Barış Doster

Ilımlı İslam, Yeni Türkiye ve liberal sol

29 Mayıs 2021 Cumartesi

Türkiye; Cumhuriyetin 100. yılını kutlamaya iki yıl kala, ağır bir siyasi bunalım yaşıyor. Ekonomiden eğitime, dış politikadan iç siyasete, geniş bir yelpazede, sorunlarımız yapısal. Son birkaç haftada siyasette öne çıkan tartışmalar, siyaset - iş dünyası - bürokrasi - mafya arasındaki ilişkiler, yurttaşlardaki karamsarlığı artırıyor. Toplumsal kutuplaşmayı besliyor. Ülkemiz yön duygusunu yitirdiğinden, siyaset 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana sağı ve soluyla, kimlik siyasetinin, liberalizmin, siyasal İslamcılığın etkisine girdiğinden, Türkiye; emperyalizmin de baskısıyla, feodalizm üzerinden federalizme götürülmek isteniyor. Buna karşı Cumhuriyetçi, kamucu, toplumcu, halkçı bir itiraz, bir karşı duruş, bir silkiniş şart. Nasıl mı? Tartışalım...  

Birincisi, bir an önce “Yeni Türkiye” söyleminden kurtulmalı. Hiçbir ciddi devlet, köklü millet, ülkesinin, devletinin, milletinin tarihini küçültmez, kısaltmaz, sıfırlamaz. Bizde mevcut iktidarla başladı bu yanlış. Muhalefet de AKP’nin, Türkiye’nin adının önüne koyduğu “yeni” sıfatını aldı, partisinin önüne koydu. Oldu “yeni CHP”. Bu açıktan bir reddi miras değildi. Fakat daha liberal bir yönelimin işaretiydi. Öyle de oldu. Bu tercih, vitrine, kadrolara, tercihlere, söylemlere yansıdı. Bu liberal yönelimi, “geniş kitlelerle buluşuyoruz, bize oy vermeyenlere ulaşıyoruz, halkla aramızdaki duvarları yıkıyoruz” diye savunanlar var. Lakin seçimlerdeki oy oranları öyle söylemiyor.  

İkincisi, halkın geniş kesimlerinde, gençlerde, kadınlarda, emekçilerde, yoksullarda, Cumhuriyetçi kesimlerde yaygın bir yılgınlık, bıkkınlık, umutsuzluk, çaresizlik, başarısızlık havası egemen. Bunu aşmak için yeni bir program, yeni bir örgütlenme modeli şart. Bunu aşmak için Cumhuriyet devrimini kıskançlıkla sahiplenen, Müdafaa-i Hukuk çizgisine yaslanan, sosyal devleti güçlendirmeyi amaçlayan bir çizgi zorunlu. Ulusal ölçekte “yurttaş”, sınıfsal düzlemde “yoldaş” demekten korkmayan, dış politikada Soğuk Savaş kalıntısı ezberleri peşinen reddeden, özelleştirmeyi değil kamulaştırmayı savunan bir çizgi şart.   

İDEOLOJİK BERRAKLIK, POLİTİK TUTARLILIK 

Üçüncüsü, liberallerin, neoliberallerin, ikinci cumhuriyetçilerin, muhalefet üzerindeki etkisini kırmak şart. “El âlem ne der?” endişesiyle, “Laikliği savunursak mütedeyyin yurttaşlar bize oy vermez” gibisinden ön kabullerle siyaset yapılmaz. Düne kadar iktidarın yakın müttefiki olmuş, iktidar saflarında durup muhalefete yüklenmiş isimleri vitrine çıkaran, alan açan bir muhalefet, sadece iktidarın kötü bir kopyası olabilir. O kadar. Öteye gidemez.    

Dördüncüsü, ekonomik ölçekte, Cumhuriyet; planlamayı önceler ve önemser. Yurttaşı müşteri yerine koymaz. Piyasa odaklı yaklaşımlara karşıdır. Rejimin sahibi, bekçisi gördüğü ve sadakat beklediği yurttaşı, kamu hizmetlerinin öznesi sayar. Yurttaşın etnik, cinsel, dinsel, mezhepsel özelliklerine, alt kimliklerine karşı ilgisizdir, kayıtsızdır, duyarsızdır. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere nitelikli, eşit, yaygın kamu hizmeti sunmayı amaçlar. Fırsat eşitliği sağlanmadan, sadece özgürlüklerin önünü açmanın, toplumda mevcut eşitsizlikleri daha da kökleştirdiğini, kurumsallaştırdığını bilir. Bu yüzden de sosyal devlet ilkesini kıskançça, açıkça savunur.  

Kısacası, erken seçim çağrılarının yapıldığı, seçim barajının tartışıldığı bir süreçte, öncelikle, ideolojik berraklık ve politik tutarlılık sahibi olmak gerekir.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları