Cicero’ya göre kader!

Roma’yı birey, geleneksel toplum düzeni ve devlet üçgeninde ele alan konuşmaları, felsefi ve teknik eserleriyle her çağın insanını etkilemeyi başarmış büyük devlet adamı, hatip ve düşünür Cicero (M.Ö. 106 - M.Ö. 43), Kader Üzerine’de kader (kaçınılmazlık, determinizm) ve özgür istenç sorunuyla ilgili Yunan felsefe okullarının birbiriyle çatışan farklı görüşlerini aktarıp yorumlar. Bunu yaparken sadece yaşadığı dönemin Romalılarına değil, bugünün okurlarına da bu çetin sorunu çözebilmelerinde yardımcı olmakta, en azından farklı yaklaşımlara dikkat çekmektedir.

24 Ekim 2021 Pazar, 00:03
Abone Ol google-news

“Her şey doğa ve talihten ise, kader üzerinde durmanın mantığı ne?”

Cicero

LATİNCE-TÜRKÇE

M.Ö. 106 yılında Arpinum’da doğan devlet adamı, hatip ve düşünür Marcus Tullius Cicero’nun “De Fato” (Kader Üzerine) parşömene yazdıklarını, 2 bin yıl sonra basılmış kitaplardan ya da sanal olarak okumak da varmış kaderimizde. Yoksa Latince aslından C. Cengiz Çevik çevirisiyle çıkan kitabı raftan alırken bu kaderi kendimiz mi belirledik?

Cicero’nun da kesin bir yargıya varamadığı “kader” söz konusu ise, ben de böyle kuşkucu bir önermeyle söze girmek istedim.

Çevik, okuyucuda beliren soruları Sunuş’ta ve sonundaki Açıklamalar’da yanıtlamış. İş Bankası Kültür Yayınları’nca yayımlanan 68 sayfalık kitapta, Cicero’nun yazdıklarının Latince orijinalini sol yaprakta, Türkçe çevirisini ise tam karşısındaki sağ yaprakta buluyorsunuz.

2 BİN YILLIK METİNDEN GÜNÜMÜZE KALAN

“Cicero’nun 2 bin yıl önce yazdığı bu metinden günümüze ne kaldı?” Cengiz Çevik bu soruya, “Bir eski çağ metninin yazılma ya da içerik oluşum tarihini belirlerken kullanılabilecek en makul yöntem içeriğindeki bir olayı temel alıp metni ona göre konumlandırmaktır.” diye açıklık getiriyor.

Cicero’nun eserini günümüze taşıyan üç eski el yazması, M.S. 9.’uncu yüzyılda parşömen üstüne Şarlman harfleri ile yazılmış ve halen Leiden Üniversitesi’nin kütüphanesinde ancak eserin pek çok bölümü kayıp.

O kadar ki günümüze kalan haliyle Kader Üzerine eksik bir tümceyle başlıyor:

“(...) onların ethos dediği adetlerle ilgili olduğu için felsefenin bu sahasına genel olarak ‘adet üzerine’ diyoruz. Ancak onu ahlak olarak adlandırmak zenginleşmekte olan Latin diline uygun düşer”.

KADER ÜZERİNE NEDEN YAZILDI?

Cicero’yu kader üzerine yazmaya yönelten neydi? Yazdıklarında genel olarak felsefecilerin birbirine karşıt görüşlerine yer verip, kendisi önermede bulunmayan Cicero, bu tutumundan Kader Üzerine’de neden vazgeçti? Anlatıyor:

“Tanrıların doğası ve kehanetle ilgili olan diğer kitaplarımda uyguladığım yöntem, her iki taraf adına da açıklama yapılması şeklindeydi, bu sayede kişi kendisine ziyadesiyle makul görünen tarafı doğru kabul edebiliyordu, ancak kader üzerine olan bu tartışmada bir rastlantı beni bundan alıkoydu.”

Cicero bu rastlantıyı, yakın dostu Hirtius’la çiftliğinde buluştukları, her günkü huzur ortamında boş vakit konularına eğildikleri sırada dostunun, “sana yük olmazsa aleyhine olacak argümanları senden dinleyeceğim bir tezi masaya yatırmak istiyorum” diyerek kader konusunu açmasına bağlıyor.

O dönemde yaşanan olaylar ve isimlerden alıntılarla kadere karşı çıkarken Cicero şöyle diyor:

“Hercules aşkına, korsan Icadius’un da belli bir kaderi olduğunu görmüyorum. Zira hiçbir yerde ona geleceğinin önceden söylenmiş olduğu yazmıyor. Dolayısıyla bir mağaradayken bacaklarına bir taş düşmüş olmasının nesi şaşırtıcı? Sanıyorum o vakit Icadius mağarada olmasaydı o taş yine düşmüş olacaktı, zira ya hiçbir şekilde tesadüf diye bir şey yoktur ya da talih bu olayın gerçekleşebilmesini sağlamıştır. Her şeyin mantığı kader dışında, doğa ve talihte arandığına göre, o halde kader üzerinde durmanın mantığı nedir?”

CICERO HÂLÂ GÜNCEL!

Cengiz Çevik, Cicero’nun yaşamına değinirken, “Onun gençliğinde Roma’da kültürlü olmak, anadil Latin-cenin yanında Yunancayı da bilmek demekti, o da, çoğu çağdaşı gibi genç yaşta Yunan filozof ve tarihçile-rinin düşüncelerini içeren metinlerle karşılaştı ve onlar üzerinde çalıştı” diyor.

Roma Hukuku eğitimi alan Cicero, önce askerliği seçip bunu sadece iki yıl sürdürüyor, sonra avukatlığa adım atarak önemli davaları üstlenince dönemin diktatörü Sulla’nın hışmına uğrayıp, Atina, Küçük Asya ve Rodos’a gidiyor.

Bir dönemin ateşli hatibi olarak consüllüğe de seçilen Cicero sonraki yıllarda, hem Caesar hem Antonius’la ters düşüyor. M.Ö. 43 yılının 7 Aralık günü başı ve elleri kesilerek idam ediliyor.

Çevik’e göre 2 bin yıl sonra Cicero hâlâ güncel: “Cicero sadece örnek yaşamıyla bile düşünce dünyası üzerinde büyük bir etkide bulunmuştur. Her çağdan farklı düşünce adamları onun Roma’yı birey geleneksel toplum düzeni ve devlet üçgeninde ele alan eserlerini tekrar tekrar okumuş her okumada onun zamanın ötesine ve her çağın insanına seslenen tespitlerini ciddiye almıştır.”