Çanlar kimin için çalıyor?

11 Aralık 2018 Salı

Yaşlı kadın, 14 Temmuz 1789 Bastille baskınından, komünün barikatlarından geçmiş de gelmiş gibiydi. 1968 Mayısı’nın çatışmalı günlerinin birinde Bd. Saint Germain ile Rue Saint Jacques köşesinde barikatların birkaç yüz metre ötesinde yaşlı gözlerle haykırıyordu:
-Bunları da gördüm ya, artık ölsem bile gam yemem!
Oysa kadının devrimi düşlediği o karşılaşmamızdan birkaç hafta sonra, pompalara benzin gelmesi üzerine hâlâ varlığını koruyan orta sınıfın, arabalarının depolarını doldurarak, tatil yolunu tutmasıyla 1968’in, kendilerine artık yeni toplumda yer olmadığını görenlerin tutuşturduğu ateşi sönüverdi.
Paris’in öğrenci mahallesi Quartier Latin’de, geleceğin toplumunda kendilerine yer olmadığını gören sosyoloji öğrencilerinin önderliğinde patlak veren olaylar, alışılagelmiş öğrenci gösterilerinin boyutunu aşmış, bütün Fransa’yı giderek, tüm dünyayı sarmıştı.
Düzende kendilerine artık yer olmadığını görmenin isyanı ile başkaldıran öğrencilerin siyasal taleplerinin siyasi partiler yelpazesinde bir karşılığı yoktu. Solcu öğrencilerin talepleri işçiler arasında yankı bulmuyordu.
Sonunda orta sınıf, Fransa’da da, dünyada da, 68’lileri içinde eritti gitti.

***

Aradan yarım yüzyıl geçti.
Bugün yine Paris’te, yine yeni düzende kendilerine yer olmadığını görenlerin etrafa bulaşmaya başlayan isyanına tanık oluyoruz.
Dışlanmışlığın hıncı ile arabaları yakan göstericilerin bütün dünyaya yayılan taleplerine yanıt verecek bir siyasi kuruluş yine yok ortada.
Yine herkes göstericilere hak veriyor, ama kimse derde derman olacak bir öneri sunamıyor.
Artık, eski orta sınıf da yavaş yavaş eriyor. Ona da yeni dünyada hayat hakkı kalmıyor. Önce otomasyonla başlayan gelişme, yapay zekânın gündeme girmesiyle birlikte proleteryanın yanı sıra orta sınıfa da, “Üzgünüm, size yeni dünyada yer yok!” diyor.
Üçüncü dünya ülkelerinin, en alttakileri,
o yok olan yere talip olarak, gelişmiş dünyayı kuşatmış, kapıları zorluyor.
Kitle imha silahıyla, bir anda hep birlikte yok olma tehlikesini atlatmış olan, ama şimdi de hep birlikte bu sefer çevre kirlenmesiyle tedricen yok olma tehdidiyle karşı karşıya olan dünyada, bu tehditlere karşı çare oluşturabilecek ve geniş kitlelerin benimseyebileceği, bilim çevrelerinin uyarılarını dikkate alan öneri de, kuruluş da yok..
Bugün Fransa’da, gösterilerin baş hedefi haline gelmiş olan Macron, bu yokluğun, sorumlusu olarak görülen geleneksel siyasi kadrolara tepkinin ürünü olarak bir çare sanılmışken, aslında gerçekten dişe dokunur hiçbir önerisi olmadığından, illetin simgesine dönüşmüştür.

***

Bir yandan düzenin sorumlusuyken, öte yandan çevresel tehdidin, herkesle birlikte kurbanlığına aday olan kuşatılmış kapitalist dünya, kuşatılmışlığın korkusuyla, gerçekte hiçbir geçerli çözüm üretemeyen ırkçı, şoven sağın, bela getirdiği yaşanarak görülmüş faşist söylemine kapılmış gidiyor.
Bu kargaşanın ortasında kulakları sağır edercesine çalan çanları kimse üstüne alınmıyor.
Şaşkınlığın ve hamakatın Trump derecesine varmış olanlar, Sarı Yeleklilerin kendilerine selam durduğunu sanıyor; bilmiyorlar ki, çanlar kapitalist sistem, dolayısıyla kendileri için çalıyor.
Bu hengâmede hâlâ büyük bir aymazlık içinde herkes birbirine bakıp soruyor:
-Çanlar kimin için çalıyor?
Çanlar hepimiz için çalıyor!


Yazarın Son Yazıları

Cüppeli vesayet 22 Ocak 2021
Trump teselli mi? 19 Ocak 2021
İşte güzel haber 5 Ocak 2021
Böylesi daha doğru 1 Ocak 2021
Bir şulesi var ki... 22 Aralık 2020
O ne biçim söz öyle!.. 18 Aralık 2020
Mucize beklerken 15 Aralık 2020
Özüne bakalım 8 Aralık 2020
Ordu ve AKP 4 Aralık 2020