Sungu Çapan

‘Oyun’un devamı ‘Kraliçe Lear’ gösterimde

22 Kasım 2019 Cuma

Sosyoloji eğitiminin ardından, reji asistanlığı yaparak 1900’lerin sonu 2000’lerin başında sinemaya başlayıp vaktiyle epeyce ses getiren, Mersin’in Arslanköy’ünden tiyatrocu kadınların hikâyesini anlatan o belgeselle kurmacayı oldukça ilginç biçimde harmanlayan “Oyun” (2005) belgeseliyle dikkati çekmişti yazar ve yönetmen Pelin Esmer. Esmer’in son eseri, bir bakıma “Oyun”un devamı niteliğindeki “Kraliçe Lear” bugün gösterime giriyor. Yönetmenin “Oyun”dan sonra 14 yıldır ilişkisini kesmediği Arslanköylü tiyatrocu kadınların beşini, Behiye, Cennet, Fatma, Ümmü ve Zeynep’i yeniden bir araya getirip yanlarına Mersin Şehir Tiyatrosu’nun oyuncularını da ekleyerek Toroslar’daki yüksek rakımlı çevre köylerde çıktıkları bir turneyi, Shakespeare’in “Kral Lear” tragedyasıyla paralellikler kurarak aktardığı yeni belgeseli “Kraliçe Lear” ilk kez Saraybosna Festivali’nde seyirci karşısına çıkmış, Adana Film Festivali’nde de Yılmaz Güney ve Sinema Yazarları (SİYAD) - Cüneyt Cebenoyan ödüllerini kazanmıştı.

Bir ikisi şişmanımsı biriyse çıta gibi zayıf olan Arslanköylü tiyatrocu kadınların kendi hikâyelerinden yola çıkarak hazırladıkları oyunu seyrettiğimiz “Oyun”dan bunca yıl sonra bu kez grubun, kameraman Murtaza’yla birlikte kamerayı da bizzat kullanan yönetmen Esmer’in önerileri doğrultusunda ve kamyona sandalyeleri, kimi aksesuvar ve kostümleri, film projeksiyon makinesiyle jeneratörü de ekleyerek minibüsle çıktıkları, uçurumlu yollarda korka korka gidip turne boyunca köy köy sergiledikleri sebest Lear uyarlamasını izliyoruz “Kraliçe Lear”da. Shakespeare’in tümcelerinin kendiliğinden Arslanköylü kadın kahramanlarımızın tümcelerine dönüştüğü, insana hayata gençliğe yaşlılığa ölüme dair bilgece laflar ettikleri, sanatla tiyatro ve sinemanın iç içe geçtiği, Esmer’in de yönlendirmeleriyle yolunu bulan doğaçlamalarla süren, sinemamızda pek rastlanmayan türden, bizi sağaltma gücüne de sahip, ilginç bir seyir deneyimine dönüşüyor sonuçta “Kraliçe Lear”. Bu kadınların suyun, yolun zor ulaştığı dağ köylerine, yıllar önce “Oyun” münasebetiyle kendilerine iyi geldiğini keşfettikleri tiyatroyu götürdükleri, sevimli inek, keçi, koyun, tavuk görüntüleri, kuş cıvıltıları, üveyik ötüşleri, orman sesleri ve cennet gibi doğa tasvirleriyle bezeli “yolculuklarını” yansıtan film, yıllar yılı kendi iç dünyalarında yaşadıkları değişimleri de sorguladıkları, kimi sıçramalara da uygun bir başka “yolculuğu” da barındırıyor “Kraliçe Lear”. Serbest Lear uyarlamasının yanı sıra ekibin köy sakini seyircilerine “Oyun”la Hacivat-Karagöz temsillerinden bölümler de sundukları gösterimlerine dayanan ve Barış Diri’nin filme cuk oturmuş müzikleriyle bezenmiş filmde vaktiyle kendi yarattıkları oyundan filme çekilmiş “Oyun”u izlerken seyirci de onları seyrediyor. Anlatıcı ve seyirci konumlarını yer yer iç içe geçirip Arslanköylü tiyatrocu kahramanlarının kendi hikâyelerini anlatmaları için de alanlar açan yönetmen Pelin Esmer, sinemamızda eşine pek rastlanamaz cinsten bir “güçlenme, güven duyma ve dayanışma” hikâyesini perdeye taşımış oluyor sonuçta.

‘Doktor Uyku’

Stanley Kubrick’in Stephen King'in öyküsünden uyarladığı, başroldeki Jack Nicholson'un dehşetengiz Jack Torrance rolündeki unutulmaz performansıyla akıllarda kalan,1980 yapımı korku-gerilim başyapıtı "The Shining-Cinnet"in, yıllar sonra gelen devam filmi olarak lanse edilen "Doctor Sleep-Doktor Uyku", "Cinnet"in kahramanı Jack Torrance'ın küçük oğlu Danny'nin yetişkinliğini konu ediniyor. Yine Stephen King imzalı bir devam hikâyesinden perdeye aktarılan "Doktor Uyku"nun başrollerinde Ewan McGregor ve Rebecca Ferguson var, yönetmeniyse senaryoyu da yazan Mike Flanagan. Sonuçta Kubrick'in filminin yanına bile yaklaşamayıp onu alabildiğine sömüren, hayli ticari ve ucuz tarafından kotarılmış, dandik bir Hollywood yapımı "Doktor Uyku". Kariyerini böylesi evlere şenlik, uyduruk filmlerle sürdüren Ewan McGregor’un hali içler acısı.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Banliyöde ayaklanma var 7 Şubat 2020