Cumhuriyet’e konuşan psikiyatri uzmanı Ümit Güngör, son yıllarda öfkenin kamusal alanda daha görünür hale geldiğine dikkat çekerek “Öfke ve şiddet davranışı gerçekten sıklaşıyor mu yoksa sosyal medya etkisi ile bu tip haberlere insanların çok daha sık maruz kalması böyle bir algı mı yaratıyor? Yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında özellikle 1990’lı yıllardan itibaren batılı ülkelerde suç oranlarında ciddi düşüşler görülmesine karşın kamuoyu araştırmaları toplumun suç sıklığının arttığına inandığını gösteriyor” dedi.
‘SOSYAL MEDYANIN SAĞLADIĞI ANONİMLİK ÖFKE DİLİNİ YAYGINLAŞTIRIYOR’
Öfke ve şiddet davranışının arttığı toplumların da bulunduğunu belirten Güngör, “Bu artışı özellikle iç savaş sürecinden geçen ülkelerde gözlemlemek mümkün. Yoğun toplumsal belirsizlik, ekonomik istikrarsızlık ve en temel hak olan yaşama hakkının bile ellerinde olmadığını gören bireyler için öfke gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Öfke ve şiddet sarmalı içinde yaşayan insanların dilleri de bu zeminde gelişiyor” ifadelerini kullandı.
Sürekli öfke diline maruz kalmanın bireylerde doğrudan bir psikiyatrik hastalık üretmese de beynin savaş ya da kaç sistemini sürekli aktive halde tutarak uzun vadede sabırsızlık, dikkat dağınıklığı ve uyku bozukluğu gibi problemlere neden olabileceğini aktaran Güngör, “Dünyanın tehlikeli olduğu algısının süreklileşmesi anksiyete bozuklukları, depresyon, paranoid bozukluklar ve dürtü kontrolünde zorlanmaya zemin hazırlar” diye ekledi.
Sosyal medyanın sağladığı anonimliğin, yüz ifadesi gibi geri bildirimlerin olmamasının ve anlık beğenilerin sağladığı haz duygusunun öfke dilinin daha yaygın olarak kullanılmasını ve bir norm haline gelmesine neden olduğunu aktaran Güngör “Davranışın önemli belirleyicilerinden biri insanların neyi ‘normal’ olarak gördüğüdür. Sürekli bu tip bir dile maruz kalmak insanların empati duygularını törpüleyerek bu tutumu normalleştirmelerine neden olabilir” uyarısında bulundu.
‘ÖFKE MEŞRULAŞIYOR’
Öfkenin normalleşmesinin çocuklar ve gençler üzerinde daha yıkıcı problemler yaratabildiğini vurgulayan Güngör, “Ünlü sosyal psikolog Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramından biliyoruz ki çocukların en önemli öğrenme mekanizması ‘gözlem’ ve ‘taklit etme’ davranışıdır. Bandura’nın literatüre ‘Bodo Doll’ ismiyle geçen deneyinde sözel veya fiziksel şiddet davranışı modelleri gösterilen çocukların gösterilmeyen çocuklara göre şiddet davranışları gösterme sıklığının daha fazla olduğu hatta gösterilenden de farklı şiddet davranışları gösterdikleri gözlenmiştir” dedi.
Ekonomik ve siyasal koşulların da gündelik dili etkilediğine değinen Güngör, “İçinde yaşadığımız toplumsal düzenin ürettiği krizler, işsizlik, gelir adaletsizliği insanlarda ‘kaybediyorum’ hissini artırır, adalet duygusunu zedeler ve öfke meşrulaşır. İnsanlar bu öfkeyi çoğunlukla toplumun dezavantajlı gruplarına yönlendirmeye başlarlar. Bu dezavantajlı kesimler göçmenler, farklı etnik, dini veya mezhepsel gruplardan, cinsiyetlerden oluşur. Güngör, ‘biz ve ötekiler’ ayrımı derinleştikçe kutuplaşmaların artığını bu durumun da daha radikal ve öfke diline sahip kadroların siyasette iş başına geçmesine neden olduğuna değindi.