Ya Cahillik, Ya İkiyüzlülük

05 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi “olayı”, düzenin bekçileri üzerinde içerde olduğu kadar dışarda da şok etkisi yaptı. Dış basındaki yorumları, Türkiye’ye gelerek “olaya” yakından bakmayı deneyenlerin saptamalarını, şaşkınlığını, hatta “düş kırıklığını” izlerken bunlar ya cahil ya da ikiyüzlü diye düşünmeden edemedim.

\n

‘İçi boş demokrasi’ filan

\n

ABD dış politika çevrelerinde yakından izlenen The Foreign Policy’de Cook ve Koplow’ın yorumuna göre Erdoğan’ın iktidarı 10 yıldır ilk kez bir tehditle karşı karşıya. Bu tehdit aslında Erdoğan’ın “demokrasinin sınırları dışına çıkmadan, muhalefeti boğmasından” kaynaklanmış. Türkiye, siyaset bilimi kitaplarına girmeye layık bir “içi boşalmış demokrasi” örneği oluşturmuş. “Washington Türkiye’yi örnek gösterirken AKP bir ‘illiberal’ rejim kuruyormuş.”
Yazarlara göre, ekonomide yaşanan
“Türkiye Mucizesi” de aslında yabancı sermaye girişine bağlıymış. Bu sırada AKP ekonomiyi gayri resmi yollardan kurduğu ilişki ağlarıyla denetimi altına almış. Bu güce itiraz edenler pişman oluyormuş. Türkiye tam anlamıyla bir “tek parti devletine dönüşmüş”.
Anlaşılan demokratikleşme aslında bir
illüzyonmuş, ekonomi AKP denetimindeymiş, (adeta korporatif bir yapıdaymış-E.Y.) liberal değilmiş. Bu ikisini bir araya koyunca da benim aklıma Mussolini, Mübarek, Bin Ali filan geliyor.
Tüm yükselme dönemi boyunca, muhalefeti yok ederken
Erdoğan’a fanatik bir destek veren, The Economist ve Financial Times da şimdi Erdoğan’ın baskıcı otoriter yanlarını, ülkeyi Müslümanlaştırmakta, seküler yaşamı öldürmekte olduğunu keşfetmişler. Philip Stevens, Erdoğan’ın tavrı göstericileri haklı çıkardı” diyor.
Alman basını da
“uyanmış”, Berliner Zeitung, “Erdoğan’ın barışçı göstericilere karşı ne kadar gaddar” olduğundan söz ediyor. Handeslblatt, Erdoğan’ın kurduğu “sözde güvenlik örgütünün” ne kadar hızla büyümüş olduğuna dikkat çekiyor. Süddeutsche Zeitung’a göre, “Erdoğan, farklı görüşlere saygı göstermiyor, cahillik sergiliyor”. Die Welt’e göre, “Erdoğan dindar bir gençlik yaratmak istiyor, ama gençleri hiç anlamıyor”. Fransa’da Le Monde, “Türkiye halkı Erdoğan’ın otoriter rejimine başkaldırdı” diyor. Liberation: “Arap Baharı sönerken Boğaz’ın kıyısında adeta Ortadoğu’ya yol gösteren bir deniz feneriydi (ironi işte-EY), demokrasiyle İslam’ı bağdaştırmıştı”. Taksim’deki isyancılar “bu yanılsamayı gözler önüne serdi”.
Bunlar gayet iyi de, bu tipler AKP’nin yükselişini başından beri izliyor, Erdoğan’a methiyeler düzüyordu. Yabancı sermaye gelip yolunu buluyordu. Şimdi aniden uyandıklarına inanmamızı mı bekliyorlar...

\n

Elveda istikrar

\n

Bu tavır değişikliğinin arkasında, istikrar algısının ortadan kalması var. Telegraph’tan Ambrose Evans-Pritchard’in vurguladığı gibi, “bu siyasi kriz çok kritik bir zamanda patlak verdi”... “tam da yükselen piyasaların borsaları düşmeye başlar, risk algısı değişirken...”Türkiye ekonomisi 2008 yılına göre daha kötü bir durumda. O zaman bankaların boçlarının GSMH’ye oranı yüzde 8’i düzeyindeyken şimdi yüzde 14’e yükselmiş”. Capital Economics’ten Jakson,Ciddi bir sermaye çıkışı yaşanabilir” diyor. The Atlantic’te krizi yorumlayan Kotsev, adeta dalga geçiyor: Türkiye Körfez ülkelerinden borç almaya devam edebilir, “Bu yatırımcılar da zaten, Erdoğan’ın protestocuları ezmesine aldırmazlar”.
Gözlerine inanamayanlar da var, İngiliz Kanal 4’ün
“deneyimli” dış politika yazarı Lindesy Hilsum, İstanbul’da “Niye Erdoğan gitsin diyorsunuz, burası demokratik bir ülke değil mi, seçilerek gelmedi mi” diye sorduğunda, aldığı “Boş versene sen” cevabı karşısında ne diyeceğini bilemiyor.
Hem içerde, hem dışarda burasının Tahrir olmadığını kanıtlamak için büyük bir telaş var. Bu “
Ya Tahrir’se” korkusu karşısında mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya benziyor.
Gezi
“olayı” ile Tahrir arasındaki sosyolojik/sınıfsal, hatta teknolojik benzerlikleri göstermeye çalışmayacağım. Tunus ve Mısır halkı, Bin Ali, Mübarek rejimlerine, altında 30 yıl yaşamak zorunda kaldıktan sora ancak ayaklanabilmişti. Bu deneyleri gören Türkiye halkı, karşılarında bir Mübarek, Bin Ali rejimi oluşmadan önlem alıp süreci durdurmak için ayaklandı. Bir anlamda önleyici bir isyan bu! Ve kesinlikle Mısır ve Tunus’ta yaşananlarla aynı “kümeye” ait.

\n

Yazarın Son Yazıları

Rejim ve realite 29 Ekim 2020
Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020