Murakami’nin “Doğum Günü Kızı”

Hani bazen eşyanın kaşla göz arasında kımıldandığı sanısına kapılırız ya, Haruki Murakami’nin Doğum Günü Kızı da işte öyle kımıldanıyor. Kulağa tuhaf geliyor ama bu öykü hareket ediyor. Murakami’nin zihinde çıtırtılar çıkartan öyküsü de şu soruyla yürüyor: Acaba doğum günü kızı yirminci yaşına girerken ne dilemişti?

17 Kasım 2021 Çarşamba, 00:01
Abone Ol google-news

Hani bazen eşyanın kaşla göz arasında kımıldandığı sanısına kapılırız ya, Haruki Murakami’nin Doğum Günü Kızı da işte öyle kımıldanıyor. Kulağa tuhaf geliyor ama bu öykü hareket ediyor. Ahşabın nemle, ısıyla genleşip üzerinde biri yürüyormuşçasına kendi kendine çatırdaması gibi, Murakami’nin zihinde çıtırtılar çıkartan öyküsü de şu soruyla yürüyor: Acaba doğum günü kızı yirminci yaşına girerken ne dilemişti?

Öykünün başında doğum günü kızının artık otuzlarında olduğunu öğreniyoruz. Öykünün anlatıcısıyla yirminci doğum günleri üzerine sohbet ediyorlar. O sıralar Roppongi’de lüks bir İtalyan lokantasında çalıştığını söylüyor kız.

Yirminci yaşına girdiği akşam, vardiyasını değiştirdiği arkadaşı üşütüp yatağa düştüğü için işe gitmek zorunda kalmış ama bunu dert etmemiş. Çünkü doğum gününü birlikte kutlayacağı erkek arkadaşıyla yaşadığı tartışmanın sonunda aralarındaki bağın koptuğunu hissetmiş. İçinde bir şey taş gibi katılaşıp ölmüş.

Ardından, çalıştığı yerin gizemli sahibinin, restoranın bulunduğu binanın altıncı katında bir dairesi olduğunu öğreniyoruz kızdan. Lokanta müdürü bu gizemli adama her akşam aynı saatte aynı yemeği götürüyormuş. Adeta dini bir ritüeli andıran bu servis işi, yirminci yaş gününde kızın üstüne kalıyor çünkü restoran müdürü o akşam aniden hastalanıp hastaneye kaldırılıyor. Ve işte ne oluyorsa o gizemli restoran sahibinin odasında oluyor.

Sohbet sırasında kızın yirminci yaş günü olduğunu öğrendiğinde adam şöyle diyor: “Eğer bir dileğin varsa bunu gerçekleştireceğim. Ne var ki, tek bir dilek hakkın var, iyice düşünesin. Tek bir dilek. Sonra kararını değiştirip vazgeçemezsin.”

YAŞAM DENEN ŞEY

Ne dilediğini öğrenemiyoruz ama yaşlı adam şaşırıp “Başka dileyecek bir şeyin yok mu ki?” diye sorunca kızın şu tuhaf yanıtıyla karşılaşıyoruz: “Ben henüz yaşam denen şeyi tam olarak kavramış değilim. Yaşamın nasıl işlediğini tam anlayabilmiş değilim.”

Sonrasında, yaşlı restoran sahibi anlaşılmaz bir şeyler yapıp iki elini pat diye birbirine vurarak, “Dileğin kabul oldu,” diyor kıza. Kız adamı bir daha hiç görmüyor. Oraya pek yaklaşmamanın daha iyi olacağını hissedip işten ayrılıyor.

Dileğini açıklamak yerine okurun zihninde öyküyü hareket ettiren başka şeyler söylüyor kız: “Ben şimdi, benden üç yaş büyük bir muhasebeciyle evliyim; iki de çocuğumuz var. Bir oğlan bir de kız. Bir de İrlanda seteri köpeğim var. Audi’ye biniyorum. Haftada iki kez kadın arkadaşlarımla tenis oynuyorum. Bu benim şimdiki yaşamım.” (…) “İnsan ne dilerse dilesin, ne kadar uğraşırsa uğraşsın, önünde sonunda olup olabileceği kendisinden başka biri değildir.”

Kızın dediğine göre kendisininki zaman isteyen bir dilekmiş ve gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hakkında kesin bir fikri olamazmış. Ama on yıldan fazla bir zamandır gerçekleşmediğini de söyleyemezmiş.

Tam burada, öykü yine hareket ediyor. İpuçlarını biriktiren Murakami okurları o dileğin ne olduğunu bulmaya sadece bir adım kaldığını hissediyor.

Doğum Günü Kızı / Haruki Murakami / Çev: Ali Volkan Erdemir / Doğan Kitap / 68 s.