Mahkeme sonrası tekbirlerle karşıladılar... Atatürk'e hakarete beraat: Sınıfta hakaret 'aleni' değilmiş!

Mahkeme sonrası tekbirlerle karşıladılar... Atatürk'e hakarete beraat: Sınıfta hakaret 'aleni' değilmiş!

6.04.2026 17:41:00
Güncellenme:
Mahkeme sonrası tekbirlerle karşıladılar... Atatürk'e hakarete beraat: Sınıfta hakaret 'aleni' değilmiş!

Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan felsefe öğretmeni Ramazan Avuşmak mahkemenin, hakaret suçunun ‘alenen işlenmediğine’ ilişkin verdiği beraat kararı sonrası tekbirlerle karşılandı. Avuşmak “Adalet yerini buldu, devletimin emrindeyim' dedi. Eğitim-İş Başkanı Özbay, Atatürk’e hakareti görmezden gelenlerle, bu sürece siyasi destek verenlerin tarih önünde ve toplum vicdanında hesap vereceğini söyledi.

Manisa Turgutlu'daki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde felsefe öğretmeni Ramazan Avuşmak’ın (59) derste, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hakkında “pedofili, sarhoş, kadın düşkünü” gibi ağır ve alçakça ifadeler kullanarak hakaret ettiği iddia edildi.

11 öğrenci okul yönetimine resmi şikâyette bulundu. Önce tutuklanan, daha sonra tutuksuz yargılanmasına karar verilen Avuşmak bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.

Hakaret suçunun ‘alenen işlenmediğine’ karar verildi.

Avuşmak, suç unsuru oluşmadığı ve delil yetersizliği nedeniyle beraat etti. Avuşmak, mahkeme sonrası “Ülkemizde adaletli savcılar, hakimler olduğu ispatlanmıştır. Ben devletimden razıyım. Ben devletimin emrindeyim. Adalet yerini buldu” açıklamasını yaptı.

Mahkeme çıkışı Avuşmak’a destek veren bir grubun da tekbir getirdiği duyuldu.

'ALGI YÖNETİMİ DEVREYE SOKULDU'

Gelişmeyi gazetemize değerlendiren Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, davanın ‘gerici bir güruhun organize biçimde oluşturduğu baskı ortamında’ ilerlediğini belirterek, “Cumhurbaşkanı başdanışmanlarından başlayarak çeşitli siyasi çevrelerin dahil olduğu bu süreçte, kamuoyu bilinçli biçimde yönlendirilmiş, baskı ve algı yönetimi adım adım devreye sokulmuştur. Bugün gelinen noktada ise gerçek, tüm açıklığıyla mahkeme salonunda ortaya çıkmıştır. Duruşmada öğretmenlerin ve öğrencilerin tanıklıkları dinlenmiştir. Bu tanıklıkların büyük çoğunluğu, önceki ifadelerini aynen tekrar etmiştir. Öğrencilerin neredeyse tamamı; hiçbir tereddüt göstermeden, ders sırasında Atatürk’e yönelik ağır hakaretlerin açıkça dile getirildiğini, ‘pedofili’ ve ‘sarhoş’ gibi ifadelerin kullanıldığını mahkeme kayıtlarına geçirmiştir. Yani ortada artık bir iddia değil; somut, tutarlı ve birbiriyle örtüşen tanık beyanları vardır” diye konuştu.

‘KAPALI ODA DEĞİL KAMUSAL ALAN’

Mahkeme heyetinin, ‘İfade verirken size herhangi bir yönlendirme ya da baskı oldu mu?’ sorusuna öğrencilerin ‘Hayır’ yanıtını verdiğini aktaran Özbay, şöyle devam etti:

“Aksine öğrenciler; şikayetlerini geri çekmeleri için sanığın ailesi ve ulaştıkları çevreler tarafından baskı altına alınmaya çalışıldıklarını açıkça ifade etmişlerdir. Bu durumda ortada yalnızca hakaret değil, aynı zamanda tanıklar üzerinde kurulmaya çalışılan organize bir baskı süreci de bulunmaktadır. Hakaret sabit. Tanık var. Kayıt var. Ama kapı kapalıymış! ‘Aleniyet yok’ diyerek beraat verdiler. Bütün bu tabloya rağmen mahkeme; ‘sözlerin alenileşmediği’, ‘sınıf ortamında, kapalı kapılar ardında gerçekleştiği’ gibi gerekçelerle beraat kararı vermiştir. Şimdi buradan açıkça soruyoruz: Sınıf, kapalı bir oda değil; Cumhuriyetin ortak geleceğinin korunduğu kamusal bir alandır.

Sınıfın kapısı hukuka, ahlaka ve Cumhuriyet değerlerine asla kapalı olamaz. Onlarca öğrencinin önünde, bir eğitim kurumunun çatısı altında söylenen sözlerde ‘aleniyet’ aramak; gerçeğin gözünün içine bakıp onu inkar etmektir. Mahkeme kayıtlarına geçmiş bu ifadelerle Atatürk’e hakaret edilmiş midir, edilmemiş midir? Bu sorunun cevabını herkes biliyor. Bir suçun cezası olur. Cezanın niteliği tartışılabilir; uygulama biçimi değişebilir. Ama somut, tanık beyanlarıyla sabit hale gelmiş bir hakaretin; hem de okulda, hem de çocukların karşısında işlenmiş olmasına rağmen ‘aleniyet yok’ gibi bir kılıfla tek celsede beraatla sonuçlandırılması kabul edilemez."

