Geçmiş Yeniden Üretilebilir mi?

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Askeri darbe girişiminin yenilgisi ile önemli bir tehdidin ortadan kalktığının hayal edilmesi rahatlatıcı olabilir. Önemli olan bu hayalin gerçekle ilişkisinin olup olmadığıdır. Belirtiler; yani söylenenler, yapılanlar, planlanan adımlar akşam alacasından geceye doğru bir gidişi gösteriyor. Gece, Cumhuriyetin kazanımlarının yok edilmesi, genel olarak ilerlemeye uygun gelişmenin durdurulması, tarihin genel gelişimine aykırı olarak Ortadoğu’da varlığını sürdüren geriliğe özenen bir restorasyonun hayata geçirilmesi olarak tanımlanabilir.

***

En sembolik işaret, plan ya da söylemlerden yola çıkalım: Muhtemel adımlar Taksim’deki Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesi, meydana büyük bir selatin (imparatorluk) camisinin yapılması ve bu adımların muhtemel devamı olarak meydandaki anıtın, -ki oradaki figürler arasında Kurtuluş ve Kuruluş’a en büyük desteği veren Sovyetler’i temsil etmek üzere General Frunze ile Voroşilof da yer almıştır- ortadan kaldırılması olacaktır. Topçu Kışlası Osmanlı’da çöküşe giden yıllardaki ünlü şeriatçı ayaklanmanın (31 Mart 1325-13 Nisan 1909) karargâhı olarak önem kazanıyor. Taksim’e cami ise tıpkı “Ayasofya’nın ibadete açılması” gibi sembol taleplerdendir.

***

Peki, geçmişin yeniden kurulması, ihya edilmesi mümkün müdür? Eğer geleceği kısa erimli hedeflerle tarif edecek olursanız; evet, mümkündür. Ama tarihçi Hobsbawm’ın dediği gibi (Tarih Üzerine; s.19; Agora Kitaplığı) “geçmişin sözcüğün gerçek anlamıyla yeniden üretilemeyeceği, hatta restore edilemeyeceği bir noktaya er ya da geç ulaşılacaktır.” Tarih olduğu gibi yeniden kurgulanamaz, yeniden yaşanamaz. Bu kısa dönemler için anlam ifade etmeyebilecek sözlere karşı “İran’da dinci restorasyon yıllardır ayakta değil mi” denilebilir. Doğru; yine de İran’ın geçmişin ideolojik formlarına dönmediği, o eski formların Pehlevi döneminin de asıl formları olduğunu unutmamak gerekir.

***

Türkiye farklı mıdır? Türkiye’de de geçmişe özlem duyan, İslamın fanatik, cihatçı yorumlarının artan etkisini, Cumhuriyet’in kalıcı oldukları izlenimini veren kazanımlarına rağmen ağırlığını hissetmiyor muyuz? Hissediyoruz; öyle anlaşılıyor ki her gün biraz daha fazla hissedeceğiz. Bu durum, Türkiye’yi yöneten, restorasyon fikrine kendilerini kaptırmış olanların, ait oldukları dış dünya ile bağlarını radikal bir şekilde koparmalarının mümkün olup olmaması ile yakından bağlıdır.

***

Restorasyon çabası iktidarı “Doğu mu, Batı mı belki de Batı mı Kuzey mi?” ikilemleriyle de karşı karşıya bırakıyor. Ama bu Türkiye’deki asıl tehdidi, asıl sorunu anlatmıyor. Asıl sorun, Batı ile de çok fazla sıkıntı yaratmayacak otoriter bir yönetimin son darbe girişimi ile güç kazanmış olmasıdır. Batı’nın ne geçmişin yeniden üretildiği bir hayale, ne de yönetimde otoriterleşmeye itirazı olur. Bu eğilim dünyadaki genel gelişmeye de esas olarak aykırı düşmüyor.

***

Bütün bu geleceği okuma denemelerimiz, nihayet ülkenin aktif olan, olması gereken, olacağını umduğumuz güçlerini dikkate almayan, soyutlamada onlara yer vermeyen yorumlar, denemelerdir.
Olması gereken ise, geleceğin ilerleme yanlılarının birliğine, faaliyetine bağlı olduğuna inanarak, iyimser bir gerçekçilikle hayata sarılmaktır.  


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018