Trump’ın, aylar sonra İran’a yönelik ikinci bir doğrudan saldırı tehdidinde bulunması, USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile birlikte diğer savaş gemileri, bombardıman uçakları ve savaş uçaklarının ülkeye yakın bir bölgede konuşlandırıldığı bir döneme denk geldi.
Trump, bu askerî yığınağı açıkça, Venezuela açıklarında yapılan ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin başkent Caracas'taki konutlarından gece yarısı, ABD özel kuvvetleri tarafından silah zoruyla kaçırılmaları ile sonuçlanan operasyon öncesindeki kuvvet konuşlandırmasıyla kıyasladı.
WASHINGTON'UN TALEPLERİ
Trump, talep ettiği 'anlaşmaya' ilişkin ayrıntı vermekten kaçınarak yalnızca 'devasa bir filonun İran’a doğru ilerlediğini ve ülkenin bir anlaşma imzalaması gerektiğini' söyledi. Ancak ABD’li ve Avrupalı yetkililer, müzakerelerde İran’a üç temel şart sunulduğunu aktardı.
Buna göre Washington’un talepleri şunlar:
- Uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin kalıcı olarak durdurulması,
- Balistik füzelerin menzil ve sayısına kısıtlama getirilmesi,
- Hamas, Hizbullah ve Yemen’deki Husiler dahil olmak üzere Orta Doğu’daki tüm vekil gruplara verilen desteğin sona erdirilmesi.
"PROTESTOCULAR TRUMP'IN UMRUNDA DEĞİL"
Dikkat çekici bir diğer nokta ise, Aralık ayında İran’da patlak veren ve ülkeyi sarsan protestolara ilişkin herhangi bir koruma talebinin gündeme getirilmemesi oldu.
Trump, sosyal medya üzerinden protestoculara destek sözü vermiş olmasına rağmen, son haftalarda bu konuya neredeyse hiç değinmedi.
İran yönetimi can kaybının 3 bin 117 olduğunu açıklarken, insan hakları örgütleri bu sayının gerçeği yansıtmadığını ve ölü sayısının 3 bin 400 ile 6 bin 200 arasında olabileceğini savunuyor.
REJİMİN 'BAŞINI KESME' TEHDİDİ
Trump’ın, Venezuela’daki başarının ardından daha da cesaretlendiği ve İran’daki dinî liderlik ile Devrim Muhafızlarını sindirmek amacıyla açık biçimde 'rejimin başını kesme' tehdidini kullandığı belirtiliyor. Son temaslar, İran sistemindeki kırılganlığı da gözler önüne serdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi'nin, Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile konuşabilmek için izin istemek zorunda kaldığı, ABD ile doğrudan temas kurmasına izin verilmediği için de üçüncü bir taraf aracılığıyla İran’ın 'yakın zamanda infaz planlamadığına' dair bir taahhüt ilettiği öne sürüldü.
Irakçi ise Çarşamba günü Tahran’da gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’ın ABD ile bir görüşme talep etmediğini belirterek, “Diplomasi, askerî tehditler yoluyla etkili olamaz” dedi. Irakçi, olası bir kapsamlı çatışmanın 'kaotik, son derece yıkıcı ve İsrail’in hayalî takvimlerle sunduğundan çok daha uzun sürecek bir süreci tetikleyeceği' uyarısında bulundu.
"YIĞINAK, SAVUNMA AMAÇLI..."
Washington’da ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kongre üyelerine yaptığı bilgilendirmede askerî yığınağın esas olarak ABD güçlerini korumaya yönelik savunma amaçlı olduğunu söyledi. Ancak Rubio, bu kuvvetlerin gerekirse 'önleyici şekilde de hareket edebileceğini' ifade etti.
Haberlerde, müzakerelerin kayda değer bir ilerleme sağlamadığı belirtiliyor. Gözlemcilere göre Trump’ın talepleri, İran’ın zaten zayıflamış olan askerî ve stratejik kapasitesini daha da aşındırmayı hedefliyor. Bu kapasite, geçen yıl haziran ayında İsrail’le yaşanan ve 12 gün süren savaşın ardından ciddi darbe almıştı.
Söz konusu çatışma, ABD’nin Natanz, Fordo ve İsfahan’daki üç ana nükleer tesise düzenlediği hava saldırılarıyla sona ermişti. Trump, İran’ın nükleer programının 'tamamen yok edildiğini' savunsa da, kendi ulusal güvenlik strateji belgesinde programın yalnızca 'ciddi biçimde geriletildiği' ifade ediliyor.