Cumhuriyet uzun bir yürüyüştür

30 Ekim 2016 Pazar

Sesinden de belli oluyordu ki, yıllar aziz sınıf arkadaşımın okul sıralarındaki enerjisini, azmini solduramamıştı.
Tok sesi telefondan taşıyor, sanki dalga dalga odayı kaplıyordu:
- Biz bu Cumhuriyeti sokakta bulmadık! Cumhuriyet, eninde sonunda kendine yönelen tehdidi ezer geçer. İnan bana!
- Seni ve senin gibileri görünce tabii ki inanıyorum, hiç kuşkun olmasın, dedim.
 
Haklıydı. Biz bu Cumhuriyeti sokakta bulmamıştık, kendiliğinden bir anda oluşmuş da değildi. Salt bir adamın iradesinin ürünü olarak gelmemişti ki, başka bir adamın iradesiyle yok edilebilsin.
Uzun bir yürüyüştür Cumhuriyet, muştuları 1923’ten çok daha gerilere giden...
Tarihe iyi bakanlar, saltanatın Taif zindanında öldürttüğü Mithat Paşa’da (1822- 1884) Cumhuriyetin ilk müjdecilerinden birini görürler.
Ve 1884’te, Mithat Paşa’yı Taif’de boğduran saltanat ne akıbetini önleyebildi ne de Cumhuriyet’i engelleyebildi.
Çanakkale destanını kanıyla canıyla yazan öğrenci- asker şehitlerdi Cumhuriyet’in habercileri.
Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, eğitimci şairdi, Cumhuriyetin habercisi.

***

Önce her biri kendi yöresinde, işgale, istilaya, zillete karşı direnmek için bir araya gelen, yerelden bölgesele sıçrayan, oradan ulusala geçen, bağımsızlık ve istiklal ateşini, Anadolu’nun dört bir yanında çoban ateşleri gibi yakan 29 kongreden süzülüp gelmişti Cumhuriyet.
Cumhuriyet, halk iradesinin ifadesi olan savaş içinde tohumu atılmış, filizlenip gelişmiş savaş demokrasisinin imbiğinden geçerek, her gün kendi doğumunun muştusunu vermiş bir ulusun uzun yürüyüşüdür.
Bağımsızlık ve özgürlük azminin haykırıldığı, milli iradenin yurdun dört bir yanında tutuşturduğu çoban ateşlerinin eseridir Cumhuriyet.
O bağımsızlık ve özgürlük savaşını verirken, varlığının bilincine varmış, bir yandan oluşurken öte yandan aynı zamanda savaşan, savaştıkça oluşan bir ulusun eseridir.
Cumhuriyet, bir mazlum milletin kendi sınırlarını da aşan bir meydan okuyuşudur.
O meydan okuyuş, Rönesansın, Aydınlanma’nın, Fransız Devrimi’nin kazanımlarının Avrupa dışı, Batı dışı, Hıristiyan dünyası dışı bir ülkede de, yaşama geçirilebileceğini, yani insanlığın bu kazanımlarının ve değerlerinin evrensel olduğunu haykırıyordu.
Böyle olunca da Cumhuriyet’in zaferinin de, bozgununun da evrensel olması kaçınılmazdı.
Gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti’nin anlamı, bir ulusun, bir toplumun sınırlarını çok aşıyordu.

***

Cumhuriyet, kuldan yurttaş, giderek özgür birey yaratmaya yönelik bir evrensel devrimdir.
Bugün Cumhuriyet’in, tarihinin, önderlerinin, değerlerinin, ilkelerinin tartışma konusu edilmesinde, kimileri tarafından yadsınmasında bir anlamda şaşıracak bir yan yoktur.
Bütün devrimlerin kaderidir bu.
Bastille Hapishanesi’nin basılmasından 200 yıl sonra, 1989’da Fransa kendi 1789 Devrimi’ni tartışıyordu. “Devrim olmasaydı, daha iyi olurdu” diyenler çıkıyordu; kurumları, kahramanları, olaylarıyla enine boyuna yadsınılıyordu Fransız Devrimi.
Bu olgu Fransız Devrimi’nin hâlâ canlı olduğunun kanıtıydı. Hiçbir devrim, bir kerede kazanılıp sonra kulağının üstüne yatarak korunmaz.
O yaşayan bir olgudur ve ancak hak edilirse korunabilir.
Devrimin kazanımlarının hak edilmesi, ancak, her an savunulmasıyla mümkündür.
Bütün devrimler gibi Cumhuriyet de ancak her gün yeniden hak edilmek için savaşmakla korunabilir.
Her devrimin, her zaman karşıtları, Cumhuriyet’in de bütün devrimler gibi her zaman yıkmak isteyenleri olacaktır.
Bunlarla karşılaştığımızda unutmayalım ki biz bu Cumhuriyet’i sokakta bulmadık, birden kendiliğinden de oluşmadı.
Cumhuriyet uzun bir yürüyüştür, durmadan, bıkmadan, usanmadan sürdürülecek, bir uzun yürüyüş.
Kim bu yürüyüşün zahmetsiz, tehlikesiz, kolay ve rahat olacağını iddia etti ki?... 


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020