Ekşimiş Sirke Takımı

19 Eylül 2020 Cumartesi

Bunlar daha çok 1970 sonrası türediler. Daha doğrusu türetildiler.

1968 kuşağının 1923 devrimine saygılı, bağımsızlıkçı yönü, iç ve dış egemenler için büyük tehlikeydi. Sol; kırk ambarda, kırk sirkeye dönüştürüldü.

Ayağı bu ülkenin toprağına basmaz, tarihsel ve toplumsal hiçbir derinliği olmayan, kopyacı, hatta güdümlü, kıt akıllı çok bilmiş, kimi şiddete eğilimli, kimi kullanılmaya açık, kimi kokmaz bulaşmaz, çoğunlukla kendisi dışında herkesle kavgalı, grupçu, klikçi, çeşit çeşit keskin sirke markaları çıktı ortaya...

Sol desen, sol değillerdi. Liberal desen, özgürlükten ne anladıkları belirsizdi. Bağımsızlık desen, yanından yöresinden geçmezlerdi.

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı “iki kişi öldü, onlardan birisi de attan düştü” diye küçültmeye kalkacak kadar kendini bilmez; tam bağımsız, uygar bir ülke yaratan halk önderini “Mustafa Kemal başka” ve “Atatürk başka” diyerek ikiye ayırmaya kalkan, ona sinsice diktatör demeye dili varan bilgisiz ve art niyetli bir ekşimiş aydıncık sürüsüydü...

Bunlar, zamanla çıkara bağlı olarak mutasyona uğradılar.

Turgut Özal ile çağ atlatıcı, Tansu Çiller ile özelleştirmeci, Recep Tayyip Erdoğan ile Avrupa Birlikçi, Fethullah ile de “yetmez ama evetçi” oldular. Gün geldi “aldatılmış”tan sayıldılar, gün geldi fır döndüler.

CHP, DSP, sağ, sol fark etmezdi; koltuk verilse kaptılar, iktidar neredeyse kapılandılar.

Süpürge örneği, çat burada, çat kapı arkasındaydılar.

Sol” adına atıldığı ileri sürülen her bildirinin altında mutlaka imzaları vardı. Sol, yalnızca onların tekelindeydi!

İşlerine gelmeyince halkı aşağılamakta, işlerine geldiğinde de halkın zorbalığa başkaldırışını kendi başarı hanelerine yazmakta pek hünerliydiler.

Kazak Abdal’ın deyişindeki gibi, “Âlemi tâneder yanına varsan/Seni yanıltır bir mesele sorsan/Bir cim çıkmaz eğer karnını yarsan/Camiye gelir de erkân beğenmez” bu ekşimişler.

Kategorize edersek: Ekşimiş sirkeden şarap da olmaz, şerbet de. 

Öyleyse, dökün gitsin.

Koronavist Bunlar...

Onlar ki, nurlanmış gözler, nurlanmış kalplerdir. 

Sarıklı, fesli, cüppeli, takkeli on binler Ayasofya aşkına İstanbul sokaklarında buluşuyor.

Bir tane bulaş var mı? Yok!

Giresun’da miting yapıyor, hep bir ağızdan bağrışıp çağrışıyorlar.

Zerre kadar damlacık etkisi var mı? Yok!

Milletvekili, Kocaeli’nin yarısını toplayıp düğün yapıyor.

Hastaneye giden var mı? Yok!

Valilik yasağı değiştiriyor, 100 bin yeni üye programında toplaşıp koklaşıyorlar.

Enfekte olan var mı? Yok!

İktidar sapasağlam, iktidar dimdik, iktidar ayakta...

Şu muhalefet yok mu, ah şu muhalefet...

Taşıyıcılar, hastalananlar, ölenler... Hepsi muhalif zaten... 

Tek çare var: Muhalefete sokağa çıkma yasağı, hatta sıkıyönetim ilan etmeli.

Yetmedi, berduş avcısı İçişleri Bakanı asıl bu mikrop yuvalarını yasaklamalı, hatta kapatmalı.

Koronavist bunlar, koronavist! 

Tükeniyoruz!

Sağlık çalışanları ne diyorlar, biz duyuyoruz:

Yönetemiyorsunuz. Tükeniyoruz.

Aslında bu iki sözcük, bütün halkın çığlığıdır.


Yazarın Son Yazıları

Yargı Didişmesi 17 Ekim 2020
Kimin Cumhuriyeti? 3 Ekim 2020
İmamın Görevi 26 Eylül 2020
Ekşimiş Sirke Takımı 19 Eylül 2020
Hangi Bağımsızlık? 22 Ağustos 2020
Tutmayın, Uçuyoruz 15 Ağustos 2020
Egemenlerin Yeni Kurgusu 8 Ağustos 2020
AKP Ateşle Oynuyor! 25 Temmuz 2020