Yeni roman... Nouvella...

Yazın tarihinde kimi zaman nihilizm ve onun alt yapısının arayışları sürüp geldi ve evrildi. Kimlik melankolisinin iç süreleri ve dağınık bilinçaltı bileşenlerinin yansımasıydı bu olgu. Bu yapısal yönelimin ayrıntıları Demir Özlü’nün, Borges’in Kaplanları (Yapı Kredi Yayınları) yapıtında ayrıntılarıyla vurgulanır. ‘Olay örgüsü’ ve sürükleyiciliğin arda kaldığı, birey ve estetiğin örtüşme süreci, bir yazın devrimiydi. Dostoyevski belirginliyle başlayan ve Kafka’yla açımlanan; temel düşün olarak ‘varoluşçuluk’ düşünüyle sanatın örtüşmesi birbirini karşıladı. Bu bağlam, Türk yazınında daha önceden, Tanpınar’la da tanışır. Bu yönelim ve arayış, özellikle Leyla Erbil’le daha bir belirginlikle öne çıkar.

26 Haziran 2021 Cumartesi, 00:05
Abone Ol google-news

Sevgili Demir Özlü’nün anısına...

ŞU BİREY!

‘Yeni roman’ın temel ayrımı, bilinçaltının içsel dolambaçları ve bir devrim niteliğindeki farkındalıkla yalnızlaşan bireyin hiçlik derinliğiydi. Yazın tarihinde kimi zaman nihilizm ve onun alt yapısının arayışları sürüp geldi ve evrildi. Kimlik melânkosinin iç süreleri ve dağınık bilinçaltı bileşenlerinin yansımasıydı bu olgu. Kuşkusuz tüm bunlar, Freud psikanalizminin uzantısıydı. Tam da çağımız insanının kendini dışa vurmasıydı oldu edebiyattaki bu yönelim.

Türk yazınında, bu gerçeküstü yönelimin ayrıntıları Demir Özlü’nün, Borges’in Kaplanları (YKY) yapıtında ayrıntılarıyla vurgulanır. “Şu Birey” başlıklı denemesi bu yapıtın ana çerçevesi ve gerçeküstü yöneliminin önemsenmediği, eksiklik vurgusudur. Bu eğilimi “taklitçilik” olarak suçlayanları “kültür şovenizmi” olarak değerlendirir bu kitapta.

Fransız yazınındaki “Dadacılık” olgusunu Tristan Tszara öncülüğüyle saptama yapar bu yapıtta. Tabii “Beat Generasyon” gerçeğine de değinir. Özellikle “Rus Formalistleri” vurgusu da istisnai bir dokunuş, bir ayrıntıdır. Dostoyevski ve onun Yeraltından Notlar (Çev: Nihal Talaza Yaluy / Türkiye İş Bankası Kültür Yay.) yapıtı önemle belirginleşir bu kitabında.

Nitekim Borges’in Kaplanları’nın başka bir bölümünde daha bir ayrıntıya varır:

“Marksçı düşünür Lucien Goldmann’ın ‘Bir Roman Sosyolojisi İçin’ (1964) adlı yapıtına bakınız; özellikle oradaki “Yeni Roman ve Gerçek” adlı yazıya. Goldman, Yeni-Romancıların romanlarının ‘salt biçimsel deneyler’ olduğu savını reddedip onları son kapitalizm çağının nesneleşme olgusu içine yerleştirerek, bu romancıların çağımızın insan gerçeğini yansıttıklarını anlatmıştı. Hem de çok geçerli toplumbilimsel felsefi gerekçelerle.”

Anlatı ögelerinin bireşim arayışlarında, farklıklar bir hayli çoktur. Beckett, bütün zamanlar boyunca salt Godot’yu beklemez. WAT romanında, başı sonu belirsiz tümcelerin dolambaçlarına girer… kurgu bir türlü bitmez. Bir yerlerde tümceler baştan başlar, fakat tamamlanamaz; son tümceden başlayıp başa doğru gider; bu kez metnin bazı sözcüklerine başka sözcükler katar, işin içinden çıkamayınca da... “.avradını……… “ diye basar küfrü.

