Çocukluğuna Balyoz inenler anlatmaya devam ediyor: Sırt çevirenlerin babası kripto FETÖ’cü çıktı

Dün Ege ve Elif Türker’le söyleşimizi okudunuz. “Erken Büyüyenler” yazı dizisine Melis Çağla Aslan ve İnci Kılıç ile devam ediyoruz... Yaşadıkları tüm sıkıntılara rağmen nasıl dimdik ayakta kaldıklarını okuduğunuzda siz de unutmayacaksınız...

21 Ekim 2021 Perşembe, 03:00
Çocukluğuna Balyoz inenler anlatmaya devam ediyor: Sırt çevirenlerin babası kripto FETÖ’cü çıktı
Abone Ol google-news

Babası emekli Gazi Albay Hasan Basri Aslan, Balyoz kumpasından cezaevine girdiğinde Melis Çağla 12 yaşındaydı. Üç yıllık ayrılığın ilk gününü bakın nasıl anlatıyor: “Buz pateni yapıyordum, pistten bir arkadaşımın annesi aldı beni. ‘Melis eve gidiyoruz. Babanın bir göreve gitmesi gerekiyor ama çok acelesi var. Sakın eve gidince soru sorma babana’ diye tembihledi. Eve gittim, babamın elinde küçük bir bavul vardı. ‘Nereye’ diye sormadı, çünkü öyle istenmişti. Babam gitti...” 

Melis, bir şeyler olduğundan kuşkulanıyordu. Ev sürekli kalabalık, annesinin gözleri hep yaşlıydı. Bir gün annesi karşısına aldı ve “Böyle böyle bir olay var, babanın bilgisine başvuracaklarmış” dedi. Bir ay sonra babası eve döndü.

O yıl baba Aslan mahkemelere gidip geldi. Yine öyle bir gündü: “Annemi aramış, ‘Kapıları kilitlediler, bizi büyük ihtimalle tutuklayacaklar, Melis’e iyi bak’ demiş.” 

GAZETEDEN ÖĞRENDİM

Kısa bir süre ondan saklıyorlar babasının cezaevine girdiğini... Bir gün evde masanın üzerinde bir gazete unutuyorlar. Birinci sayfada tutuklu askerlerin isimleri yazıyor, babası da onların arasında: “Ne olduğunu anlamıştım ama bildiğimi sadece bir arkadaşımla paylaştım. Çünkü annem bildiğimi anlarsa üzülür diye düşünüyordum. Kısa süre sonra arkadaşım annesiyle, o da annemle konuşmuş zaten. Bildiğimi öğrendiler.” 

Babasına en ihtiyaç duyduğu yılları kayıptı Melis’in: “Babam ortaokulun başında gitti, lise birde döndü” diyor. Yine de şanslı olduğunu düşünüyor: “En azından benim babam döndü, bazı babalar cezaevinde hayatını kaybetti...” 

Peki, babaya özlem dışında nasıl sıkıntılar yaşadılar? Melis anlatmaya devam ediyor: “Maddi konularda zorlandığımız oldu, maaşlar kesilmişti. Annem bana hissettirmemeye çalıştı. Babam emekli oldu, askeri cezaevinden sivil cezaevine geçecekti. Sivil cezaevinin şartları biraz daha kötüydü. Çok yakın bir arkadaşım vardı, ona mesaj atmıştım. Bana dedi ki ‘Melis böyle şeyleri telefonda konuşmayalım, ailem rahatsız oluyor...’ Benim o kişilerle arkadaşlığım bitti. Bu konuların içine o kadar çok girmiştik ki tüm arkadaşlarım Balyoz tutuklularının çocukları olmuştu. Aklımızda sadece bu vardı, sadece Balyoz’u konuşmak istiyorduk. Biz top oynayacakken Balyoz’la oynamaya başladık. 

Bu arada bana sırt çeviren arkadaşlarımın babası da sonradan kripto FETÖ’cü çıktı...”

YİNE OLUR MU?

İçinde kalanlar olmuş... Mesela önemli sınavlara babasıyla gitmek isterdi. Arkadaşları gibi babasıyla bisiklet sürmek, yürüyüşe çıkmak... Ama o, tüm bunları yapmak yerine “Sessiz Çığlık Nöbeti”ne gidiyordu, henüz 12 yaşındaydı.  

Babası üç yılın sonunda geldi, Melis’in büyüdüğünün farkında değildi. Hafif makyaj yapmaya başlamıştı, babası “Daha küçük değil misin” diyordu. 

