Tarımın güvencesi: Çiftçi

Tarımın güvencesi: Çiftçi

14.05.2026 08:25:00
Güncellenme:
Tarımın güvencesi: Çiftçi

Uzmanlar, küresel gıda krizinin derinleştiği bir dönemde tarım politikalarının merkezine çiftçinin yerleştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Artan maliyetler, kuraklık ve plansız üretimin sektörü kırılgan hale getirdiği belirtildi.

Küresel ölçekte gıda krizinin kapıda olması, tarımsal üretimi stratejik bir öneme eviriyor. Tarımsal üretimin merkezinde ise çiftçi yer alıyor. “Bugün tarımı konuşurken aslında en çok çiftçiyi konuşmamız gerekiyor” diyen Muğla Planlama Ajansı (MUPA) Başkanı Tansu Özcan, “Çünkü tarımın gerçek gücü toprakta değil, o toprağı emekle işleyen insanlardadır.

Image

Tansu Özcan

Çiftçi varsa üretim vardır, üretim varsa hayat devam eder. Nasıl ki kalp durduğunda bir beden yaşamını sürdüremezse üreticinin güç kaybettiği bir tarım sistemi de sürdürülebilirliğini koruyamaz” uyarısında bulundu.

“Bugün tarımı konuşurken aslında en çok çiftçiyi konuşmamız gerekiyor” diyen Muğla Planlama Ajanı (MUPA) Başkanı Tansu Özcan, “Çünkü tarımın gerçek gücü toprakta değil, o toprağı emekle işleyen insanlardadır. Çiftçi varsa üretim vardır, üretim varsa hayat devam eder. Nasıl ki kalp durduğunda bir beden yaşamını sürdüremezse üreticinin güç kaybettiği bir tarım sistemi de sürdürülebilirliğini koruyamaz” uyarısında bulundu.

‘SORUMLULUĞU ÜSTLENİYORLAR’

Tarımda çiftçinin önemini, “Ağacın görünmeyen ama ayakta kalmasını sağlayan kısmı kökleriyse çiftçi de tarım için aynı önemde” sözleriyle örnekleyen Özcan, “Son yıllarda iklim koşulları, kuraklık riski, artan maliyetler ve su kaynakları üzerindeki baskı; üretim süreçlerini daha da zorlaştırıyor. TÜİK’in 2025 verilerine göre tahıl üretiminde yüzde 12.3, meyve üretiminde ise yüzde 30.9 oranında düşüş yaşandı. Zeytin üretimindeki yüzde 34.7’lik azalma da bu sürecin ne kadar hassas bir noktaya geldiğini gösteriyor. Ancak bütün bu tablo içinde üretmeye devam eden çiftçilerimiz, aslında hepimiz için çok büyük bir sorumluluğu omuzluyor” ifadelerini kullandı. Özcan, sözlerine şöyle devam etti:

Bu nedenle bugün yapılması gereken şey, çiftçiyi yalnızca üretimin bir parçası olarak görmek değil, tarımın merkezine koymaktır. Üreticiyi destekleyen, suyu ve toprağı koruyan, teknolojiye erişimi artıran ve gençlerin kırsalda kalmasını teşvik eden politikalar artık çok daha önemli hale geldi. Çiftçiye sahip çıkmak, yalnızca tarıma değil, ülkenin geleceğine sahip çıkmaktır. Çünkü soframıza gelen her ürünün arkasında büyük bir emek, sabır ve alın teri var.”

‘ÇİFTÇİ SİSTEMİN GARANTÖRÜ OLMALI’

Küresel ölçekte gıda sistemlerinin derin bir dönüşümden geçtiği, savaşların, iklim krizinin ve ekonomik dalgalanmaların tarımsal üretimi temelinden sarstığı bir dönemde kutlandığını anımsatan Çukurova Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim üyesi Dr. Burak Öztornacı, “Bugün, toprağı işleyenlerin emeğini anmanın ötesinde, tarımın ulusal güvenlik ve toplumsal refahın omurgası olduğunu titizlikle hatırlatmak gerekmektedir. Modern gıda rejimi, tarımı yalnızca bir ‘ticari faaliyet’ alanı olarak kodlama eğilimindeyken gelinen noktada tarıma “kamucu” yaklaşımın sadece bir tercih değil, sürdürülebilir bir gelecek için zorunluluk olduğu açıkça görülmektedir” dedi.

