WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula, sürdürülebilirliği teknik bir dilin ötesine taşıyarak yaşam alanlarımızın, belleğimizin ve kimliğimizin bir parçası olarak tanımlıyor. Gerçek bir zihniyet dönüşümünün şifrelerini veren Kula; ekogönüllülüğün yükselişini, teknolojiyle kurulan mesafeli ama akılcı ortaklığı ve bir kum zambağı gibi inatçı ve güçlü kalabilmenin öyküsünü paylaşıyor.
Kariyeriniz boyunca iletişim, tasarım, inovasyon ve deneyim odaklı farklı alanlarda çalıştınız. Geçmişiniz WWF-Türkiye’de nasıl bir bakış açısı kazandırıyor?
Tecrübelerimi taşımanın, bir yazarın, iyi bir hikâyede, çarpıcı bir metaforu olayın kalbine yerleştirme becerisi ile benzer olduğunu düşünüyorum. Her iş birbirine benzer; doğa korumanın bileşenleri de çok farklı değil. Doğayı sadece korumak değil, doğanın korunduğu ve kendi kendine iyileştiği bir yaşam kurgulamak istiyoruz. Bunun için fikirlerimiz, yöntemlerimiz var. Girdileri ve çıktıları kendi bağımsızlığına kavuşturan finansal ya da bilimsel modelleri kurup, anahtarı bir kez çevirip, motoru çalıştırıp uçabildiğini göstermemiz gerekiyor. Çok zor değil ama dert edinmek gerek. Bir markanın doğru yere konumlanmasını da dert ederdim, mükemmel bir bankacılık deneyimi kurmayı da. Şimdi de bunu dert ediyorum. Sanırım benim için değişen fazla bir şey yok.
Sürdürülebilirlik çoğu zaman teknik bir dil ve veriler üzerinden konuşuluyor. Oysa çevre aynı zamanda duygusal, etik ve kültürel bir alan. Siz bu üçlü dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Doğayı, insanı onun dışında olduğuna ikna ettiğimiz için kaybetmeye başladık. Şimdi tekrar onun bir parçası olduğuna ikna etmeye çalışıyoruz. Evet, duygusal, etik ve kültürel olarak kim olursan ol, ne üretirsen üret, doğanın parçasısın. Doğanın bilimin konusu olarak ele alınması da böyle bir yanılgı yaratıyor. Bilimsel zemin elbette vazgeçilmez. Yanlış bir teşhisle doğru bir çözüm üretmek mümkün değil. Doğa; yaşam alanımızın, hafızamızın, kültürümüzün ve kimliğimizin bir parçası. İnsanların bağ kurabildiği, ait hissettiği yerlerde koruma refleksi çok daha güçlü oluyor. Bu bağı kurmadan toplumsal sahiplenme yaratılamaz. Bu nedenle bilimi merkeze alan, adaleti gözeten ve hayatın içinden bir anlatıyla insanlara dokunan bir yaklaşımı kurmaya çalışıyoruz.
EKOGÖNÜLLÜLER ARTIYOR
WWF-Türkiye’nin yürüttüğü projelere baktığınızda, sizi en çok umutlandıran ya da “İşte bu gerçekten dönüşüm yaratıyor” dediğiniz çalışma hangisi?
Bir parçası olduğunuzda sizi derinden yakalayan her proje çok başarılı diyebilirim. Çünkü dönüşüm aslında insanın doğa ile ilişkisinden geliyor. Doğa ile ilişkiniz, ona bakış açınız, bağınız değişirse her şey değişir. 20 yıl önce Akyatan’da ilk yuvaları açıp deniz kaplumbağalarını Akdeniz’e kavuşturup 20 yıl sonra büyümüş ve yumurtalarını bırakmak üzere dünyaya geldiği aynı kumsalın yolunu bulan mucizevi canlıları gördüğünüzde dönüşmemeniz mümkün mü? Beni en çok umutlandıran WWFTürkiye olarak bizim ne yaptığımız değil, bunu kaç bin kişiyle yaptığımız, kaç kişiyi bu duyguya dahil edebildiğimiz. Gönüllü sayımızda büyük bir artış yakaladık, doğa koruma müfredatları hazırladık. Doğa öyle bir şey ki tanısanız çok seversiniz, severseniz korursunuz. Küçücük bir çocuk da olsanız, milyon dolarlık bir şirketin CEO’su ya da bakan da olsanız...
Türkiye’de çevre bilinci son 10-15 yılda nasıl bir değişim geçirdi?
