Hayatlarına küçük yaşta Balyoz inenler yaşadıklarını anlatıyor: Erken Büyüyenler

Emekli Kurmay Albay Ali Yasin Türker, Balyoz kumpasında tutuklandığında Elif 7, Ege 8 yaşındaydı. 33 ay babalarından ayrı kaldılar. Anneleri üzülmesin diye birbirine sarılıp odalarına çekilince ağladılar. Kumpasa neden olan, destek veren kimseyi affetmeyeceklerini söylüyorlar.

20 Ekim 2021 Çarşamba, 04:00
Hayatlarına küçük yaşta Balyoz inenler yaşadıklarını anlatıyor: Erken Büyüyenler
Abone Ol google-news

Benan, Eylül, İnci, Ege, Elif, Melis... Beş yıl önce tanıştığımda hepsi çocuktu... Senelerce babalarından uzak kaldılar. Balyoz davası Türkiye’nin hukuk sistemine, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne darbe vurmakla kalmadı, asrın kumpası onların çocukluklarını ellerinden aldı. Erken büyümek zorunda kaldılar... Sokakta top oynayacaklarına “Sessiz Çığlık” nöbetlerine katıldılar. Anneleri üzülmesin diye, kediyi, yastığı dost yapıp onlara ağladılar. Çalan her zilde “Babam mı geldi” diye kapıya koştular, rüyalarında onları gördüler. Beş yıl önce konuştuğumuzda çok küçüktüler... Şimdi büyüdüler... Yaşadıklarını daha da anlamlandırır hale geldiler. Hayat hakkında karar verecek yaştalar artık. O gün nasıl dik durdularsa bugün de öyleler. Yeniden buluştuk... Adaleti, vatan sevgisini, geçmişteki acıları konuştuk... 

12 Eylül 2011. Okulun ilk gününde Elif’in sınıfında... Babası o gün ifadeye çağrıldı. 16 Eylül’de tutuklandı. 

Onları tanıdığımda Elif 11 yaşındaydı, Ege 12... Elif babasına resimler yaptığını anlatıyordu; o resimlerde annesi, babası, abisi ve kendisi vardı, çok mutlulardı. Piknik yapıyorlardı... O gün bunları anlatırken o tatlı tatlı bakan, masmavi gözlerinden yaş dökülmüyordu, çocuktu nasılsa... Ağabeyi Ege ise derslerde demokrasiden söz ediyordu, dedim ya henüz 12 yaşındaydı... 

Yine bir araya geldik... Elif 16, Ege 17 olmuş, babalarının boyunu geçmişler... Biri üniversiteli, diğeri üniversiteye hazırlanıyor. Yıldız Parkı’nda buluştuk, bir banka oturduk ve başladık sohbet etmeye. Hayatımın en zor buluşmalarından biriydi... Acılar sıcakken daha acıtır zannederdim, gerçekte hiç soğumuyormuş meğer. Geçmişten geleceğe bıraktıkları “Bunu neden yaşadık” gibi kocaman bir soru işareti var ve bu hayatlarının her alanına çeşitli duygulara dönüşerek sirayet etmiş. Kimi adaletsizlik karşısında şiddetleniyor, kimi güven duygusunu yitirmiş, kimi de “Ya yine olursa” korkusu içinde.

Cezaevine ilk ziyaret ve Ege’nin doğum günü... 

‘ONU BENDEN ALDILAR’

Ege ve Elif’in babaları emekli Kurmay Albay Ali Yasin Türker Balyoz davasından yargılandı ve cezaevinde tam 33 ay kaldı. Tutuklandığında çocukları Elif 7, Ege 8 yaşındaydı. Filmi başa sardım, “O günü, tam o anı hatırlıyor musunuz” diye sordum... İlkin Ege konuştu: “Tutuklanma haberini biz birkaç hafta sonra aldık. İstanbul’a iş için gitti, dönecek zannediyorduk. Babamın tutuklandığını cezaevine ziyarete götürülünce öğrendik. Gölcük’te oturuyorduk. 2. sınıftaydım, okuma yazmam olduğu için cezaevine geldiğimizi anladım. Tutuklu olduğunu tahmin ettim; çünkü daha önce babamın arkadaşlarından herhangi birinin cezaevinde çalıştığını görmemiştim. Bir de biz lojmanda oturuyorduk, herkesin babası askerdi. Her konuştuğum “Benim babam da tutuklandı” demeye başlamıştı. O zaman sadece benim babamla ilgili olmadığını, daha geniş bir operasyon olduğunu anlamıştım. Çocukluk çağımızda babamız yoktu, onunla yaşayacağımız birçok anı yaşayamadık. Benim için en büyük sorun buydu. Bunun psikolojik olarak da etkisi oldu. Baban yok sonuç olarak. Derslerimi de etkiledi.”

Tahliye günü aile hep birlikte...