Image

Burak Öztornacı

Yapılan çalışmaların, tarım-gıda sistemlerinin sürdürülebilirliği için piyasa mekanizmalarının yetersiz kaldığını ve kamusal müdahalenin ekolojik dengeyi korumak adına merkezi bir rol oynaması gerektiğini belirten Öztornacı, “Gıda enflasyonunun dünya genelinde kalıcı hale gelmesinin en ağır bedelini yine üretimin baş aktörü olan ancak küresel tedarik zincirlerinde en zayıf halka olarak kalan çiftçiler, özellikle küçük aile işletmeleri ödemektedir” tespitinde bulundu.

KUŞAK KRİZİ RİSKİ

Tarımın öznesi olan çiftçinin durumunun, yalnızca ekonomik verilerle değil, kırsal yaşamın sürdürülebilirliği üzerinden de ele alınması gerektiğini vurgulayan Öztornacı, “Bugün çiftçilik, artan yaş ortalaması ve genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasıyla ciddi bir kuşak kriziyle karşı karşıyadır. Çiftçinin üretimden vazgeçmesi, sadece bir mesleğin kaybolması değil, binlerce yıllık yerel bilginin ve biyolojik çeşitliliğin de yok olması anlamına gelmektedir” ifadelerini kullandı. Öztornacı sözlerine şöyle devam etti:

‘KÜÇÜK ÜRETİCİYİ KORUMALI’

“Tarımsal üretim süreçlerinde karşılaşılan risklerin tamamını çiftçinin omuzlarına yükleyen mevcut sistem, üreticiyi borç sarmalına itmekte ve mülksüzleşme riskini artırmaktadır. Kamucu bir yaklaşım, çiftçiyi sadece bir “girdi kullanıcısı” olarak değil, ekosistemin koruyucusu ve gıda arzının garantörü olarak konumlandırmayı gerektirir. Bu noktada küçük üreticiyi piyasanın sert rüzgarlarına karşı korumak, kooperatifleşmeyi teşvik etmek ve girdi maliyetlerini sübvanse edecek devlet destekli bir üretim planlaması zorunludur. Sektörel bazda dijital dönüşüm gerekliliği, ancak kamu eliyle yönetilen bir altyapı desteğiyle “akıllı tarım” uygulamalarının köylere kadar ulaşmasını sağlayabilir.

‘GIDAYA ERİŞİM HAKKI KORUNMALI’

Devletin, piyasayı düzenleyici ve denetleyici rolünü aktif hale getirerek, çiftçinin emeğinin karşılığını hasat öncesinde öngörebildiği bir sistem inşa etmesi elzemdir” diyen Öztornacı, “Bu, sadece çiftçiye bir teşekkür değil, aynı zamanda gelecek nesillerin sağlıklı gıdaya erişim hakkını güvence altına alma sözüdür” ifadelerini kullandı. Öztornacı, gıda egemenliğinin, bir toplumun kendi gıdasını nasıl üreteceğine karar verme hakkı olduğunu ve bu hakkın ancak çiftçinin toprağında kalabildiği bir düzende korunabileceğini söyledi.

‘DESTEK ARTARSA KATILIM ARTAR’

Tüm olumsuzluklara karşın toplumda tarıma karşı yönelimin artmaya başladığını belirten Ölmez, “Çünkü tarım yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik meselesidir. Tarım, yalnızca toprağa ekilen bir ürün değil, bir ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır” dedi. “Eğer üretim planlaması doğru yapılırsa, işçilik maliyetleri daha verimli hale getirilirse, gübre ve ilaç maliyetleri düşürülürse çok daha fazla insan üretime katılacaktır” diyen Ölmez, “Üretimin artması yalnızca çiftçiyi değil, ülke ekonomisini de güçlendirecektir. Bu sayede dışa bağımlılık azalacak, ülkemiz tarımda daha güçlü ve daha kendi kendine yetebilen bir yapıya kavuşacaktır” ifadelerini kullandı.

