ABD, 1 Mart’ın intikamını aldı mı?

28 Ekim 2021 Perşembe

Konumuz, önceki gün Meclis’ten geçen Erdoğan tezkeresi.

Önce tarihsel arka plan…

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devlette hiçbir resmi sorumluluğunun olmadığı, sadece genel başkan olduğu Aralık 2002’de ABD’ye gitmiş, Beyaz Saray’da kabul görmüştü.

Bunda en büyük etmen, Erdoğan’ın “Saddam bir diktatördür. Biz bir diktatörle komşu olmak istemiyoruz” sözünü Başkan Bush ve ekibinin önünde söylemesi idi. 

ABD’nin almak istediği yanıt buydu. Ecevit hükümetinin gidişinde de en önemli etken, Ecevit’in Irak’ın Türkiye üzerinden işgaline karşı çıkmasıydı.

AKP, o dönem ABD ile her türlü pazarlığa açık bir şekilde iktidar sürecini başlattı. 

AKP mutluydu, gitmeme yemini ederek, bu uğurda her türlü ödüne hazır durarak iktidara gelmişti.

ABD mutluydu, sonunda “önce milli yararlar” demeyecek, iktidara düşkün, çıkarcı bir grupla muhataptı.

Bu iklimde 1 Mart 2003’te Türkiye’de 70 bin ABD askerinin bulunmasını, devamında Irak’ın işgalini sağlayacak tezkere Meclis’e geldi.

Her şey tamamdı. Ancak üç etken oyunu bozdu:

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, CHP ve AKP’nin içindeki bir grup.

Tezkere reddedilince ABD yönetimi şu düşüncesini icraata geçirdi:

- Türkiye gibi ülkelerde bize, tek muhatap lazım. Her şeyi onunla konuşup kabul ettirmek, kurumlarla uğraşmaktan daha kolay!

19 yılın bir başka açıdan özeti budur!

***

Meclis’te önceki gün kabul edilen Erdoğan tezkeresi 1 Mart’tan çok daha geniş, ucu açık, her türlü kullanıma müsait bir içerik taşıyor.

Türkiye’de yabancı asker niçin bulundurulacak?

Yabancı gücün miktarı ne kadar olacak, ne kadar kalacak?

Bunun karşılığında Türkiye’ye ne verilecek, ne istenecek?

Yabancı güç Türkiye’nin neresinde konuşlanacak?

Tezlerinin gerekçesinde, Irak ve Suriye’nin terörden arındırılması, kitlesel göçün önlenmesi var. Bu sorunlara bugüne kadar sürdürülen politikalar neden olmadı mı?

Türkiye’nin yabancı gücün yardımına muhtaç, çözemeyeceği sorunları mı var?

Varsa, bunları kim yarattı?

Yoksa, yabancı güç, Türkiye topraklarını ve Türkiye’nin gücünü kullanarak bölgede planlar mı yapacak?

Yukarıdaki “yabancı güç” tanımının yerine “ABD gücü” demek daha uygun olur. 

Rusya, Suriye’de işlerini “aracı kullanmadan” yapıyor. ABD ise hedef ülkede ve çevresinde, işgal ve iktidar güçleri kullanıyor. Yeri geldi vurgulayalım: Suriye’de gücünü artıracağını ilan eden ABD, Afganistan’dan da çekilmiş değil. Afganistan’da Taliban yönetimine karşı “IŞİD-Horasan” adlı bir örgüt çıkınca, buna ilişkin gözlemimiz kesinleşti!

Afganistan’dan Türkiye’ye getirilen sivil kıyafetli askerlerin durumu da yukarıda sorduğumuz sorularla bütünleşiyor!

***

26 Ekim Erdoğan tezkeresi ile ABD’nin 1 Mart tezkeresinin intikamını aldığı söylenebilir mi?

An itibarıyla durum öyle görünüyor. 

ABD, mal varlığından büyükelçiler krizine, ekonomiden “yurttaşı FETÖ” maşasına kadar Erdoğan’ı dört koldan çevirmiş görünüyor. 

1 Mart tezkeresinden çok daha öte hareket gücü olan bir olanak elde etti.

Şimdi mesele şu soru:

Bunu kullanabilir mi?

Sorunun yanıtını iktidar değil, millet ve Millet İttifakı verecek. Bu bağlamda Erdoğan tezkeresi bir son değil, başlangıç.

CHP’nin işi şimdi başlıyor. 

Bir soru daha soralım:

- Bölgemizde ABD askerinin girdiği bir tek huzurlu ülke var mı?

Yok…

Tezkere çerçevesinde Türkiye’nin sadece topraklarının değil, iç barışının ve huzurunun da işgal edilmesine neden olabilecek adımlara karşı siyaset üretmek gerekiyor.

Görünüşe bakılırsa iktidarla ABD birbirini sevmiyor gibi! Bu durum aklımıza Napolyon’u getirdi. Napolyon, Moskova seferi öncesi emrindekilere şöyle diyor:

Beni sevmeniz gerekmez, benim için ölün yeter!

Amerika iktidara böyle bakabilir ama…

Bu topraklarda bağımsızlık gülü solmaz!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları