Düş politika…

21 Temmuz 2020 Salı

AKP Genel Başkanı ve AKP Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimlere giderken her ne pahasına olursa olsun, kendisini kahraman ilan edeceği bir “dış başarı” elde etme hırsı, Türkiye’ye pahalıya mal oluyor.

AKP’nin iktidardaki ilk yıllarıyla son yıllar karşılaştırıldığında en çok değişkenlik gösteren konuların başında dış politika geliyor. Özellikle Avrupa Birliği’nin (AB) lokomotif ülkeleri AKP’yi, Erdoğan’ı yere göğe sığdırmıyordu. Bir ara Erdoğan’ın AB Başkenti olarak Brüksel gezileri o kadar yoğundu ki, bazen Ankara’ya da uğruyordu!

AB, AKP’nin reformcu bir parti olduğundan dem vuruyor, AKP politikalarını desteklemeyenleri “tutucu”, “statükocu” ilan ediyordu. 

AKP bunu çok iyi kullandı. Hem meşruiyetini güçlendirdi hem de devletin temel kurumlarını çökerterek bugünlere gelen yolu döşedi. AKP için AB, ulaşamadığı yerlere merdiven, dokunamadığı konulara eldiven oldu.

AB, AKP’nin evrensel ölçüleri benimseyen bir demokrasi hedeflemediğini, iktidarını kalıcılaştırmak için Türkiye’yi “Ortadoğu tipi” yönetmek istediğini bilmiyor muydu?

Bize göre biliyordu!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne husumeti olan, her fırsatta kendisi ile geçmişi karşı karşıya getiren bir AKP, onların da işine geliyordu.

*** 

Aynı süreçte AB’den ABD’ye genel anlamda Batı’nın sevdiği “AKP politikalarından” biri de Kıbrıs’tı…

Dün Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 46. yılını kutladık. 20 Temmuz 1974’te başlayan harekât Ecevit-Erbakan hükümetinin adaya barış götürme, Türkiye’nin uluslararası çıkarlarını koruma hedefli bir başarı olarak tarihteki yerini aldı. 

AKP, daha iktidara gelir gelmez, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a mesafe koydu. Erdoğan’ın 2004 yılındaki beylik demeçlerinden biri şuydu:

“40 yıllık politikalarla Kıbrıs sorunu çözülmez!”

Kıbrıs, o süreçten sonra TBMM’nin ortak konularından biri olmaktan çıktı. 24 Nisan 2004’te oylanan Annan Planı, Rum Yönetimi her şeyin daha fazlasını istediği için Rumlar tarafından reddedildi. 

Yıllar geçti… Bugün AKP, KKTC Cumhurbaşkanı’nın, Denktaş gibi davranmasını istiyor!

Aradaki yıllarda ne oldu?

AKP, KKTC’yi kendisine benzetmeye çalışırken Rum Yönetimi Yunanistan’la bir olup Mısır, İsrail, Lübnan, Filistin ve Ürdün’le Akdeniz’i paylaşan anlaşmalar yaptı!

AKP uyandığında, Akdeniz’i parselleyen BM kaydına geçirmişti.

AKP’nin elinde iktidarının ilk yıllarında hor gördüğü KKTC kalmıştı.

***

Akdeniz’deki bu hapsoluşu bir nebze yarabilecek olumlu adım 27 Kasım 2019’da Libya ile atıldı. Libya’daki Ulusal Uzlaşı Hükümeti (UUH) ile yapılan münhasır ekonomik bölge (MEB) antlaşması, pek çok yönüyle eleştirdiğimiz AKP politikalarının olumlu adımlarından biriydi. 

Ne var ki bir bütün olarak Libya politikası da ucunun nereye varacağı öngörülemeyen ataklıklarla darmadağınık…

Erdoğan, Suriye olmazsa Libya’da uluslararası başarı elde ederim arayışında…

Türkiye’nin konuşlandığı Vatiyye Üssü 5 Temmuz’da kim vurduya gitti. 

AKP’nin “düşman” ilan ettiği Hafter, Mısır’a, “Libya’ya gir, beni koru” dedi. Türkiye ile Mısır Libya’da cephe cepheye gelmiş durumda.

Mısır’ın Libya ile sınır komşusu olduğu dikkate alınırsa, kimin avantajlı olacağı aşikâr. Mısır’ın yanında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de (BAE) var.

Libya ile 2011’de başlayan iç savaş öncesinde başta müteahhitlik hizmetleri olmak üzere pek çok alanda işbirliğimiz vardı. 2011’de donan müteahhitlik projeleri 20 milyar dolara yakındı. Halen yapılmış işler karşılığı 3 milyar dolar alacağımız var. Libya’da Türkiye’nin öteden beri devam eden iyi ilişkileri vardı. 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Kaddafi’nin Türkiye yanlısı tutumu hâlâ belleklerde. 

Türkiye, AKP’nin “düş politikaları” yerine geleneksel dış politikasını sürdürseydi muhtemel iç savaşın tüm taraflarıyla diyalog kurabilen ender ülkelerden olurdu.

Şimdi Libya’da oyun kuracağız derken, kendi güçlerimizi korumaya çalışıyoruz. 

Dileğimiz, Libya’dan kötü haberler almamak!


Yazarın Son Yazıları

O... 20 Eylül 2020
Sudan dersleri... 16 Eylül 2020
Siyasal ısınma! 10 Eylül 2020
Ömür boyu Atatürk’le... 30 Ağustos 2020