‘ÜRETİM PLANLI OLURSA HEM ÜRETİCİ HEM TÜKETİCİ KORUNUR’

Cumhuriyet’e konuşan ve ailece Çukurova bölgesinde üç kuşaktır çiftçilik yaptıklarını belirten Yılmaz Ölmez (36), üretim maliyetlerinin yanı sıra plansızlık ve çalışma sistemindeki düzensizliğin de verimde belirleyici olduğunu söyledi.

“İş gücünün etkin kullanılmaması, çalışma saatlerinin kısa olması ve üretim organizasyonunun yeterince profesyonel yapılamaması maliyetleri daha da artırmaktadır” diyen Ölmez, “Bugün ülkemizde birçok üretici, bir önceki yıl hangi ürün para kazandırdıysa ertesi yıl o ürüne yönelmektedir. Bu durum bir üretim yığılmasına sebep olmaktadır. Bir yıl domates para eder, ertesi yıl herkes domates eker. Bu kez piyasada arz fazlası oluşur ve ürün para etmez. Bir yıl patates yükselir, ertesi yıl aynı tablo tekrar yaşanır. Sonuç olarak hem üretici zarar eder hem tüketici istikrarlı fiyatlara ulaşamaz” ifadelerini kullandı.

‘ÜRETİCİ FİYAT BELİRLEYEBİLMELİ’ 

Tarım politikalarının bölgesel, iklimsel ve endemik şartlara göre planlanması gerektiğini belirten Yılmaz, “Her bölgenin toprağına, iklimine ve su yapısına uygun ürünlerin belirli oranlarda üretilmesi gerekir. Kontrollü ve planlı üretim modeli uygulanırsa hem arz-talep dengesi korunur hem de ürün fiyatları daha istikrarlı hale gelir. Böylece ne üretici mağdur olur ne tüketici aşırı fiyatlarla karşılaşır” tespitinde bulundu. Üreticinin ürettiği malın fiyatını belirleyemediğine dikkat çeken Ölmez, konuya ilişkin şunları söyledi:

‘STANDART FİYAT ŞART’

“Ticaretin hemen her alanında satıcı ürününün fiyatını belirler. Ancak tarımda çiftçi aylarca emek verdiği, maliyetini üstlendiği ürünün fiyatını çoğu zaman kendisi belirleyemez. Fiyatı alıcı belirler, piyasa belirler, aracılar belirler. Çiftçi ise çoğu zaman ‘kaç liraya giderse’ ürününü satmak zorunda kalır. Bu durum üreticinin emeğini değersizleştirmekte ve ciddi bir mağduriyet oluşturmaktadır. Tarımda standart ve sürdürülebilir bir fiyat politikasının olmayışı sektörün en temel sorunlarından biridir.

GÜÇLÜ TARIM GÜÇLÜ EKONOMİ

Yurtdışından gelen ürünlerle ilgili vergilendirme sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurgulayan Ölmez, sözlerini şöyle tamamladı: “İç piyasadaki üreticiyi koruyan politikalar uygulanmalı, yerli ürünlerin tercih edilmesi teşvik edilmelidir. Yerli üreticinin korunması, iç piyasadaki ürünlerin değer kazanmasını sağlayacak. Bu da üreticinin kazanmasına, üretimin devamlılığına ve tarımsal kalkınmaya katkı sunacaktır. Unutulmamalıdır ki güçlü tarım, güçlü ekonomi demektir. Üreten çiftçi kazanırsa ülke kazanır. Planlı üretim olursa hem üretici hem tüketici korunur.”