Ooopus nasıl bir müzik terimidir?

16 Haziran 2021 Çarşamba

Radyolardaki müzik programlarında duyduğumuz oooopus söylemi nereden çıktı acaba? Herhalde sunucular için Opus demekten daha havalı oluyor!

Opus, “eser, iş, çalışma” demektir. Kısaca “Op.” olarak yazılır. Bu kısaltmayı izleyen sayı bir bestecinin yaşam akışı içinde eserin sırasını gösterir. Ama hiçbir dilde Ooooopus olarak okunmaz, kısaca Opus numarasıdır.

Kimi bestecinin yapıtında Opus yerine o eserleri düzene koyan başka kişilerin verdiği simge kullanılmıştır. Örneğin Mozart’ın yapıtlarını Ludwig von Köchel, zamandizinsel ve tematik sıralamaya göre düzenlenmiştir. “K.1a-Do minör Andante”den başlayan sıralama, ölüm döşeğinde bestelemekte olduğu K. 626 Requiem’e dek uzanır.

Beethoven’ın da Opus numarası vermediği yapıtlarına, Alman müzikbilimci Georg Kinsky, 1955’te yapılan sıralamada WoO sayısı vermiş. WoO, “Werke ohne Opuszahl - Opus numarası olmayan yapıt” sözcüklerini simgeliyor. Örneğin, piyano için Andante Favori’deki WoO57, gibi. Joseph Haydn’ın yapıtları ise kronolojik sıraya göre değil, Anthony von Hoboken tarafından yapıtların tematik düzenine göre “A Thematisch-bibliographisches Werkverzeichnis” olarak düzenlenmiş ve HOB sayısıyla sıralanmıştır.

Spikerlerin bir başka benzer sunumları da yıllardır devam ediyor: “Şimdi senfoninin allegro bölümünü dinleyeceksiniz” veya “Eserin bölüm başlıkları şöyle” diyorlar ve Allegro, Andante, Vivace olarak anons ediyorlar. Bunlar bölüm başlığı değil ki! Eserin her bir bölümünün hızlı mı yavaş mı, duygulu mu kamçılayıcı mı çalınması gerektiğini gösteren direktifler. Kimi besteci hem tempoyu hem de bölüme ifade katacak nüans başlıklarını koymuş olabilir. Doğal ki sunucuların böylesi ayrıntılar bilmesi beklenemez ama kurumların müzik programlarından sorumlu bölümü ara sıra müzik yapımcılarını ve sunucularını uyarsa şimdiki hatalarımızı da yeni kuşaklara taşımayız.

RADYO PROGRAMCILIĞI/TV PROGRAMCILIĞI 

Ben 19 yıl TRT 3 radyosunda ve yıllarca TRT 2 televizyonunda klasik müzik programları hazırladım ve sundum. Radyo, televizyona benzemez. Stüdyoda siz, mikrofon ve teknik yapımcınız; eğer programınızı kendiniz sunmuyorsanız bir de spiker vardır. Oysa televizyon stüdyosunda karşınıza kalabalık bir kadro çıkar: Birkaç kameraman, ışıkçı, yaka mikrofonunuzla uğraşan bir ses teknisyeni ve üst katta yapımcıyla resim seçicinin de yer aldığı ayrı bir ekip.

Canlı yayındaysanız elinizde okuyacağınız bir metin de yoktur. Çok iyi hazırlanmanız gerekir, zira bir daha geri dönüşü olmayan korkulu rüyalar görebilirsiniz. İster programın yapımcısı olun ister sadece sunucusu, eğer konuklarınız varsa başından sonuna gerilimi ve coşkuyu yitirmeden devam etmelisiniz. Yalnız kendinizin değil, konuğunuzun da heyecanını sakinleştirmelisiniz.

Bu konuda nice anı biriktirmişim: Çok saygın, yaşlı bir müzikolog ile TV stüdyosu kaydındayız. 1928’lere kadar uzanmışız. Ben onu dinlerken farkında olmadan bir kulağımdaki küpeyi çıkarmışım. O anda rejiden bir ikaz geldi: “Kestik!” “Evin Hanım derhal küpenizi geri takın.” En çok neye acıdım biliyor musunuz? Konuğum aradaki yıllara bir daha dönemedi ve anlatısına 1940’larla devam etti.

Bütün bu radyo ve TV programlarını iyi ki hazırlamış ve sunmuşum. Onları hazırlamak için geniş bir bilgi dağarcığı edinmişim. Gençlik yıllarındaki bu tür birikimler insana yaşam boyu kullanacağı başvuru kaynakları bırakıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları