Yetimhane tehlike altında

Büyükada Rum Yetimhanesi ile ilgili kapsamlı bir rapor yayımlandı

30 Temmuz 2019 Salı, 20:47
Abone Ol google-news

Büyükada Rum Yetimhanesi.

Avrupa’nın kültürel mirasının korunmasında öncü kurum olan Europa Nostra ve Avrupa Yatırım Bankası, bugün İstanbul’un ve Adalar’ın önemli bir parçası olan Büyükada Rum Yetimhanesi kompleksinin kurtarılması ve korunması için eylem planını içeren teknik ve mali raporu yayımladı. Raporda, projenin en az 40 milyon Avro tutarında bir yatırım gerektireceği belirtilirken, proje ve uygulamasıyla bütün rehabilitasyon sürecinin tamamlanmasının ise 4-5 yıl alacağı ifade edildi.
2018 yılında Avrupa’nın Tehlike Altındaki 7 Kültürel Miras alanı arasına seçilen yetimhaneye dair hazırlanan rapor, 29-31 Mayıs 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen, uzmanlardan oluşan heyetin, üç günlük Türkiye ziyareti sonuçları ve tarihi yapılarda deneyimli statik mühendisi Clive Dawson’ın Nisan 2019’da yapıyı yerinde inceleyerek ürettiği yapısal rapor esas alıyor. Avrupa Yatırım Bankası Enstitüsü, Europa Nostra, ve Europa Nostra Türkiye’den kültürel miras ve finans alanından uzmanlardan oluşan heyet, yetimhaneyi yerinde ziyaret ederek yerel paydaşlarla ve yetkililerle görüşmeler yaptı. Ziyaret kapsamında Fener Rum Patrikhanesi, Ekümenik Patrik Hazretleri Bartholomeos, Adalar İlçesi Belediyesi başkan yardımcıları ve Meclis üyeleri, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulları Daire Başkanlığı, İstanbul 5. Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu üyeleri ve Türkiye’nin AB Büyükelçisi Christian Berger ile görüşüldü.

Çökme tehlikesi var
Büyükada Rum Yetimhanesi ana yapısı ve ortaokul yapısıyla 15 bin m2’den fazla alana sahip ve Avrupa’nın en büyük dünyanın ise ikinci en büyük ahşap yapısı olarak kabul ediliyor. Yetimhane, İstanbul’un önemli mimarı Alexander Vallaury tarafından, 19. yüzyılın sonunda, lüks bir otel ve kumarhane olarak kullanılmak üzere inşa ediliyor. Raporda, yetimhanenin çökme tehlikesine şu ifadelerle dikkat çekiliyor. “Özellikle kış aylarında kötü hava koşulları (şiddetli yağışlar ve sert kuzey rüzgârları), Türkiye’nin 1999’da yaşadığı deprem ve bakımın yetersizliği binaları büyük ölçüde tahrip etmiş, bu da büyük ölçüde bozulma ve ciddi bir çökme riski ile sonuçlanmıştır. (...) Esas amaç, tamamen orijinal durumuna geri getirmek değildir, yeni ve cazip kullanımlara adapte ederken, ayrıca son yıllarda geçirdiği bozulmaların izlerini mümkün olduğu ölçüde yok etmeden görünür kılmaktır.”