Feyzi Açıkalın

Kırsalda “Yerli ve Milli Muhalefet” nasıl gelişiyor?

26 Kasım 2019 Salı

AKP’nin müthiş bir proje olduğunu çabuk anlamıştık. Süslü konu başlıklarıyla maddelendirilmiş eylem planları, net tarihlere dayandırılan hedeflemeler ve sloganlarla bütünleşmiş çalışma yöntemleri alışılagelmişin dışındaydı.

Bu hedeflerin en önemlisi 2023 yılına ilişkindi. İktidarın da belki ummadığı oranda, 2023’e erken ulaşıldı. Gelgelelim bu hızın da bir faturası vardı. Ekonomi çökmekte, dış dünya ile bağlar kopmaktaydı.

İktidar, gerileyişini durduracak yöntemin yine “eski, iyi” yola başvurmak olduğunu gördü. Barış Pınarı, konsolide iktidar seçmeninin dışındaki, Millet Cephesi de denilen yapıyı dağıtıp, ondan yepyeni bir “Yerli ve Milli Muhalefet” devşirebilmek için bulunmaz nimetti. Sonrasında seçim hedefleniyordu. Yerli ve milli oluş konusunda tarih boyunca sıkıntı çekilmeyen topraklarda iktidarın bu oyunu da tuttu. Kamuoyuna açıklanan iktidara destek oranları aslında “malumun ilamı”ndan başka bir şey değildi. Çünkü zaten özellikle kırsalda, yerli ve milli muhalefet oluşumu tüm hızıyla sürmekteydi.

Örnek olarak #KadınaYönelikŞiddete dikkat çekilmek için kurulan bir platformu ele alalım. Şehrin daha demokrat ve aydınlık yüzlerinin önderliğindeki hareket, farklı sosyal sınıflardaki şiddet mağduru da olabilecek geniş bir kitleye ulaşabilmeyi amaçlar. Oysa taşrada bu iş kolay değildir. Çünkü uluslararası ölçekteki modern bir karşı gelişin hedef kitleye duyurulması, onlarla aynı iletişim kanallarında olmayı gerektirir. Bunun sağlanamayacağı görülünce, bu kez onlara ulaşabileceği varsayılan sağcı güçlerle işbirliğine gidilir. Genişletilmiş böyle bir birliktelik, yerel otoriteyle çalışıp onun nimetlerinden yararlanmayı kolaylaştırır.

Eğer kurulan platformun çalışma modeli içinde bir eğitim ve bilinçlendirme programı uygulanmaktaysa, siyasi iktidarın yereldeki uzantıları hemen inisiyatifi ele alıp, kendi öğretilerini hakim kılmaya çalışırlar.

Örneğin, halkın geniş katlımıyla yapılan bir bilgilendirme toplantısının konuşmacısı, platformun uluslararası rengi olan morun seçilme nedenini, “milli ve yerli” bir anlatımla yörük cepkenine bağlar. İşin kötüsü bu söyleme gelen itiraz, o konuşmacının yorumu olarak değerlendirilir, önemsenmez.

Demokratik platformun yerel aktörleri, üstünde hiç kafa yorulmamış bir kabullenişle o anlatımı normalleştirir. Karşı çıkarak değil, böyle bir ortaklığın içinde yer alarak ve onların kurallarıyla mücadele ederek başarı kazanılacağını zanneder.

Aynı gün cumhurbaşkanının eşinin, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Programı içeriğince konuşma yaptığı saray salonunda söz alan Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 75 maddelik bir “seferberlik” planı hazırlandığını duyurur. Adı ise “Mercan!” olacaktır. Mor renk bu kez mercana dönüştürülmüş olmalıdır!

Şehrin çeşitli meslek örgütlerindeki daha bilinçli demokrat güçler ise, siyasal sorunları yerelleştirmeksizin, genel doğruları ile tartışmak, çözüme kavuşturmak yanlısı oldukları için böyle küçük detaylarla uğraşmaz! Hatta farkında bile olmaz.

Bir başka örnekte; bir fakültenin Beyaz Önlük Giyme töreninde konuşmacı olan üniversite rektörü, 19 yüzyıldaki siyah önlük kullanımından 20 yüzyılın beyaz önlüğüne geçişi bir kadim Türk geleneğine bağlar! Salondan çıt çıkmaz…

Taşranın kimlik siyaseti güden yöneticisinin şovenist söylemini çok iyi analizleyen, şehirdeki iktidar yandaşı akademisyen de örneğin, çok katmanlı bir kültüre sahip olan tarihi yerleşimi yalan yanlış isimlendirir. Kalkar, Alanya’yı Selçuklu’nun kışlık başkenti yapar, ki o şehirde Selçuklu’ya ait en küçük bir kamusal yapı kalıntısı yoktur…

Türkiye genelini de içerdiğini zannettiğim milli ve yerli muhalefet imalatı işte taşrada böyle gelişir. Gazetecesi, siyasetçisi, yerel yöneticisi ve en önemlisi yerel işbirlikçileri ile büyük bir eşgüdüm içerisinde…


Yazarın Son Yazıları

6,6’lık suistimal 4 Kasım 2020
Depremin getirdiği 1 Kasım 2020
Harç mı haraç mı? 24 Eylül 2020