Yastayım…

09 Kasım 2014 Pazar

Hepinizi yasa davet ediyorum. Kolin Şirketi tarafından bir saat içinde hunharca kesilen 6000 zeytin ağacı için! Bir dakika düşünün, 6000 zeytin ağacı. O ağaçların kesilmesinde hepimizin işbirliği var. Başlayayım mı; kesilen ağaçların çoğunluğu CHP’li belediyelerce yönetilen kıyı kentlerine ve ilçelerine en fazla iki saat uzaklıkta. O belediyelerden tam kırk beş gündür direnen Yırcalı köylülerin yanı başına otobüslerle sosyal demokrat olduklarını, vatanlarını çok sevdiklerini söyleyen insanları taşımak çok mu zordu?
İzmir’de, Ayvalık’ta, Bozburun’da yani kıyılarda oturanlar, kaç taneniz Yırcalı köylülerin yanı başına gitti? Hiç olmadı, bir gün bir gece nöbet tuttu? Lütfen, oraya giden ve bu mücadelenin içinde yera lan kişiler, özellikle de gençler üstlerine alınmasın ama sayıların çok az olduğunu biliyorum.
MHP’lilere de bir çift sözüm var. Her fırsatta, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganı atmak dışında, bu yurt için neredeler? Böyle giderse vatan diye elimizde çorak ve ölü topraklar kalacak.
Evet yastayım ve bu nedenle 26 Ekim 2014’te yayımlanan “Zeytin Ağacına Güzelleme” başlıklı yazımın bir bölümünü yeniden yayımlamak istiyorum. İnatla, çünkü bir zeytin ağacının ölümünü izlemiştim ve hiç unutmadım. Şöyle; meğerse bir yaz sabahı, havada çılgın melisalardan yükselen o baştan çıkarıcı koku henüz durulmamışken, uzaklarda bir yerde bir kumru inatla eşini çağırırken ve deli kırlangıçlar hiç durmadan kendilerince çok bildik bir rotada günlük uçuşlarını yaparken, bir baltanın yüz yıllık bir zeytin ağacının gövdesine ilk darbeyi vurması ve buna tanık olmak çok acılı bir şeymiş.
İlk darbeyi öteki darbeler izliyor, büyülenmiş gibi baltanın gövdede açtığı yarığa bakıyorum, her darbede biraz daha derinleşiyor. Ağaç ağlıyor... Sanki yüz yıl boyunca yaşadığı bütün güzel anılar geliyor aklına. En güzel hasatlarını anımsamaya çalışıyor, çünkü az sonra gövdesi yana devrildiğinde tümünü unutacak, sonsuz bir sessizlik başlayacak onun için, çünkü artık o olmayacak. Bir yerlere yetişmem gerek ama gövdesi kanayan zeytin ağacının yanından ayrılamıyorum. Bu kalın, gün görmüş gövdeye indirilen her
darbe, bu güzel 6000 tanesi ölü artık.ülkede işlenen cinayetleri anımsatıyor bana.
Zap Suyu’na yıllardır doğru dürüst bir köprü yapılamadığı için okula giderken suyun üstündeki ilkel saldan düşen çocuklar geliyor aklıma, rögar kapatılmadığı için lağım sularında boğulanlar da... Geleceğe dair tüm umutlarını yitirmiş gençler geliyor aklıma... Kimi uyuşturucunun bağışlamayan bataklığında sadece ölümü bekliyor; kimi günlerdir, aylardır iş aradıktan sonra yatıştırıcı ilaçların verdiği düşleri olmayan bir uykuda; kimi bir nebze olsun var oluşunu hissetmek için, çağ dışı yöntemlerin, çağ dışı söylemlerin her an beyin yıkadığı tarikat evlerinde; kimi sahte bir özgürlüğün peşinde olduğunu bile bile barların ve bir gecelik ilişkilerin müdavimi... Kimi hiç yaşamıyor, sabah kalkıyor ve gecenin gelmesini bekliyor. O kadar!
İntiharın eşiğine gelmiş tarım üreticileri geliyor aklıma. Sağa koyuyorlar olmuyor, sola koyuyorlar olmuyor. Kendilerini bu ülkeye yabancı hissediyorlar ve yaptıkları iş giderek anlamsızlaşıyor; bir tarla dolusu karpuzun olsa ne yazar, olmasa ne yazar? Fındığı toplasan ne olur, toplamasan ne olur? Konya Ovası’nda kuraklık buğday başaklarının büyümesini engellemiş, ne olur?..
Zeytin ağacının gövdesi artık iyice yana yattı, az sonra yüz yıllık tarihi onunla birlikte yitip gidecek, yerine hemen beton dökülmeye başlanacak; tıpkı yol, metro yapılırken ortaya çıkan her biri kültür mirasımızın vazgeçilmezi olan amfitiyatroların, limanların, güzelim heykellerin üstünü, onları anında yeniden ölümün karanlık dünyasına yollamak için betonla döşediğimiz gibi...
“İnsanların daha eşit, daha kardeşçe yaşadığı; kaynakların en verimli bir biçimde paylaşıldığı, savaşsız, türkülerin ve neşenin egemen olduğu bir dünya olabilir”diye korkusuzca seslenenlerin, bunun için çözüm getirenlerin işkence odalarında çektiği acılar geliyor aklıma... Zeytin ağacının gövdesine inen balta darbesinin sesi zaman zaman işkencecinin elinde açılıp kapanan monitörün sesine dönüşüyor, ardından bomba seslerine, silah sesine... Zeytin ağacı toprağın üstüne öylece yattı. Balta durdu. Bir an bir sessizlik oldu.. ardından sessizlik, buldozerin yeri göğü titreten dev sesiyle bozuldu.
Ben zeytin ağacının gövdesini son kez okşayıp usulca oradan ayrıldım, uzun zamandır bizleri, bu ülkede yaşananları tanımlayacak bir sözcük arıyordum, buldum:
Hoyratlık!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bu ülke bize fazla 13 Haziran 2021