Psikanalizm, insanın farklı alt kimlik yapısına yönelince, edebiyatta anlatı değerleri, teknikleriyle değişime uğradı:Temel yapı; olay örgüsü, konuya dayalı kurgudur. Estetik değerler de bu ana kurgu üzerinedir. Özetle belirleyici olan temel koşul; olay örgüsü (tahkiye) olarak, ana plan, serim, düğüm, çözüm ana belirleyenleriydi...

YENİ ROMAN VE AÇILIMLAR

Olay,tip, karekter, içem örüntüsü bireşenleriyle oluşan bu şematik klasik yapı, dünya yazınında, Dostoyevski’deki analitik arayışlarla, başka açılımları da içerir. Hiçlik ve nihilizmdir Dostoyevski’de varoluşu kuşatan...

Dünya yazınındaysa, başat olarak, Faulkner, Beckett ve tabii Joyce yeni belirleyen olurlar; modern romanın ve ötesi “yeni roman’ın ve post modernizmin, gerçeküstünün öteki uzanımları... 20. yüzyıl ortalarında, Alain Rob Griyye, Nathalie Sarraute, C.Simon, M.Duras; Tristan Tsara, Alman yazınında, Peter Handke; Balzac ve Sthendal yapıntılı romana karşıt, bir küçük burjuva devrimiydi.

Bilinçaltı ve iç konuşmalar, hatta sayıklamalar abartısıyla üst sanatsal anlayış, ayrımsı bir süreç olarak kendini belirler. Novalya -roman-öykü-şiir- kimi zaman deneme ve felsefi süreç de birbirini tamamlayan karşıtlar olarak bir a-simetrik yapı zorlamasına evrilir…Sonuç olmadığı kadar, başlangıç ve ilk cümle de yoktur…Dağınık kurgunun toplamıdır bütünlük, hiçbir şey sıraya girmez…

BİREY VARLIĞI VE WOOLF!

Birey varlığının olağanüstü analitiğinden bir örnek:

“Taş, British Museum’un üzerini, kemiğin serinliğiyle beynin hayallerini ve ısısını örttüğü gibi örter. Fark şuradadır ki, buradaki beyin Platon’un ve Shakespeare’in beyinleri, beyin çömleklerle heykeller, koskocaman boğalarla küçücük mücevherler yapmıştır; ölüm ırmağını hiç durmaksızın, birinden ötekine kat edip durmuştur, yanaşacak bir kıyı arayarak, kâh bedeni uzun uykusu için iyice sarıp sarmalayarak; kâh göz kapaklarının üzerine birer madeni para koyarak; kimileyin ayak parmaklarını titizce doğuya çevirerek. O sırada Platon diyaloğunu sürdürür; yağmura rağmen, fayton çağıranların ıslıklarına rağmen…” (Jacob’un Odası / Virginia Woolf / Çev.: Fatih Özgüven / İletişim Yay.).

Beynin hayallerini ve Platon’dan ölümle evrilen tüm bunlar, bireyin kendi içsel açılımının bilinmeyen ötekilerine varış, dağınık ve sonuca varmayan bir sentaks ve onun kendi kendisini arayışıydı…

Türk Yazınında, bu anlayışı belirleyen, değiştiren kımıltı kuşkusuz Sait Faik’ tir... Artık O’nunla olay örgüsü hâkim unsur olmaktan çıkmış; bireyin anlık zaman oynamaları, kendi kendineliği, dağınık bilinci ve bilinçaltı; ‘martı’sıyla başbaşa; ‘Dülger Balığının Ölüm’ dansı, “Yer Altından Notlar”la (Dostoyevski) denizin dip sularına iner; insan ve yaradılışın ve varoluşun birlikteliği derin ilk solumalar; modernite başkaldırısının ilk belirleyenidir... Sait Faik. özelde bu klasik planı alt üst etmiştir. Kuşkusuz insanın öteki kimliğiyle yeni estetik bileşendir bu....

Sürecin evrildiği Mavi Dergi, A dergisi. 50 kuşağı diye, imgesini Sait Faik başatından alan, edebiyatta modern, gerçeküstü başkaldırı kıpırtıları gruplanır.. Adnan Özyalçıner, Demir Özlü, Nezihe Meriç, Orhan Duru, Onat Kutlar, Ferit Edgü, Leyla Erbil, Sevim Burak, başka bir bağlamda, Hilmi Yavuz...

