Türkiye’de askeri diktatörlük yıllarıydı ve yaşamak, en azından benim yaşamam imkânsız hale gelmişti. Babam Hollanda’nın Utrecht şehrinde eğitim koordinatörüydü ve bir süre kalıp sonra Oslo’ya giderim düşüncesiyle ülkeye adımımı attım. Oslo’daki arkadaşımın yanına gitmek için geldiğim Hollanda ara bir ülkeydi benim için. Ancak ağustos sonuna doğru ayak bastığım ülkedeki özgürlük ortamı, Akdeniz’i aratmayan güneşli bir gökyüzü, oflaya puflaya ortalıkta dolaşan kazlar, ördekler ve bağımsızlığını ilan etmiş bir sürü hayvan, bisiklete binen kızlı erkekli yüzlerce yaşıtım ilk günden beni bu ülkede kalmaya ikna etti. Birkaç yıl kalıp, Türkiye’de işler değişince geri dönecektim. Ama hâlâ buradayım, dönemedim bir türlü.

Hep dönmeyi umut ettim. Ünlü yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin ölüm döşeğinde dinlemeyi istediği son şarkı Nobahari’ydi. Sözleri İranlı Şair Sadi Şirazi’ye ait olan parçayı Solmaz Neragi çalıp söylemişti: “Bize bir hayat daha lazım, öldükten sonra. Çünkü bu ömrü yalnızca umut etmekle geçirdik.” Üç dakikalık bu kısa filmi bulup izlemenizi öneririm.

Geldiğim yıllardaki müthiş özgürlük rüzgârları sanat, kültür dahil ülkenin her alanında etkisini gösteriyordu. Ülkede ırkçılık hemen hiç yok gibiydi. İşte o günlerde Utrecht şehrindeki sinemalardan birisinde gittiğim Turks Fruit (Türk Lokumu), Hollanda’nın başyapıtlardandı ve yönetmeni Paul Verhoeven daha sonra dünyadaki ünlü yönetmenler arasına girecek ve RoboCop, Total Recall, Basic Instinct gibi pek çok filme imza atacaktı. Verhoeven, her yıl Almanya’nın Nurnberg şehrinde yapılan Türk-Alman Film Festivali’nde jüri başkanlığı da yapmıştı. Filmin başrol oyuncusu Rutger Hauer de daha sonra Hollywood’a gideceklerden birisi olacaktı.

IQ’SU 164’TÜ

Hollanda’da sinema demişken Sylvia Kristel’i anmadan geçmek kendisine büyük haksızlık olur. Tüm dünyada olduğu gibi o yıllarda Türkiye’de de erotizmin sembolü olan, güzelliği ile ilgi çeken sanatçı, hayatı boyunca yanlış seçimlerinin kurbanı oldu. Hollanda’da ilk gittiğim şehir olan ve uzun yıllar yaşadığım Utrecht’te otel yöneticisi bir babanın iki kızından birisiydi. Hollywood’a gitti, dünya çapında bir isim oldu, kariyerinin son yıllarında yeniden Utrecht’e döndü ve bu şehirde öldü. Şimdi, benim de o yıllar her gün önünden geçtiğim Saint Barbara Kilisesi’nin bahçesinde yatıyor. Sylvia Kristel’in IQ’su, deha düzeyi sayılan 164’tü. Son yıllarını resim yapmaya adadı ve geriye pek çok yağlıboya tablo bıraktı.

Oynadığı ve büyük gişe başarıları sonrasında seri haline gelen Emmanuelle filmlerinin Türkiye serüveni de ilginç. Türkiye’ye 1975’te gelen ilk Emmanuelle filmi İstanbul’da 3 hafta içinde 200 binden fazla seyirci çekince, gelen yoğun şikâyetler sonrasında yasaklanır. Dağıtım şirketinin Danıştay’a başvurusuyla, bu filmi izlemek için bir komisyon oluşturulur ve başına da ünlü şair Cemal Süreya atanır. Ünlü şair, komisyon üyelerini yasağın kaldırılması için ikna eder ve 6 dakikalık bölüm çıkarılıp 15 ay sonra film yeniden gösterime girmeye başlar. O dönem bakanlık, Danıştay’ın atadığı komisyona ve kararlarına tartışmasız saygı gösteriyordu. Daha sonraları filmi şikâyet edenlerin Türkiye’deki erotik filmciler olduğu ortaya çıkmıştı.

[email protected]