Mutlak, olası ve kuşkulu sınırlar

12 Haziran 2022 Pazar

İnsanlığa yalnız bilgi değil, bilgi metodu kazandıran başyapıt, Ansiklopedi’nin yaratıcısı Denis Diderot (1713-1784), “ahlak” görüşüyle de çığır açan bir filozoftur. Diderot, ahlakı dinden soyutlar. İki büyük doğal yönelim, “yardımseverlik” ve “mutluluk” üzerine oturtarak Tanrıtanımazlıkla erdemi bağdaştırır. 

Çağımızda sayıları giderek artan dindar ama ahlaksız, dinsiz ama ahlaklı kişi ve topluluklara doğru ışık tutan bu görüş, doğru geleceği de aydınlatmaktadır. Çünkü dinden bağımsız bu ahlak anlayışı, hem akla, hem de içgüdülere dayanması bakımından, insanın doğasıyla en uyumlu olandır. Ama insanın doğasıyla uyum sağlaması ve bu uyumdan hem yardımseverlik, hem akılcı yönelimi açığa çıkarması, her babayiğidin başaramayacağı çok güç bir “temizlik” eğitimidir: Yüzyıllar boyu beynine işlenmiş tüm dogmatik koşullanmalardan arınması, yerleşik fikir esaretinden kurtulması, özgür düşünebilmek için her bildiğinden kuşku duyarak, her şeyi sorgulayarak yeni baştan öğrenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Tanrıtanımaz ve erdemli olmak, sorgulanması yasak tabuları aşarak bilgi edinmek azmi ya da zevkiyle mümkündür. 

ÇIKARCI YARDIMSEVERLİK

Oysa dine bağımlı ahlak anlayışında, “iman”a bağlı yardımseverlik ve mutluluk daha kolay gibi görünmektedir. Yardımseverlik Tanrısal ödülün ve cennetin kapılarını açmakta, fedakârlık gerektirse bile izlenen ahlakın Tanrı katında değerlendirilecek olması, mutluluk yaratmaktadır. Zaten asıl mutluluk Tanrı sevgisi, her iş ve uğraşta o sevgiye sadakat değil midir? 

Ne var ki Tanrısal ödül vaadine rağmen, tepeden inme, günün koşul ve gereklerine kimi kez ters düşen, hatta çoğu kez “absürt” kalan bir zorlama vardır dini ahlakta. İnsanı anlamadan kabullenmeye iterek, aklıyla inancı arasında uyumsuzluk yaratabilir. İşte bu yüzdendir ki din eğitimi, inancı aklın önüne geçirir ve düşünmeyi engellemek amacıyla öğretilenden, yani dogmalardan kuşku duymayı günah ilan eder, sorgulamayı yasaklar.

UYDUR UYDUR KİTABA DİZ

Kuşku ve sorgu yasak olunca, düşünce donar, ne bir yenilik üretir ne de yaratır. Bilginin yolu kesilmiştir. İcat edilen ve edilecek her şey kutsal kitaplarda zaten yazılıdır, tartışılmaz. 

Uzay gemisi mi yapıldı, Ay’a mı gidildi, Mars’a yolculuk mu var? Kılıfına uydurulur, kutsal bilgiler, uzay yolculuklarını, bilgisayar ve interneti, yapay zekâyı fi tarihinde “muştulayan” yorumlarla yeniden okunur, evrim teorisini çürütmekte zorlanınca (Türkiye’de olduğu gibi) eğitim müfredatından çıkarılır, doğa tarihi müzeleri kapatılır, Adnancılara çakma yaratılış sergileri açtırılır, falan...

KESKİN DEĞİL KESİN BİLGİ PEŞİNDE BİR ÖMÜR

Denis Diderot, kadın arkadaşı Sophie Volland’a yazdığı 26 Eylül 1762 tarihli mektupta, “Düşünürü özel kılan, kanıtsız hiçbir olguyu kabullenmemesi ve yanıltıcı kavramlara kanmamasının yanı sıra mutlak, olası ve kuşkulu arasındaki sınırları kesin çizebilmesidir. Bu eser (Ansiklopedi) zamanla zihinlerde bir devrim yapacak ve umarım ki diktacılar, baskıcılar, fanatikler ve bağnazlar artık kazanamayacak. İşte o zaman, insanlığa hizmet etmiş oluruz” der. 

Dünyanın gidişatı, Diderot’yu haklı çıkarmadı. 

Bilgi hiç bu kadar hızla çoğalmamış, yayılmamıştı, evet. Dogmatik öğretilere ters düşen bilimsel gerçek ve teknolojik buluşları kutsal kitapların yorumuna mal etmek de epeyce zorlaştı. 

Ama vasat insan mantığının bağnazlık zincirlerini kırmak kolay değil. Hele mantık olmayan, çünkü felsefe ve mantık yerine “kullanışlı cehalet” öğretilen yerde mümkün bile değil... 

Çünkü vicdan mutluluğu ve karşılıksız yardımseverliğe dayalı “ahlak”a varabilmek için düşünsel olgunluk gerekiyor. 

Ve insanlık olgunlaşamadan, dünya çürüyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sanduka Bayramı 6 Ağustos 2022