Yakar Kaptan’dan çakal kaptana

03 Eylül 2023 Pazar

1940’lı yıllar.

İkinci Dünya Savaşı’nın yokluk, yoksunluk zamanları.

Türkiye’nin 1923’te alınan tapusu, uluslararası meşruiyet belgesi Lozan Antlaşması, henüz 

17 yaşında. 

Bozcaada’ya ulaşmak için önce Çanakkale’den Geyikli’ye bir bozuk yolu aşmak gerekiyordu.  Odunluk İskelesi’ne at arabaları, yorgun kamyonetler yanaşırdı. Halil Yakar Kaptan, Sürmene yapımı teknesiyle insan ve insanın yaşaması için gerekli ne varsa yüklenip adaya taşırdı. 

Babası, “Fırtınaymış, boraymış aldırmayacaksın. Kimseyi iskelede bırakmayacaksın. Paran var mı, yok mu sormayacaksın” diye vasiyet etmiş. Zaten baba da denizci, atalar da. Yakar Kaptan, kimseyi ve hiçbir yükü geride bırakmazdı.  

John Steinbeck’in “Gazap Üzümleri” gibi, Yakar Kaptan’ın da “Gazap Denizleri” vardı. Üzüm zamanı Bozcaada’ya gelen mevsimlik tarım işçilerinden ücret istemezdi.

DENİZ KADAR CÖMERT BİR YÜREK

“Dönüşte, yevmiyelerinizi aldığınızda verirsiniz” derdi. Hükümetin resmi araçlarını, akıllara durgunluk veren bir beceriyle iskeleden tekneye çıkarırdı.

Herkes ve her şey yerleşince Sürmene’ye, tüm Geyikli kıyıları onun komutuyla çınlardı: “Haydi vira bismillah!” 

Akıntıyı bilirdi, rüzgârı ayarlardı, eğer okullar tatil ve “küçük kaptan” teknedeyse ona miçoluk öğretir, “Gözünü orta adadan ayırma, sancakta hep orta ada olacak” deyip dümeni de verirdi.

Çocukları çok severdi. Çocuklar da onu. Adada ebe bulunmadığı zamanlar, isterse kıyamet kopsun denizlerde, hastaneye doğuma taşırdı anneleri. Bir seferinde, teknede doğan aceleci bebeğin göbeğini çakısıyla kesmişti.

KANCAYA TAKILAN YAŞAM

1952 yılının mayıs ayı sonlarıydı. 

Yakar Kaptan, önce hastaneye taşıdığı aileyi, Ezine’de doğan bebekleriyle birlikte adaya geri götürmek üzere tekneye alıyordu. Deniz çalkantılıydı. Baba, bebekli eşine yardım için güverteye önden çıkmıştı. İskeledeki anne kundağı ona doğru uzatırken elinden düşürmesin mi?

Daha yeni doğan yavrucak köpüren sulara karışıyordu ki Yakar Kaptan uzun saplı kancasını denize daldırdı, kundağa takıp onu yaşama geri çekti. 

Bazen dümeni verdiği “küçük kaptan”, hayatını kurtardığı o bebekten başkası değildi. Büyüyüp liseyi bitirdiğinde “Günün birinde gerekir” diye kaptanlık belgesi de aldırdı. 

Yakar Kaptan’ın “küçük kaptan”ı ulusu ve devleti için canını ortaya koyarak dövüştükten sonra köşeye çekilince kimseye muhtaç olmamak için kaptanlık belgesini cebinden çıkardı, denizlere açıldı. Zor fırtınalara yakalandığında eliyle belindeki kanca izini sıvazlar, içinden “Bunu da atlatırsın, neler atlattın sen!” diye geçirir, hâlâ... 

PRUVA NETA OLSUN

Kader ne yazık ki çok sevdiği oğlu Hasan’ın kaybını yaşattı Yakar Kaptan’a. Hastalandı. Tiroit kanseriydi. “İyot eksikliğinden olurmuş” yorumuna, “60 yıl Ege’nin iyodunu çektim içime, yine de doymamışım denize!” diyordu. Tedavi sonuç vermedi. Ve Yakar Kaptan’ın yaşamı, sevdiği çocuklara göz kırpar gibi 23 Nisan 2007’de sona erdi.

Bozcaada artık ışıl ışıl bir ada. Feribotlarla gidiliyor. Yolunuz düşerse bir gün, müzesine uğrayın. Sayın Hakan Gürüney’den Yakar Kaptan’ın öyküsünü ayrıntılarıyla dinleyin. Parktaki gülen heykelin önünde de bu satırları anımsarsınız, belki. Mütevazı ailesi de hâlâ adada yaşıyor zaten.

Kurtuluş Savaşı’mızın muzaffer bahriyelileri, onların özgürlük, dayanışma, yurtseverlik erdemlerini yaşatan denizciler... İster küçük bir sahil muhafaza botu olsun ister büyük ticari gemiler. Her birinin kaptanı bizden biridir, hepsinin pruvası neta olsun.

KAPTANLIK PARODİSİ

Hani günümüzde bir kez bile bir gemi dümeni tutmamışlar, bir kifayetsiz kaptanı savunuyorlar ya? Onları gülerek izliyorum. Hele sözde kaptan, “İyi kaptan gemisini limana sağ salim getirendir” deyince kahkahalarımı tutamıyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu, evet, gemiyi bir limana getirdi. Ama liman, gemi söküm tesisi! Gemi hurdaya çıkmış, ne kaptanın haberi var ne de hık deyici mürettebatın. Çürük güvertenin üstünde hâlâ varız diye tepiniyorlar.

Düşman topraklarında yaşamaya mahkûm yenikler yaptılar bizi. Ve yarattıkları derin umutsuzluğu bile anlamaktan acizler.

CHP gemisini böyle paramparça, hurda limanına getireceğinize fırtınalara karşı özveriyle, onurla mücadele etseydiniz baylar, bayanlar!

Üstelik önünüzde dünyada eşi benzeri olmayan bir örnek, emperyal okyanusların hışmına kafa tutmuş bir gemi de vardı. Adı, Bandırma.

Anımsadınız mı?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

At, avrat, rodeo! 18 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları