Sandıklı Diktatör

29 Ekim 2013 Salı
Cumhuriyetin 90. yıldönümünü bugün idrak
ediyoruz. Kutlu olsun!
“Doksanıncı yılda durup baktığımızda
neler görüyoruz” sorusuna geçmeden önce,
tarihin hep düz çizgi halinde gelişmediğini
hatırlamalıyız.
Doksan yıl bir ulusun hayatında da kısa süre
değildir.
Örneğin, Fransa’da 1789 devrimini ve birinci
cumhuriyeti izleyen, 90 yıl içine iki imparatorluk,
bir krallık ve üç cumhuriyet dönemi sığmıştır.
Bu doksan yıl içinde öyle anlar olmuştur ki
Cumhuriyetçiler kovalanmış, içeri tıkılmışlardır.
Ama artık Fransa’da cumhuriyet geri
dönülmez bir olgudur ve ne cumhuriyet tartışma
konusu edilmektedir ne de laiklik.
Gelelim Türkiye’ye:
Bugün Türkiye’de laik cumhuriyetin güç
aşamadan geçmeye çalıştığı doğrudur.
Ama bunun yanında Türkiye’nin doksan yılda
sağladığı ilerlemeye bir bakın!
Cumhuriyet yönetimi ile neler
gerçekleştirildiğini göz önünde bulundurun!
Fransa örneğini bir kez daha düşünün!
O zaman göreceksiniz ki üzülmek için neden
var, ama ümitsiz olmak için yok.
Evet, önümüzde güç günler var. Büyük
mücadeleyle aşılacak güç günler.
Diktanın karanlığının kovulması için büyük
çabayı gerekli kılan çok güç günler.
***
Diktadan nasıl kurtulunacağını ise Başbakan
cuma günü şöyle açıklıyordu:
- Eğer bu ülkede, bir diktatör varsa
buyursunlar sandık yoluyla indirsinler!
Biz de öyle yapacağız zaten!
Ama bunu yaparken Başbakan’ın bizi
iteklemeye çalıştığı tuzağa düşmeyeceğiz.
O, demokrasinin tek kurumu olarak sandığı
görüyor ve hep şunu tekrarlıyor:
- Sandık varsa demokrasi vardır, demokrasi
için sandıktan başka güvenceye gerek yoktur.
Oysa biz biliyoruz ki her sandık demokrasi
değildir. Demokrasinin varlığı için sandıktan
başka kurumlar ve güvenceler de zorunludur.
Sandık demokraside gerekli koşuludur, ama
tek başına yeterli değildir.
Yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, kuvvetler
ayrılığı, örgütlenme özgürlüğü toplantı ve
gösterileri de kapsayan ifade özgürlüğü yoksa
demokrasi yoktur.
Demokrasinin diğer kurumları da olmayınca,
sandık da tek başına demokratik işlevini yerine
getiremez.
Öyle olunca da sandıktan çıkan diktatörlere
de rastlanır.
Böylece, çağımızda diktatörler sandıktan
çıkmayan, yani sandıksız diktatörlerle sandıklı
diktatörler diye ikiye ayrılır.
“Sandıklı diktatör olur muymuş” demeyin!
Nasıl cüppeli bilmem ne hoca oluyorsa,
tıpkı öyle “sandıklı diktatör” de olur. Bütün
çağların en kanlı, en zalim diktatörü Hitler
de başlangıçta seçimle gelmiş bir “sandıklı
diktatör”dü.
***
Sandıklı diktatör, sandığa dayanarak gelir.
Ama tek dayanağı yalnız sandık değildir.
Kimi dış çevreler, kimi iç menfaat şebekeleri
de sandığın yanında etkili etkenlerdir.
Sandıklı diktatör, sandıktan çıkınca,
demokrasinin temel kurumlarını kendi saptadığı
öncelik sırasına göre teker teker tasfiye eder.
Sandıklı diktatör için milli irade yalnızca
kendisine destek verenlerdir. Buna dayanıp
“milli irade böyle istiyor” diyerek baskıya kutsal
bir içerik kazandırır.
Sonra da “evet” ve “başüstüne” dışındaki
bütün görüşlerin önüne engeller çıkarır,
zamanla bunları yasaklar, uymayanları
süründürür.
Hak istemek suç olur.
Basın özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, yargı
bağımsızlığı, gösteri özgürlüğü kaldırılır.
Her türlü muhalefet terör sayılır ve devletin
ona göre davranması sağlanır.
Sandıkla gelen diktatör bütün bunları birbiri
ardına yaşama geçirir.
Bütün bunların karşısında, demokratların bir
tek umarı vardır:
Sandıklı diktatörü, sandıkta yenmek.
Ne var ki demokrasi ve kurumlar işlemeyince
sandığın da halkın sesini yansıtması güç, hatta
imkânsız olur.
Bu ortamda, bütün bu gerçeklerin farkında
olarak diyoruz ki “Sandıklı diktatörü, sandıkta
yeneceğiz”.
“Demokrasi olmadan sandık halkın sesini
nasıl yansıtacak” derseniz, onun da bir yolunu
bulacağız.

Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020