Çiğdem Toker

Ava Giderken Avlanmak

26 Nisan 2014 Cumartesi

Anayasa Mahkemesi’ne “bireysel başvuru” hakkı, hukuk sistemimize 12 Eylül 2010 referandum paketinin kabulüyle girdi
Referandum öncesi, kamuoyu üzerindeki bütün “rıza üretme aygıtları” “daha özgürlükçü bir Türkiye” tasavvuru üzerine kurgulanmış olsa da, AKP iktidarının “bireysel başvuru”yu pakete dahil etmesi; aslında gayet pragmatist bir gerekçeye dayanıyordu:
Türkiye’yi Strasbourg’dan başlayarak dünya ölçeğinde; hem saygınlık hem de bütçe yükü açısından ciddi sıkıntıya sokan AİHM dosyalarını “eritmek”.
Özellikle art arda gelen mahkûmiyet kararlarının Türkiye’yi bütçeden her yıl milyonlarca lira ödenek ayırmak zorunda bırakmasının ilk sebep olduğunu not düşelim.
Resmi olarak, 2012 Eylülü’nde başlayan “bireysel başvuru”nun, iktidar nezdinde nasıl özgürlükçü bir hedefe dayanmadığını, dün Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın kuruluş yıldönümü dolayısıyla yaptığı keskin mesajlar içeren konuşmasına verdiği cevabın unsurlarında bütün açıklığıyla gördük.
Bakan Bozdağ’ın açıklamasının hızı, metne dayalı olması, içeriği, mekânı ve üslubu; bu “cevabın” “çok öfkelenmiş” Başbakan’ın talimatıyla verildiğinin açık kanıtlarıydı.
Meraklısı bilir, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümlerinde -kitapçık olarak dağıtılan- başkanların yaptığı konuşma; geleneksel olarak, geride kalan bir yılı “kavrayan” başlıklar içerir.
Bu yönüyle de başkanlar, bu metin üzerinde haftalar süren bir hazırlık çalışması yapar. Kılıç’ın metninde; 17 Aralık yolsuzluk operasyonu, yargıda “paralel yapı” tartışması ve son olarak da “bireysel başvuru kararlarının” yer alması, bu nedenle sürpriz sayılmamalıydı.
Ancak, belli ki Başbakan, mesajların bu kadar sert olacağını da öngörmemişti. Bu yanıyla hükümetin “hazırlıksız” yakalandığı; ancak süratle toparlanarak “muhtıra” çağrışımı yapan bir metinle daha sert bir yanıt verdiğini gördük.
Meselenin “nezaket”, “konukseverlik” ve “cumhurbaşkanı olma arzusu”nu çağrıştıran ima boyutlarını bir yana bırakacak olursak... Karşılıklı metinlerde; özellikle “Twitter” kararının yüksek mahkeme ile hükümet arasındaki gerilimin “tavan” yaptığı konulardan biri olduğu anlaşılıyor.

Twitter kararı anayasaya aykırı mı?
Başbakan Erdoğan’ın daha önce “Saygı duymuyorum” diye tepki gösterdiği “Twitter” kararı için, Adalet Bakanı Bozdağ da, “iç hukuk yollarının tüketilmemesi” gerekçesiyle “Anayasayı alenen çiğnemiştir” ifadesini kullandı.
Gerçekten öyle mi?
Düz mantıkla yani anayasa ve yasaların “lafzıyla” bakıldığında; Bozdağ’ın yaklaşımına göre; idare mahkemesinin 30 günlük uygulama süresinin ardından muhtemelen de iptal başvurusuna dair esas hakkındaki kararın çıkması gerekiyordu.
Ancak, “bireysel başvuru” literatürü ve içtihatları böyle demiyor. Kabul edilen yaklaşıma göre, şu üç durumda, “kanun yollarının tüketilmesi” aranmıyor:
“- Kanun yollarının tüketilmesinden bir sonuç alınması beklenmiyorsa,
- Başvuruya konu normun esaslı anayasal sorunlar ortaya koyması ve mahkemenin kararının somut olay dışında benzer birçok durumu aydınlatacak olması söz konusuysa,
- Başvuruya konu işlemin derhal uygulanması nedeniyle ağır ve başka türlü giderilemeyecek bir zarar söz konusuysa.”
Bu çerçeveden bakıldığında Anayasa Mahkemesi’nin Twitter kararının, söz konusu yaklaşımı benimsediği açık. Nitekim, karardaki şu ifade, bu yaklaşımın benimsendiğini teyit ediyor: “Yargı kararının yerine getirilerek siteye erişimin ne zaman sağlanacağı konusundaki belirsizliğin sürmesi karşısında ihlali ve olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak bakımından etkili ve erişilebilir nitelikte bir koruma sağladığının söylenemeyeceği ve böylece başvurucuların idare mahkemesine başvurmalarının etkili bir yol olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç’ın, dün hükümeti çok öfkelendiren “Twitter kararımızın arkasındayız” cümlesi, işte bu hukuki yaklaşıma dayanıyor. Ne Başbakan ne de AKP’nin diğer kurmayları, 12 Eylül referandumunda; “bireysel başvuru” hakkını pakete koyarken; günün birinde, idare mahkemesine başvurmanın “etkili bir yol olmadığının” takdirini Anayasa Mahkemesi’ne verdiklerini biliyordu. Özellikle de bu özgürlükçü yorumun Kılıç’tan geleceğini hiç hesaplamamışlardı.
“Hukukun araçsallaştırılması” böyle tehlikeli bir oyun işte. Özgürlükçü olmadığınız halde öyleymiş gibi yaparak getirdiğiniz bir “araç”; günün birinde gerçekten “özgürlükçü” bir kimliğe bürünüp sizi beklemediğiniz bir yerden gafil avlayabiliyor.


Yazarın Son Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018
Bankalara ne oluyor? 2 Eylül 2018
Tek hane hedefi 31 Ağustos 2018
Boykot ve adanmışlık 29 Ağustos 2018
Otağ Merkezi ve bütçe 28 Ağustos 2018
Cevapsızlığın şiddeti 26 Ağustos 2018
Müteahhit kriterleri 15 Ağustos 2018