‘İKTİDARA ELEŞTİRİDE HUKUK YILDIRIM HIZINDA ÇALIŞIYOR’

Cumhurbaşkanına ve iktidara yönelik en küçük bir eleştiride bile hukuk mekanizmasının ‘yıldırım hızıyla’ çalıştırıldığını vurgulayan Özbay, şu ifadeleri kullandı:

“Söz konusu bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olduğunda, en ağır hakaretlerin bile ‘teknik’ bahanelerle cezasız bırakılması, adalete olan güveni kökünden sarsmaktadır. İşte itirazımız tam da bu çifte standardadır. Cumhuriyetin okulunda, Atatürk’e hakareti meşrulaştırmaya çalışanlara yazıklar olsun! Resminin altında oturduğunuz makamlara, Cumhuriyet’in sağladığı imkânlarla geldiğiniz konumlara rağmen bu nankörlüğe göz yumanlara yazıklar olsun! Şimdi asıl sorumluluk Milli Eğitim Bakanlığı’ndadır. Adli yargıdaki ‘aleniyet’ tartışması, Bakanlığın idari sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. MEB, çocukların zihnini ve Cumhuriyetin haysiyetini korumakla yükümlüdür. Bu açık hakareti yok mu sayacaksınız? Bu kişiyi hâlâ öğretmen olarak o okulda, o çocukların karşısında tutmaya devam mı edeceksiniz?

Bu süreçte verilen talimat nereden gelmiştir? Hangi yapılardan, hangi odaklardan bu baskı organize edilmiştir? Yandaş sendikal yapılarla bu sürece sahip çıkanlara soruyoruz: Bu sizin için normal midir? Atatürk’e hakaret sizin için normal midir? Eğer bu ifadeler başka yerlere, makamlara söylenseydi tavrınız aynı mı olurdu? Biz buna sessiz kalmayacağız. Atatürk’e hakareti görmezden gelenler, bu sürece siyasi destek verenler; tarih önünde de, toplum vicdanında da hesap verecektir. Cumhuriyet’i savunmaya, çocuklarımızın laik ve bilimsel eğitim hakkına sahip çıkmaya devam edeceğiz. Unutulmasın ki; bu ülkenin hafızası da vardır, vicdanı da vardır. Herkes, yaptığıyla ve sustuğuyla anılacaktır."

‘İKTİDAR SIKIŞTIĞINDA İÇ CEPHE DİYOR’

CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ise, bu kararın iktidarın ‘iç cephe’ söylemiyle çeliştiğine dikkat çekti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak değerlerinin anayasada tarif edildiğini belirten Bayraktutan “Başkentimiz, laik cumhuriyet, Atatürk bizim ortak değerlerimiz. Bunlarda buluşamıyorsak söylenenin bir anlamı yoktur. Sadece hamasetten ibarettir. AKP’nin de samimi olmadığının bundan doğal bir göstergesi yoktur. Siyasette sıkıştıklarında akıllarına iç cephe geliyor. Ama uygulamalarıyla, yargıda yaptıklarıyla bunu aparat olarak kullandıklarını gösteriyorlar” dedi. 

‘ATATÜRK’E HAKARET MAZUR GÖRÜLÜYOR, ÖCALAN POSTERİNE İZİN VERİLİYOR’

İYİ Parti Milli Güvenlik ve Göç Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Cenk Özatıcı ise “50 bin Türk vatandaşının katili olan, askerlerin, polislerin ve kundaktaki bebeklerin katili olan Öcalan üzerinden iç cepheyi tahkim etmeye çalışan bir hükümet ve hükümet ortağı var. Aynı iktidar sahipleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin banisi ve kurucusuna yönelik hakaret içeren ifadeleri mazur görürken, Öcalan posterleriyle yapılan gösterilere müsamaha gösteriyor, izin veriyor” dedi.

Özatıcı, “Bu hükümet iş başında olduğu müddetçe Türkiye’de iç cephenin güçlenmesi mümkün değil. Çünkü bu iktidar sahipleri, Türkiye’nin kurucusu ve birleştirici unsuru olan ulusun liderinin hak ve mirasını savunmaktan bile aciz” ifadelerini kullandı. 

SAHİP ÇIKTILAR!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, Avuşmak’a sahip çıkan isimlerden biri olmuştu.

Saral, “34 yıllık bir öğretmeni, tek bir cümleyi bağlamından koparıp eğip bükerek “suçlu” ilan etmek; hukukla değil, ancak bir kumpas anlayışıyla izah edilebilir” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhuriyeti ‘narkoz’ olarak gören Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın da 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanununun, Demokles’in kılıcı gibi toplumun üzerinde sallandırıldığını savunarak ‘düzeneğin’ son kurbanının Avuşmak olduğunu öne sürmüştü.