Yoksunluğu sadece o yıllarda çekmediler. Hâlâ eksikliğini hissettikleri şeyler var. Mesela güven duygusu zedelenmiş Melis’in: “Ben büyürken çok yakın aile dostu dediğimiz insanlar arkalarını dönüp gittiler. Yolunu çevirenler oldu. Küçük bir yaştaydım ama her şeyin farkındaydım, ağır geldi. Tabii bardağın dolu tarafına bakarsam gerçek dostlarımız kimmiş, onu anladık. Sonra içimde hep bir korku var: Bir kez oldu ya, bir daha olur mu, yine kapımıza dayanırlar mı?”

Benim babam kahraman diyerek büyümüş Melis: “Kahramandı zaten. Güneydoğu gazisi, devlet övünç madalyası var babamın. Ona her zaman inandım, hep başım dik yürüdüm. Benim babam vatanını sevdiği, Atatürkçü olduğu için oradaydı. Balyoz benim için gururla taşıdığım bir rozet. Bizim babalarımız hiç kanmadı, kandırılmadı...”

EN BÜYÜK KORKUM BABAMI ÜZMEK

İnci Kılıç, 27 yaşında. Emekli Deniz Kurmay Kıdemli Albay Engin Kılıç’ın kızı... Babası Balyoz davasından iki yıl yattı. Tutuklandığında İnci üniversite sınavına hazırlanıyordu, yani 17 yaşındaydı: “Babam İtalya’da görev yapıyordu. O dönemde yavaş yavaş tutuklamalar başlamıştı. Herkes diken üstünde bekliyordu. O sırada babamın Kocaeli’ne tayini açıklandı. Sürekli ‘Sıra bize de gelebilir’ diyordu, biz inanmıyorduk. Haberlerde ismi söylendi. Babamı da kumpasa dahil ettiler ve tutuksuz yargılanmasına karar verdiler. Aradan zaman geçti, bir cuma günü yeni bir karar daha verdiler, tutuklu yargılanacaktı. Pazar günü oturduğumuz askeri lojmana geldiler. Tutuklamaya geldiklerinde ilkokul ikiye giden kardeşime top almaya gitmişlerdi. Babam, onun psikolojisini ayakta tutmaya çalışıyordu. Çünkü Onur, sürekli ‘Baba, bütün arkadaşlarımın babalarını götürüyorlar. Seni de mi götürecekler’ diye sorardı. Küçücüktü yavrum ya. Babam da ona, ‘Her zamanki gibi seyire gideceğim’ derdi. Bir anda annemle ben kapıda inzibatları görünce telaşlandık. Babamı arıyoruz, telefonu cevap vermiyor. Neyse sonunda eve geldiler. Annem kardeşimle kaldı, ben babamın arkadaşlarıyla İstanbul’a gittim, yalnız bırakamam dedim. Nöbetçi mahkemeye çıkacak, tutuksuz yargılayacaklar, ben de babamı alıp eve geri döneceğim diye umut ediyorum.”

SÜREKLİ DEPRESİFTİM

Ama öyle olmadı, İnci’nin babası adliyede elinde bir kâğıt parçasıyla yanına geldi, “Her şey bitti kızım” dedi: “Babamı o gece hastaneye kaldırdık. Bir yandan acıkmış mıdır diye düşünüyorum. Sandviç almaya gidiyorum, yanıma telaştan cüzdan bile almamışım. Oradakilerden para istiyorum falan. O çok kötü gecenin sonunda babamı cezaevine bıraktım ve eve döndüm. Annem çok üzgündü. Bir yandan da kardeşimi babamın seyre gittiğine inandırmaya çalışıyorduk. İnanmıyordu kardeşim, ‘Ne seyri, kaç kez seyre gitti, askerler hiç kapıya gelmedi’ deyip duruyordu. Lojmanlarda arkadaşlarının babaları da aynı şeyi yaşadı çünkü. Sonra anlattılar ama daha çocuk, açık görüşlerde babasının elinden tutup ‘Hadi gidelim’ diye çekiştiriyordu.”

Onların evinde haber programı dışında bir şey izlenmiyordu. O süreçte bazı gazetelerin yazdıkları, televizyonda konuşanların söylediklerinden epey etkilendiğini söylüyor İnci: “Sürekli depresiftim. Bazı gazetelerin yazdıkları karşısında ‘Öyle değil’ diye çığlık atmak istiyorsunuz. Ama sesinizi çıkaramıyorsunuz. Anlatamıyorsunuz derdinizi. O dönem yalnız bırakıldık desem doğru olur. Sonradan bazı şeyler ortaya çıktı ama bizim iki yılımıza, kiminin 5-6 senesine mal oldu.”

