Hatay Depremzede Derneği, KESK-Hatay Tabip Odası Koordinasyon Merkezi’nde yaptığı basın toplantısında, 6 Şubat depremlerinin 3. yılı dolayısıyla hazırladığı raporu sundu.
Dernek adına raporu sunan Ekrem Deveci, şunları söyledi:
“Bugün burada, sadece bir raporu açıklamak için toplanmadık.
Bugün; üç yıldır duyulmayan bir kentin sesini duyurmak için, üç yıldır bastırılan bir gerçeği haykırmak için, üç yıldır sorduğumuz soruları ve daha fazlasını yeniden sormak için buradayız.
"HATAY İÇİN HAYAT NORMALE DÖNMEDİ"
6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti ama Hatay için zaman ilerlemedi.
Hatay için hayat normale dönmedi. Hatay’da yıkım türlü şekillerde devam ediyor. Biz bu kenti istatistiklerden tanımıyoruz. Biz bu kenti sunumlardan, tanıtım filmlerinden, maketlerden tanımıyoruz.
Biz bu kenti; kaybettiklerimizin mezarlarından, konteynerlerin küflenmiş hallerinden, çatlayan duvarlarından, mayın tarlasına dönmüş yollarından, işsiz kalan gençlerinden, geleceği belirsiz çocuklarından tanıyoruz.
Yetkililer “Hatay normale döndü” diyor.
Buradan, bir kez daha açık ve net söylüyoruz: Bu sözler gerçeği yansıtmıyor. Bu sözler biz Hataylıların yaşadıklarını inkâr ediyor. Bu sözler; aklımızla, yaşadıklarımızla, geçen üç yılımızla dalga geçiyor.
"MAKYAJ KENTİN HER YERİNDEN OLUK OLUK AKIYOR"
Hatay makyajlanıyor, vitrin süsleniyor ama makyaj kentin her yerinden oluk oluk akıyor, gerçekler örtülemiyor.
Bugün açıkladığımız Depremin 3.Yılında Hatay Raporunu, masa başında bizler yazmadık.
Bu raporu; gece elektrik kesildiğinde karanlıkta kalan evler, suyun akmadığı mahalleler, hâlâ barınamayan depremzedeler, yerinden edilmek istenen insanlar, Hataylılar yazdı.
Bu rapor, “sabredin” denilen ama sabrı çoktan tükenen insanların raporudur.
Bu rapor; Hatay normalleşmedi. Hatay iyileşmedi. Hatay unutuldu, diyenlerin isyan raporudur. Hatay bugün tek bir kent değildir. Hatay bugün, aynı afeti yaşamış ama aynı hayatı yaşamayan mahallelerin toplamıdır. Aynı şehirde yaşayan insanlar, artık aynı kentte yaşamamaktadır.
"HATAY FİİLEN ALTI PARÇAYA BÖLÜNMÜŞ, BİRBİRİYLE BAĞI KOPARILMIŞ MAHALLELERDEN OLUŞMAKTADIR"
Bu parçalanma; sınıfsal, mekânsal ve sosyal bir ayrışma yaratmıştır. Böyle devam ederse bu durum, Hatay’da kalıcı bir kent rejimi haline gelecektir.
Hatay fiilen altı parçaya bölünmüş, birbiriyle bağı koparılmış mahallelerden oluşmaktadır:
Hızla inşa edilen ancak altyapı, işçilik, sosyal donatı ve kentle bağ kurma açısından ciddi sorunlar barındıran, yaşamın konutla sınırlı kaldığı alanlar: Toki Mahalleleri
Ne zaman, nasıl ve neye dönüşeceği belirsiz, mülkiyet hakkı askıya alınmış, yaşamın fiilen dondurulduğu mahalleler: Rezerv Alan Mahalleleri
Geçici denilerek kalıcılaşan, barınmanın süreklilikten, mahremiyetten ve insan onuruna yakışır koşullardan uzaklaştığı alanlar: Konteyner Kent Mahalleleri
Afetin ardından kendi imkânlarıyla ayakta kalmaya zorlanan, destek, planlama ve kamusal hizmetlere erişimi sınırlı bırakılan yerleşimler: Kırsal Mahalleler
Ne yıkılan ne yapılan, ne güçlendirilen ne de dönüştürülen; belirsizlik içinde yaşayan, her an yeni bir kararla yerinden edilme korkusu taşıyan mahalleler: Arada Kalmış Mahalleler
Tarihsel, kültürel ve toplumsal hafızanın yoğunlaştığı, kentten koparılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmış alanlar: Antakya’nın Kalbi Riskli Alan Mahalleleri
İşte bu yüzden yıllardır diyoruz ki: Bir kentin yeniden inşası, yükselen binalarla olmaz.
Bir kent; kurulan ilişkilerle, mahalleli olmakla, komşunu görmenin verdiği güvenle, geleceğe dair ortak bir umutla yeniden kurulur.
Üç yılda binalar yükseliyor diye “kenti ihya ettik” naraları atmak; yukarıdan bakarak yapılan, kentin ruhunu ve hafızasını yok sayan bir şovdan ibarettir.
Raporumuzda yer verdiğimiz anket çalışmasında Hatay halkına: “Depremin 3.yılında Hatay’da en büyük sorun olarak gördüğünüz üç başlık nedir?” diye sorduk.
