Sen öldürüldün, biz kör olduk Ahparig!*

18 Ocak 2019 Cuma

Yarın Hrant Dink’in sırtından vurularak öldürülüşünün ve bu ülkenin de sırtından vurularak çöküşünün on ikinci yılı.
O öldürüldü ve bu ülke bir kez daha kalbinden, vicdanından ve aklından yaralanarak güçsüz bırakıldı.
Bu güçsüzlüğe rağmen, sistemin karanlık niyetlerine kafa tutan insanların...
O tetiğin bir daha çekilmemesi, başka kardeşlerinin öldürülmemesi, güçsüzlüğün üstesinden gelinebilmesi, iktidarın gaddarların elinden alınıp vicdanlıların eline geçmesi için inat etmesi ve olan biteni sineye çekmemesi gerekiyor.
Kalleşçe öldürülmüş bir gazetecinin katledilişinin hesabını sormakta direnmesi gerekiyor.
Irkçılığa, milliyetçiliğe” çığlık çığlığa “Hayır” diye haykırmaktan vazgeçmemesi gerekiyor..
Daha önce öldürülen kimi gazetecilerin katillerini bildikleri gibi, Hrant’ın katilinin kim olduğunu da aslında biliyoruz.
Ama asıl katilin tetiği çeken değil, çarkı işleten olduğunu da biliyoruz.
Siyasi cinayetler her dönem karanlık niyetlerin marifeti olarak belirirler ve akıttıkları kanları kendi karanlıklarıyla ustaca temizlerler.
O yüzden Hrant’ın öldürülmesini isteyenlerle, tüm diğer öldürülmüş ve bundan sonra öldürülecek gazetecilerin, yazarların katlini isteyenler ve isteyecekler aynı kişiler, aynı güçler, aynı iradedirler.
İş insanları, devlet adamları, kanaat önderleri, politikacılar ve olan biteni şuursuz bir kabullenişle izleyen, sistemin çarkında erimeyi kader bilen kalabalıklar...
Elbirliğiyle yeryüzündeki tüm siyasi cinayetlerin ucundan kendilerince tutarlar.
Şimdiye kadar bu ülkede öldürülen gazeteciler neden öldürüldüler?
Öldürülmeden önce bize ne dediler?
Hangi sözleri, hangi bilgileri, hangi endişeleri yüzünden hedefteydiler?
Kimlerin canını sıkmakta; kimlerin niyetini deşifre etmekteydiler?
Bu soruları sormayan, bu soruların verilmeyen cevaplarının peşine düşmeyen...
Sitemin çarkına uyum sağlayıp ayakta kalmayı marifet sanan...
Her türlü siyasi dilin şarlatanlıklarına kolayca kanan...
Vazgeçen...
Adaletten, demokrasiden, özgürlükten, bağımsızlıktan ve en tehlikelisi de barıştan, bir arada, kardeşçe yaşama ısrarından vazgeçen kalabalıkların vurdumduymazlığına kolayca kurban giden bu ülkede...
Susmayan ve vazgeçmeyenler...
Yarın saat 15.00’te -eğer son anda beklenmedik bir yasak belirmezse- cinayet mahallinde on ikinci kez bir araya gelecekler.
Hrant’ı tanısalar da tanımasalar da...
Bir kez daha, bu topraklarda “vatan haini” diye itham edilerek öldürülmüş bir gazeteciyi, arkadaşları, kardeşleri, kader ortakları bilecekler.
Şiddetin tehditkâr gücüne güvenenlerin hileli iktidarına başkaldırıp adalet için usulca sokağa çıkacaklar.
Haklılığın o gür sesiyle sağır bir sitemin kalbine kalbine bir kez daha kardeşlikten bahseden, barıştan bahseden cümlelerle seslenecekler.
Bu ülkenin hâlâ bir vicdanı ve aklı olduğu kayda geçsin diye.
Ölen onca gazeteci, yazar, aydın insan boşuna... boşu boşuna ölmüş olmasın diye.
Belki insanların gözü bir gün açılır diye.
Açılsa diye.
Açılsın diye.
Çünkü;
On iki yıl önce sen öldürüldün ve biz “kör” olduk Ahparig.
* Cemal Süreya’nın şiirinden esinle...


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020