Ege sakin sakin anlatıyor. Ama Elif sözü alınca derin mavi gözlerinden akan yaşlara engel olamıyor, öfkesi dinmemiş, “Çok küçüktüm, büyüme çağındaydım” diyor: “Aileme en çok ihtiyaç duyduğum zamandı ve birini aldılar benden. Hem duygusal olarak hem de imkânlar açısından her şeyim yarıda kesildi. Bir şeye üzüldüğüm zaman ya da paylaşma ihtiyacı hissettiğimde paylaşacak bir babam yoktu yanımda. Annem bir yere kadar yardımcı olabilir ama babama ihtiyaç duyduğum çok oldu. İçimde kalıyordu anlatmak istediklerim ve sonra daha büyük sorunlara yol açıyordu.”

‘KİMSEYE GÜVENMİYORUM’

Ege, erken büyümek zorunda kaldığını söylüyor. Bütün arkadaşlarından daha olgun olduğunu... Zaten arkadaşları da sık sık söylüyormuş bunu... “Annem, babaannem hiçbirimiz birbirimize üzüldüğümüzü belli etmiyorduk. Ben üzüldüğümde Elif’e anlatıyordum.”

Elif’e “Ne konuşuyordunuz” diye soruyorum, “Bir ara aynı odada kalıyorduk. Uyuyamadığımızda annemin yanına gitmek yerine birbirimizle dertleşiyor, birbirimize sarılıyorduk. Hem birbirimize yardım ediyor hem de annemizi üzmemiş oluyorduk” diyor.

Ege en çok lojmanda maç zamanlarında üzüldüğünü anlatıyor: “Babalarımızı çağıralım, onlara karşı maç yapalım dediklerinde ‘Benim babam cezaevinde diyemedim’... O anda çok üzüldüm. Herkes futbol oynuyor, sen bir şey yapamıyorsun. Ben tabii ki babamın suçsuz olduğunu biliyordum. Ama yanımda değildi işte, olamıyordu. Hiçbir zaman bir arkadaşım ‘Senin baban suçlu’ demedi. Fakat benim hatırlamadığım, annemin daha sonra anlattığı bir konu var: Lojmandan biri bana ‘Senin baban vatan haini’ demiş. Ben de sinirlenip ona taş atmışım. Ben hatırlamıyorum ama o zaman gelip anneme anlatmışım. Arkadaşlarımdan, kardeşimden, öğretmenlerimden hep destek aldım.” 

Elif, başından itibaren ailelerinin kendileriyle konuşup, her şeyi paylaştığını belirtiyor, “Sizin babanız suçlu değil, kötü bir şey yapmadı” diyorlar... Onlar da zaten biliyor, babaları kötü bir şey yapmaz.

Elif o zaman da içine kapanıkmış, şimdi de öyle... Ege, kardeşine göre daha sosyal ama ister istemez olayların karakterini etkilediğini belirtiyor. Kardeşler, “Belki daha aktif bambaşka iki kişi olacaktık” diyor. 

Ya güven duyguları... Ona ne olmuştu?

İşte orası Elif açısından biraz sıkıntılı... Kimseye güvenmiyor, “Anne babam da dahil kimseye güven duymuyorum” kadar büyük bir cümle ediyor, “Ne kadar yardım almaya çalışsam da olmuyor” diyor.  

Ege’nin vatan, millet sevgisi daha da artmış. Bu ülke için bir şeyler yapmak istiyor. Aynı evde yetişmiş, aynı çileyi çekmiş iki evlat... Acıyı herkes farklı karşılıyor işte... Elif “Olabildiğince uzağa gitmek istiyorum. Vatanımı seviyorum, o ayrı. Milletime sevgim var, bir şey olursa sonuna kadar savunurum. Ama olabildiğince uzaklaşmak istiyorum. Hiçbir sistemine inanmıyorum, adaletine de yönetimine de...” diye isyan ediyor adeta.  

1.5 yıl boyunca babaları Maltepe Cezaevi’ndeydi... Ayda sadece bir kez gördüler. Sonra Hasdal’a nakledildi, orada haftada bir izin çıktı, iki çocuk anneleriyle birlikte cezaevi yolunu tuttu her hafta. 

Yasin Türker, Elif ve Ege Türker

UNUTMAM, AFFETMEM

“Bizim başımıza neden bu geldi” sorusunu hepsi soruyor. Ege bunun cevabını biliyor, “Kendi menfaatleri için başkalarının hayatıyla oynadılar” diyor. 

Peki ya çıktıktan sonra?

Babaları döndüğünde değişmiş miydi? 

Ege anlatıyor: “Ben çok büyük bir değişiklik gördüm. Babam mesleğine çok âşık bir insandı. Çıktıktan sonra hiç istemedi. Arkasını dönüp gitti...”

İlk başta babasının evde oluşunun tuhaf geldiğini söylüyor Elif. Sabah uyanıyorsun, baban var ve kahvaltı masasında... Tuhaf ama çok güzeldi yeniden beraber olmak. 

Ege, kumpasa neden olan, destek veren kimseyi unutmayacağını söylüyor, “Bize kimse çocukluğumuzu geri veremez” diyor. 

Elif de “affetmem” diyor: “Benim çocukluğumu çaldılar... Babamı aldılar...”

Üzerinden yıllar geçti, yaşananlar unutulmuyor. Unutulmasın zaten... Unutulmasın ki çekilen acılar, bir daha yaşanmasın...

SÜRECEK