Önce kendi yerini tanımla da...

04 Haziran 2021 Cuma

Sedat Peker’in kaset bombardımanı hız düşürmeden, etki eksiltmeden sürüyor. Bu bombardıman sürdükçe, herkes de siyasal yaşamımızın her yönünün mafya ile kucak kucağa olduğunu ibretle görüyor. Geleceğin tarihçisi, girift ilişki yüzünden Türkiye’de son dönem iktidarı ile mafyayı birlikte ele alacak gibi görünüyor.

Kaset furyasının geçen hafta sonundaki en yeni bölümünde SADAT aracılığıyla El Nusra’ya giden silahlar bölümü yer alıyordu.

AKP iktidarının Suriye’deki Türkmenlere gidiyor diyerek TIR’larla şeriatçı El Nusra’ya silah ve cephane gönderdiği cümle âlemin bildiği, iktidarın aşikâre kılınmasına çok öfkelendiği bir devlet sırrıydı. Sedat Peker’in açıklamaları şu günlerde Türkiye’nin Suriye iç savaşındaki, kınanması gereken, olumsuz rolünü ve büyük sorumluluğunu bir kez daha gün yüzüne seriyor.

Yine tam bugünlerde, 14 Haziran’da NATO zirvesi dolayısıyla, yeni ABD Başkanı Biden ile Tayyip Erdoğan arasında Brüksel’de yapılacak görüşmenin hazırlıkları çerçevesinde Türk - Amerikan çevreleri bir dizi toplantı gerçekleştiriyorlar. 

***

Cumhuriyet tarihinin en sorunlu dönemini yaşadığımız bugünlerde aynı zamanda da dış politikamızı enine boyuna tartışıyoruz.

Biden - Erdoğan görüşmesinden önce, böyle bir bilanço çalışması yapmak yerindedir.

Arkadaşımız Mehmet Ali Güller, Biden - Erdoğan görüşmesinde nelerin beklenebileceğini yazdı, yazıyor.

Görüşmenin en kritik konularından biri de kuşkusuz ABD’nin Kuzey Suriye’de oluşturmayı öngördüğü terörist PKK-PYD oluşumudur. Biden’ın PKK’nin uzantısı devletten vazgeçmesi pek olası görünmediğine göre Ankara bu konuda nasıl bir politika oluşturacağına şimdiden karar vermek zorundadır. 

Bu konuda atılması gereken adımlar şimdiye dek ertelenmiş, yanlış politikalarda direnilmiştir. 

Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin istediği oluşumu mümkün kılan ortamı yaratmaktan sorumlu olan Türkiye, bölgede istikrar ve güvenliğin ancak Esad tarafından gerçekleştirilmesi halinde, kendi çıkarlarına uygun bir ortam yaratabileceğini görmemekte ve bunun aksine bölgedeki Amerikan varlığının pekişmesi doğrultusunda politikalarda direnerek kendi çıkarlarından çok, adeta Amerikan çıkarlarının savunuculuğunu üstlenmektedir. 

AKP iktidarının, Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasına katkıda bulunmaya koştuğu sırada olduğu gibi şimdi de kendi ayağına kurşun sıkar tavırdan vazgeçmesi için bölgeye bakışını ve oradaki rolünü temelden değerlendirmesi gerekir. AKP’nin diplomasisinin son dönemindeki çıkmazını giderecek adımları atabilmesi için evvela nasıl bir Türkiye istediğini, böyle bir Türkiye’nin hangi role talip olduğunu saptaması gerekmektedir. 

***

Cumhuriyetin kurucuları ilk dönemlerinde, bunu çağdaş uygarlık düzeyini yakalamaya azimli, laik aydınlanmacı bir Cumhuriyet Türkiyesi olarak düşünmüş, “yurtta barış dünyada barış” ilkesiyle Ortadoğu’daki her türlü etnik mezhepsel, dinsel çatışmanın dışında kalan bir istikrar ülkesi rolüne talip olmuştur. 

Sonraki yıllarda gelen iktidarların Batılı olmak yerine fazlaca Batıcı politikalarına rağmen, bu ana yönelişten sapmamaya özen gösterilmesinde herkesin takdirini kazanmış olan Dışişleri’nin Atatürk ve İnönü’nün ana çizgileriyle bağdaşır yapılarının da büyük etkisi olmuştur. 

Ama AKP iktidara gelince, aydınlanmanın yerine karanlıklaşmayı, laikliğin yerine dinbazlığı koyan İhvancı bir görüş ile bölgede olduğu kadar dünyada da İhvan’ın baş savunucusu ve sözcüsü konumunu yeğleyince Cumhuriyet diplomasinin ayarı da bozuluvermiştir.

Evet, 14 Haziran Biden görüşmesi öncesi, Türkiye bölge ile ilgili isteklerini oluşturmadan önce, yeryüzünde ve bölgedeki kendi konumunu ve rolünü saptamak zorundadır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Düzen namus istemiyor 23 Temmuz 2021
Bir 20 Temmuz sabahı 20 Temmuz 2021
İstese de gidememek 13 Temmuz 2021
Fetva makamından 9 Temmuz 2021