Ankete 613 kişi katıldı ve bunların 458’i, ilk sıraya toz ve buna bağlı sağlık sorunlarını yazdı.
Fakat yorumların neredeyse tamamı çarpıcı bir şekilde aynı cümlede buluştu: “Yalnızca üç başlık değil, hepsini işaretlemek istiyoruz.”
Çünkü sorunlar tekil değil. Çünkü sorunlar birbirini besliyor. Çünkü Hatay’da hayat, parça parça değil, kocaman bir yıkım olarak yaşanıyor.
Sağlık alanında yaşananlar, Hatay’da “normalleşme” söyleminin bir algıdan ibaret olduğunu gösteren sorunlardan yalnızca biridir. Bu tabloyu yalnızca anketlerle değil, bu kentte yaşamaya devam eden insanların dilekçeleriyle görüyoruz.
Bugün Hatay’da; doktoru olan ama binası olmayan sağlık birimleri, binası olan ama uzman doktoru olmayan hastaneler vardır. Yurttaşlar Toplum Sağlığı Merkezlerine; soğukta, sıcakta, yağmurda, rüzgârda ve tozun içinde başvurmak zorunda bırakılmaktadır. Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, birçok sağlık merkezi hâlâ konteynerlerde hizmet vermektedir. Hatay’da sağlık merkezi, uzman doktor, ilaç ve tıbbi malzeme eksiklikleri giderilmemiştir.
"KESİNTİLERİN TOPLAMININ YARISI TEK BAŞINA HATAY’A AİTTİ"
Normalleşme söylemine dair bu kentte yaşayanların gerçeklerini gözler önüne sermek adına elektrik kesintileriyle ilgili yaptığımız diğer bir çalışmada; Mobil 186 üzerinden, TEDAŞ’ın bölgesel olarak takip ettiği 6 ildeki anlık kesintilere baktık.
2 Ocak 2026 tarihinde, TEDAŞ’ın bölgede sorumlu olduğu Kilis, Gaziantep, Adana, Mersin, Osmaniye ve Hatay olmak üzere 6 ilde yaşanan anlık kesintilerin toplamının yarısı tek başına Hatay’a aitti. O saatte Hatay’da 4 bini aşkın elektrik kesintisi yaşanıyordu.
Üç yıl geçmesine rağmen hâlâ yapılmayan okullar, imar planlarında okula yer verilmeyen mahalleler, yıkılıp yeniden inşa edilmeyen okul binaları, elektrik, su, internet kesintileri ve ulaşım sorunları nedeniyle çocuklar okula erişememektedir. Raporumuzda yer alan eğitim verileri açıkça göstermektedir ki Hatay’da okullaşma oranları ciddi düşüş gösteriyor. Çocuklarımızın geleceği enkaz altında bırakılıyor.
Buradan bir kez daha soruyoruz: Normalleşme bu mu? İyileşme bu mu? Bu mu “muazzam kent”? Barınma başlığında ulaştığımız sonuçlar da ortada. Üçüncü yıla girdiğimiz hâlde, güvencesiz, sağlıksız ve geçici çözümlere mahkûm ediliyoruz. Barınma bizlere bir hak değil, bir lütuf gibi sunuluyor.
Raporumuz, üç yıldır yaşanan sorunlarla gerçek bir yüzleşmenin hâlâ yapılmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu kentte hâlâ, sevdiklerinin mezarına dahi ulaşamayan aileler var. Hâlâ nerede gömüldüğünü bilmeyenler var. Hâlâ toprağa koyacak bir mezar taşı olmayanlar var. Halâ sevdiğinin geri dönmesini bekleyenler var.
Üçüncü yıla girerken, sevdiğinin cenazesine ulaşma hakkı dahi sağlanmamış bir kentten söz ediyoruz.
"BU RAPOR BİR HESAP SORMA ÇAĞRISIDIR"
Bu, bir ihmal değil; ağır bir yok saymadır. Buna razı olmuyoruz. Bu rapor yalnızca bir belge değildir. Bu rapor bir itirazdır. Bu rapor bir hesap sorma çağrısıdır.
Hatay Depremzede Derneği olarak buradan açıkça söylüyoruz: Hatay’da yaşadıklarımız bir vitrinin ardına saklayabileceğiniz türden değildir. Hatay başarı hikâyelerinizin öznesi hiç değildir. Memleketimiz bir propaganda alanı değildir.
Hatay; bizim kentimiz, her gün tozlu havasını soluyanların, yaşamının her ânı mücadeleyle geçenlerin kenti.
Ve adalet istiyoruz. Güvenli konut istiyoruz. Temiz hava istiyoruz. Kesintisiz elektrik istiyoruz. Kent hakkımızı istiyoruz. İnsanca yaşamak istiyoruz. Artık söz değil, çözüm istiyoruz.
Raporumuzun bütün basında ve kamuoyunda ses getirmesini, memleketimizin sesini bir kez daha yükseltmek, yaşamın en insani halini istiyoruz.
Çünkü bu raporun her satırında hayatlarımız var.
Kayıplarımız var. Öfkemiz var. İnadına umudumuz da var. Hatay’ın sesi duyulana, gerçekler kabul edilene kadar buradayız. Susmayacağız. Vazgeçmeyeceğiz.
Unutmak Yok. Affetmek Yok. Helalleşmek Yok!”