DURUMUMUZ KÖTÜLEŞTİ

“Aman ne olacak, iki sene fazla değil canım” diyenler olmuş: “50 küsur yaşındaydı, o iki senenin sonunda çok zayıflamış ve saçları bembeyaz olmuş şekilde çıktı cezaevinden. Bu iki sene onun ömründen belki 10-15 sene götürdü. Kardeşimin çocukluğunu, benim de genç kızlığımı çaldılar. Hâlâ ‘Bana bir masal anlat baba’ şarkısını dinleyemiyorum biliyor musunuz? Sürekli aklım o dönemlere gidiyor.” Herkes kendi yaşadığını biliyor, herkes acısını yaşıyor. Kimse kimsenin derdini anlamıyor. İnci, o günlerde tam da üniversiteye hazırlanıyor. O yüzden iyi derece yapamadığını söylüyor. O kadar moralsiz ki sınava odaklanamıyor: “5-10 dakika boyunca ağladım sınavda. Aklımda hep ‘Babama ne diyeceğim, çok üzülecek’ kaygısı vardı. O kadar büyük bir stres ki üzerimdeki. O dönem aslında Viyana Teknik Üniversitesi’ne gitmeyi çok istemiştim. Ama gidemedim, çünkü maddi açıdan durumumuz kötüleşmişti. Babamın maaşından belli bir kısım alıyorduk, yetmiyordu. O bana engel oldu.”

Kâbus bitmiş, her şeyin bir kumpas olduğu anlaşılınca babalar yuvalarına kavuşmuştu. O günlerin “biraz garip” olduğunu söylüyor İnci: “İki sene farklı hayatlar sürmüşüz. Adaptasyonda zorlandık. Babamla dışarı çıktık, araba kullanmayı unutmuştu. Eve geldiğimiz zaman ailece ilk yemeğimizi yedik, çok güzel bir duyguydu. Annemle haber programları izlerdik, babam hiç izlemek, dinlemek istemedi. Bir süre böyle gitti, sonra normale döndü.” 

ÇOK GEÇ ANLAŞILDI

Kumpas olduğu ilan edildiğinde İnci’nin aklından geçen ilk cümle, “Bu kadar geç mi anlaşılmalıydı” oldu. Bu kadar ucuz muydu insan hayatı, keşke hiç yaşanmasaydı. Söyleşiyi bu yüzden kabul ettiğini söylüyor, unutulmasın diye...

Yine yaşanmasın diye...

Peki, bugün... O günlerden geriye sadece üzgün anılar mı kaldı, travmalar mı? İnci hâlâ etkisini hissettiğini söylüyor: “Hâlâ en büyük korkum babamı çok üzmek. Asla üzülsün istemiyorum. Sürekli başarılı olayım, hep benimle gurur duysun istiyorum. ‘O kadar acı yaşadık, hepsi çocuklarımız içindi ama değdi’ desin istiyorum. En ufak bir şey bu yüzden beni yıkabiliyor, babam üzülecek diye korkuyorum. Arkasına yaslanıp mutlu olsun istiyorum, kendimi yiyip bitiriyorum o mutlu olsun diye.”İnci, babası Engin Kılıç ile... 

TÜRKİYE’YE BORCUM VAR

İnci, şimdi İsveç’te Kraliyet Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Araştırmacı mühendis... Doktora için başvurularını yaptı. Türkiye’ye dönmek istiyor: “Benim babam gibi dedem de askerdi. Çocukluğumdan beri vatan, millet, devlet sevgisi ve Atatürk aşkıyla büyüdüm. Babamın bana söylediği şuydu: Sana ev, araba bırakabiliriz ama sahip olduğun meslek senin altın bileziğin. Ülkene, vatanına, milletine yararlı işler yapacaksın. Benim amacım da bu. Türkiye’ye döneceğim ve faydalı olacağım. Ne yaşanmış olursa olursa ben Türküm ve aldığım bu eğitimi bile bana Türkiye sağladı. Babam birçok yurtdışı görevine gitti; orada edindiğim vizyon, aldığım eğitim devlet sayesinde oldu. Ben bunu bir borç olarak görüyorum.”

Adaletsizlik, İnci’yle babasının hayatından iki yıl aldı, o hâlâ borç ödemekten bahsediyor... Bu sözler karşısında insan gurur duyuyor duymasına da “Neden yaşandı” tüm bunlar demeden edemiyor...

S Ü R E C E K