Anayasa yalanı…

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Geçen haftaki “Sürdürülebilir Bir Demokrasi Yalanı” başlıklı yazımda, demokrasi yalanının yanı sıra, on yıllardır içinde ve birlikte yaşadığımız “Cumhuriyet yalanı” ve “laiklik yalanı” gibi başkaca yalanlar üzerinde de kısaca durmuştum.
Bugün, yine içinde yaşadığımız yalanların en büyüğüne, “anayasa yalanı” diye adlandırdığım yalana değinmek istiyorum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuduğum dönemde, Anayasa Hukuku dersindeki rahmetli hocam Prof. Dr. Bülent Tanör’ün bir sözü adeta kafama çakılmıştı: “Hukuk devletinin geçerli olduğu ülkelerde anayasalar, devletin çatısının ve hukuk temelinin kurucusudur. O nedenle hiçbir yasa ve yasal düzenleme anayasaya aykırı olamaz. Ve yine aynı nedenle bu kural, en yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesi’nin denetimine bırakılmıştır…” Türkiye Cumhuriyeti’nde yetişen en değerli anayasa hukukçularından ve bilim insanlarından biri olan, bu kimlikleri ile yıllarca hizmet verdiği İstanbul Üniversitesi’nce genç yaşta yakalandığı amansız hastalığının tedavi giderlerinin ödenmesinde güçlükler çıkartılarak “ödüllendirilen” Bülent Tanör’ün yukarıda alıntıladığım sözlerini onun ölümünden sonra da ve ne yazık ki acıtıcı nedenlerle hep hatırlayacaktım.

Anayasa…
O günlerden günümüze uzanan zaman dilimi boyunca ülkemizde “Anayasa Hukuku”, uygulamada bir hukuk dalı olmaktan çıkartılıp “yazılı” bir yalana dönüştürüldü. 27 Mayıs’tan sonra bir Kurucu Meclis tarafından hazırlanan ve 1980 faşizmine kadar yürürlükte kalan anayasa, başta kişi hak ve özgürlükleri, bir de üniversite kurumunun özerkliği olmak üzere, pek çok alanın düzenlenmesi bağlamında dünyanın en ileri anayasalarından biriydi. Ne var ki bu uygarlık belgesi, kısa süre sonra ileride faşizmin öncüleri, ardından da uygulayıcıları olan iktidar odaklarınca beğenilmemeye ve “bu anayasa ülkeye bol geldi!” gibisinden suçlamalarla karalanmaya başlandı. Sonuçta bu “bolluk”, 12 Eylül faşizmi tarafından giderildi ve bu faşizmin ürünü olan bir “deli gömleği”, devletin ve ulusun sırtına “anayasa” nitelendirilmesi ile giydiriliverdi. Ülkemizde otuz yılı aşkın bir süredir kaynağını bir faşist cuntanın iradesinde bulan bir anayasa yürürlükte. Bu süre boyunca bu anayasanın yerine bütünüyle TBMM’nin özgür iradesine dayanan bir anayasayı geçirmeyi hiçbir iktidar başaramadı, daha doğrusu başarmak istemedi, çünkü yürürlükteki anayasayı demokratik olmaktan çıkartan maddeler için muhalefetin de bakış açısı hep şu oldu: “İlerde iktidar olursam, bu maddeler benim de işime yarayabilir!”
Bu durumda, özellikle vakıf üniversitelerinin kurulmasından bu yana sayıları hızla artan hukuk fakültelerinde yarının hukukçularına “Anayasa Hukuku” adı altında nelerin öğretilmeye çalışıldığını araştırmak, sanırım ilginç olabilir!  


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017