‘Olay örgüsü’ ve sürükleyici ögelerin artık arda kaldığı, birey ve estetiğin örtüşme süreci, bir yazın devrimiydi. Dostoyevski belirginliyle başlayan ve Kafka’yla açımlanan; temel düşün olarak ‘varoluşçuluk’ düşünüyle sanatın örtüşmesi birbirini karşıladı. Ama bu bağlam, daha önceden, Tanpınar’la da tanışır. Bir bakıma, Saatleri Aylarlama Enstitüsü ilk post modern girişim olarak kendini belirler... Orhan Pamuk ve Oğuz Atay da farklı tekil duruşlar olarak bu aşamanın öteki versiyonlarıdır...

Şu da bir gerçek ki, Demir Özlü, Felsefe ile edebiyatı buluşturan belirgin bir ayrım olarak ortaya çıkar.

Bu sürecin uzak - tarihsel ilk ard öteleri, taaa Divan şiirinin son temsilcisi, Şeyh Galip’le de farkındalık yaratmayan ipuçlarını verir."SEBK-İ HİNDU" yla . Kuşkusuz bir Budizm felsefesi uzantısı olarak Servet-i Funün bireysel içe kapanışı....Farkındalık olamayan bir tesbit de Halit Ziya’nın Mai ve Siyah’ı...ki Türk yazınında hiç önemi vurgulanmayan roman-yapı....

Leyla Erbil ve özellikle Sevim Burak daha belirgin duruş olarak öne çıkarlar... “… bir elimde Dostoyevski, bir elimde Kafka, bir elimde Kutsal Betik, bir elimde Rilke, gene de DOSTOYEVSKT’ den çıkmışımdır ben, olmasa bu numaraları bilemeyecektim, karışığımdır ben çapraz ve bükülür aman Zeynel ne diye koyuyorsun Beethoven’i, kıskanç ! kimseyi kandırmamı istemezsin, yapayalnız acılar içinde mi gebereyim…” (Leyla Erbil / Gecede /Öykü)

Ve bir dağınık içsel cümleleriyle bireyin parçalanışıdır yeni yazınsal estetik…

Bu yazınsal girişim, bireyi "bireycilik" olarak sanan yüzeysel kategorik tıkanmışlıktan da çok uzak bir sanat- insan, insanın sanatla dahi açılımını ve açıklamasının da ötesinde, tam çağımız belirsizleminin öteki gerçekliğini de kendi içinde taşımakla da, bir küçük burjuva sanat devrimidir... edebiyat artık başka bir ötedir...şiirde de ikinci yeni bunun paralelini-koşutunu yüklenir...

BİREY ve İÇ-SÜRE ARAYIŞLARI

“Kar, uykusuzluk çekmenizi kışkırtan - şimdi bulduğunuz son neden oydu, ama Kristin de, sen de uykusuzluktan ötürü kendinizi hiç umutsuz hissetmediğinizi söylemiştiniz birbirinize - havanın kirliliğini azaltacaktı. (Şimdiden bahçede tutan karın üzerinde kalan küçücük kömür tozlarının yarattığı siyahımsı rengi fark ediyordun). Kristin o uykusuz gecelerin birinde, sana - , Bach’ın müziklerini yaptığı, yakındaydı oraları - doğadaki bugünkü bozulmayı anlatmıştı.” (Berlin’de Sanrı / Demir Özlü / Can Yay.)

Orhan Duru daha ayrımsı bir bağlam olarak kendisini belirler. Absürdün da sınırlarına sığmaz anlatısı; imgeler çok sınırsız gezinir oralarda. Hayalle oynayan – fantasmagorik – kurgu zenginliğiyle kendini belirler…

Tüm bunlar psikanalist sürecin alt süreleri olan bilinçaltında kendini arayan dağınık bireyin yazın-sanata yansımasıdır. Alt bilincin kendi hücresinden çıkıp seslerini sonra da temel yapısını bulmasıdır …

Nitekim dijital distopyayla kendi kendisini yadsıyan birey, günümüzün gerçeği değil mi?