Gerçek bir zihniyet dönüşümünden söz edebilir miyiz? Türkiye’de çevre bilincinin arttığı net; özellikle genç kuşaklarda, yerelde ve kentlerde iklim değişikliğinin etkileriyle yüz yüze gelen kesimlerde bu farkındalık daha görünür. Ancak zihniyet dönüşümü için farkındalık yeterli değil. Gerçek dönüşüm; bu farkındalığın, bilime dayanan politikalarla ve karar alma süreçlerinin bir parçası haline gelmesi ve hepimizi dahil etme başarısıyla ölçülür. Bilincin artması çok kıymetli ama bunun dönüşümü başlatması, somut ve adil politikalara dönüşmesi için ısrarcı olmaya devam ediyoruz.
DOĞA KORUMADA TEKNOLOJİ VE ETİK SINIRLAR
Teknoloji ve yapay zekâ bugün çevre mücadelesinin neresinde duruyor? WWF-Türkiye bu alanda nasıl araçlar kullanıyor?
WWF ağı doğa korumada daha hızlı, akılcı ve geniş ölçekte çözümler için milyonlarca fotokapan görüntüsünden yaban hayatının izlerini belirlemekten denizlerdeki en büyük tehditlerden hayalet ağları aramaya kadar çeşitli alanlarda teknolojiyi ve yapay zekâyı kullanıyor. Türkiye’de de tür, deniz, toprak korumada teknolojiden yararlanıyoruz. Öte yandan vakfımızın büyük emeklerle kazanılmış güvenilirliğini tehlikeye atmamak için daha önemlisi, doğa kayıplarını yok sayma refleksi yaratabilecek “doğanın dijitalde yeniden üretilmesine” karşıyız. Nesli tükenen bir canlıyı AI ile yeniden hayatımızın parçası gibi gösterebilirsiniz ama hayır bundan özellikle kaçınmalıyız. Gezegenimizin durumunu anlatırken AI ile değil, gerçek fotoğraf ve videolardan oluşan görsel arşivlerimizle ilerliyoruz.
WWF-Türkiye’nin 2026 hedefleri nelerdir? Bu hedefler sahada ve gündelik hayatta nasıl karşılık bulacak?
Doğa ve insan için yeni bir başlangıç amacıyla toplulukları harekete teşvik etmeye devam edeceğiz. Bilim temelli politika önerileri geliştirerek iletişim, farkındalık ve savunuculuk çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ama en önemlisi, milyonları işimizin parçası yapacağız. Çünkü doğayı koruma bir uzmanlık ya da bir sivil toplum faaliyeti olarak görülmemeli, her anımızın içinde olmalı. Hedefimiz, sahalarımızı ve gönüllülerimizi büyütmek, doğayı korumayı her yaştan eğitimin bir parçası haline getirmek.
Bunu her konuğuma soruyorum. Şayet bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz, neden?
Oldum olası yaban yetişeni severim. Şevketi bostan, papatya, kendi başına deli deli açan çiçekleri severim. Akyatan kumsalında, dünyanın başına açtığımız tüm dertlere inat, kum zambakları açar beyaz beyaz. Sanırım ben o kum zambağı olmak istiyorum. Yalnız, nadir, inatçı, güçlü ve bembeyaz.
COP31: TÜRKİYE İÇİN BİR EŞİK
Türkiye 2025 yılındaki iklim politikalarıyla olması gereken yerde değil, ancak 2026’da COP31’e ev sahipliği yapmamız büyük bir fırsat: Türkiye karbonsuz ve adil bir geleceğin inşası için liderlik gösterebilir. Ancak gerçek bir liderlik için ev sahipliğinin yanı sıra eylem de gerekir. Bunun için emisyonları azaltan iddialı iklim hedeflerine, kömürden çıkış stratejisine, yenilenebilir enerji yatırımlarına, katılımcı ve insan haklarını gözeten bir yönetim anlayışına odaklanmak gerekiyor. Ben ülkemin bunu başaracağına gerçekten inanıyorum. Buna yüreğimiz ve kararlılığımız var, doğa temelli çözümler belli. Türkiye gibi gelişime aç, istekli ve cesur bir ülke harika bir örnek yaratabilir.
İKLİM POLİTİKALARINDA ÜÇ KRİTİK ADIM
İlk olarak ekonomide emisyonları bugünden itibaren azaltacak, 1.5 °C eşiğiyle uyumlu bir hedef oluşturmak önemli. Mevcut planlar emisyonları azaltmak bir yana, 2038’e kadar devam eden bir artış öngörüyor. İkinci adım, kömürden aşamalı bir çıkışı planlayarak adil bir enerji dönüşümünü hayata geçirmek. Son olarak, biyolojik çeşitliliği ve ekosistemlerin bütünlüğünü koruyacak ilave güvenceler oluşturulmalı. Temmuz'da kabul edilen maden yasasının iptali bunun için iyi bir başlangıç olabilir. Doğamız milli servetimiz, öz kaynağımız, sermayemiz; bunu neden kısa vadeli kazanımlar uğruna feda edelim, daha iyi bir kanun yazabiliriz.