Celladın payı

01 Ekim 2023 Pazar

Fransa’da idamların “zanaatkârca” yapıldığı krallık dönemiydi. Kelle vurularak infaz edilen idamları ince el işi olmaktan çıkarıp sınai bir tekniğe dönüşterecek giyotin aleti henüz icat edilmemişti. İdam cezası infazlarında seri üretim, daha doğrusu tüketime geçilmemişti. Dolayısıyla kol gücüne daha çok ihtiyaç vardı ve cellatlar kol geziyordu ülkede. 

Kafa kesilerek idam cezası ve baltalı infazcı bolluğuna karşın, cellatları maaşa bağlamamıştı, Fransa kralları. Yani devlet bu mesleğe kadro açmamış, cellat beslemiyordu.

Cellatların geçimini “halk” sağlıyordu. 

Çok ince siyasal bir hesap vardı düzenekte: Kral idam cezasını kesiyor ama infazından halkı sorumlu tutuyordu. Eğer toplum, infazlardan yanaysa besliyordu mahallenin celladını, yok karşıysa kendi bilirdi. 

BESLEMEK KABULLENMEKTİR

Halk, cellat besleme geleneğini bozmadığı sürece kralın kararını onaylıyor ve devlet önünde boynunun kıldan ince olduğunu da kabulleniyordu. 

Fransız halkı, yazılı olmayan bu kurala 1775 yılına kadar uydu. Eliyle besledi saflarından kelle alan cellatlarını, yüzyıllar boyunca. 

Ama dışlardı, onları. 

Öylesine dışlardı ki Katolik kilisesi halktan kimsenin kız vermediği cellat soyunun tükenmemesi için, tüm müminlere yasakladığı aile içi evlilik ve çocuk yapabilmek hakkını cellatlara tanımıştı.

Yoksa bırakın kız vermeyi, cellatlarla kimse konuşmazdı bile. Celladın geçtiği sokakta bir sessizlik olur, görünmez olana kadar da herkes başını öne eğerdi. 

EKMEĞİN TERSİ

Güneşin batmasına yakın çıkardı mahallenin celladı ortaya. Pazaryerine gelir ve kasabın, manavın tezgâhın ucuna bıraktığı “cellat payını”, şarapçının kenara koyduğu testiyi sessizce alır, uzaklaşırdı.

Fırında ise özel bir ekmek beklerdi kendisini. Fırıncının, tersine çevirdiği bir ekmek. Halka satılacak tüm somunlar, yarık yüzleriyle sırtüstü sıralanırken tezgâha, biri yüzüstü konulurdu köşeye.

“Celladın payı” demekti ters çevrilmiş ekmek.

Fransız Devrimi’yle birlikte Doktor Josephe Ignace Guillotin’in adını taşıyan giyotin aleti devletin resmi infaz aracı kabul edildikten öteye, cellatlar Fransa’da daima giyotinle infaz edilen idam cezasının kaldırıldığı 1981 yılına kadar maaşa bağlandılar, memur oldular.

Ama Fransa’daki ekmek fırınlarında, evlerde, davetlerde, ekmeğin ters konulmamasına hâlâ dikkat edilir. Çünkü ekmeğin tersi uğursuzluk işareti, ölüm habercisidir. 

CELLATSEVER HALKTAN ULUS OLUR MU?

Bizim cellatlarımızı, geçmişten günümüze hep devlet besledi, sevgili okurlar. Osmanlı’nın resmi cellat kadrosu vardı, Türkiye Cumhuriyeti de infazcıların emeğini hep devlet kesesinden ödedi. Halka doğrudan besletmedi.

Dolayısıyla halk arasında gezinen cellatlara da kız vermemezlik, konuşmamazlık edilmedi. Âli devlet anlayışımız, celladını dışlamadı, ötekileştirmedi. Osmanlı’nın dilsizi, Cumhuriyetin Çingenesi, cellat cellat yuvarlanıp gittiler aramızda. 

Hatta yuvalanıp çoğaldılar...

İdam cezası kalkınca cellatlığa değgin ne toplumsal algı değişti zaten ne de cellatlık. İnsafsız cezalar verip infazını emredenlerin vicdanı hep aynı karalıkta kaldı. 

Ama karaya “Ak” dediler, o ayrı.

Salt infaz yöntemleri değişti. Kol gücü, oldu size kolluk gücü. İnsan canı alabilenlerin genetiği, kelle kesmek değil de pompalı sıkmaya, cop vurmaya, gaz sıkmaya, kafa göz yarmaya ve bazen işkence kazasıyla hacamata programlandı.

BARİ YÜCELTMESEYDİK...

Ama bunları biliyorsunuz, siz.

Ruhlar cellat kaldı, kollar uzmanlaştı: Sade memur, aculkuvvet, terörist tetikçi, antiterörist tetikçi, muhbir vatandaş, ajan provokatör, özel muhaberatçı, sivil istihbaratçı, peşin hükümlü hukukçu falan oldular. 

Hatta bunlardan biri, 1970’lerin deşifre muhbiri; dostluk kurduğu Madanoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal ve Doğan Avcıoğlu gibi solcuları “Fakülteli” kod adıyla ihbar eden Mahir Kaynak, profesör doktor unvanıyla işin bilgesi bile sayıldı...

1990’ların derin devlet destekli Kürt Hizbullah cellatları; yepyeni bir infaz türü bile geliştirdiler: domuz bağı. Toplu mezarlarında binlerce ceset yatan bu cellatlar, sığ devlet tarafından 2011’den öteye serbest bırakılıp aramıza karıştılar. Hatta partikülleri, artık siyasal arenada ve şeriat istiyorlar. 

Türkiye cellatlarını besleyen, büyüten ve aman cellatsız kalırız korkusuyla, sığınmacı adı altında gelen ithal cellatlara da kucak açan, kol kanat geren bir ülke. 

Çünkü biz, cellatlarını dışlamayan bir millet olarak ekmeklerini hiç ters çevirmedik, çevirmiyoruz. 

İşte bu yüzdendir ki cellatlarımızla paylaştığımız her lokma ekmek ağulu ve uğursuz.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları