Davutoğlu, ‘Hayat’ ve Yürüyüş…

13 Ocak 2015 Salı

Hayat Bumedyen
Paris’teki “terör fırtınası”nın en gizemli ismi.
IŞİD bayrağıyla video mesajı bırakan “cihat-çı Coulibaly”nin eşi…
“Silahlı ve çok tehlikeli” olduğu söyleniyor.
Katliamcılarla yakın işbirliği yaptığı, “Charlie Hebdo infazı” ile koordineli düzenlenen terör saldırılarında “kilit” rol oynadığı, cihatçılara çok büyük olasıklıkla silah temin ettiği varsayılıyor.
Bu azılı teroristler listesindeki kadının katliam günlerinde İstanbul’da olduğu ve bizim sınırlarımızdan Suriye’ye geçtiği iddia ediliyor.
Çok sayıda IŞİD’cinin hep yaptığı gibi…
“Cihatçı terör”e karşı Paris’te yapılan büyük “cumhuriyet”, “özgürlük”, “laiklik” seferberliği aktarılırken; bir yandan da işte Fransa’nın “11 Eylül”üne bulaşan “Hayat”ın bu Türkiye trafiği küresel kanallarda bıktırıncaya dek işleniyor.
“Hayat nerede?”, “Suriye’de mi, hâlâ Türkiye’de olabilir mi?”, “Tam izini nerede kaybettirdi?”, “Türkiye’de Başbakanlık kaynaklarından edinilen bilgiye göre….” diye uzayıp giden haberler bunlar…
Hollande’la “ifade özgürlükleri” için ve “cihat terörüne karşı” yürüyen liderlere bakıyorsunuz…
Davutoğlu’nun güleryüzlü çehresi ilk sırada dikkat çekiyor.

Görüntüye eşlik eden çelişkiler
Ama Başbakan’ın bu görüntüsü altında da sürekli bir yandan bu bu “Hayat Bumedyen Türkiye’den geçmiş”, “Türkiye’de konaklamış” altyazıları geçiyor.
Sade altyazıyla kalmıyor, yorumcular T.C. Başbakanı’nın Paris yürüyüşüne katılımı ile sahadaki gerçekler arasındaki çelişkilere dikkat çeken imalar ve dokundurmalar yapıyorlar.
İmaları “Türkiye’nin basın özgürlüklerinin hüzünlü tablosunu” anımsatacak noktalara genişletiyorlar…
Ancak haberlerin ana ekseni Paris’teki genel hava olduğu ve “(İslamcı) terörle mücadelede bir yeni dönem” fikri işlendiği için, bu olumsuz değerlendirmeler çok dallanıp budaklanmıyor.
“Türk hükümetinden bundan böyle sıkı işbirliği beklenildiği” mesajı ile yetiniliyor.

‘Düşünüyorum, öyleyse Charlie Hebdo’
“Cumhuriyet Meydanı/Place de la Republique”den başlayan, Paris’in Nazi işgalinden kurtuluşundan bu yana yapılan en göz alıcı gösterinin birinci mesajı bu: “Ayaktayız! Geleceğimize sahip çıkacağız!”
Meydanda “Fransız Cumhuriyeti”nin simgesi “Marianne” heykeline tırmanan Parisliler; ellerinde farklı bayraklarla “yeni, çok kimlikli toplumun” sözcülüğünü yapıyorlar.
Ayaktaki bronz “Marianne” heykelinin kaidesinde üç de oturan kadın heykeli var:
Onlar da Fransız devriminin kazanımları; “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” değerlerini temsil ediyor.
Fransa’nın bundan böyle “mültikülti”.. farklı kökenlerden gelen “çok kimlikli yurt-taşları”, bu büyük ulusal simge heykellerin gölgesinde salladıkları rengârenk bayraklar, dövizlerle “yeni Fransa”nın tasvirini yapıyorlar.
Tunus kökenli bir “yurttaş” örneğin; “Fransa bayrağına düğümlediği Tunus bayrağı” sallıyor.
Bu “çifte bayrağın” yanı başında bir başörtülü kız; “Fransızım, Müslümanım, teröre karşıyım” pankartı açıyor.
Pankartın berisinde üç Türk bayrağı seçiliyor…
Gökkuşağı bayrakların hemen arkasında; “akılcı düşüncenin” ilk sıradaki temsilcisi Descartes’ın “Düşünüyorum öyleyse varım!” sözüne atıfla: “Düşünüyorum öyleyse Charlie Hebdo!” sloganı okunuyor.
Bu melez, “yeni Fransa” mozaiği ve sen-tezinin yanında; fiziğinden katıksız/otokton Fransız olduğu anlaşılan genç bir adam; Fransa’nın yeni iddiasının çapını kavrayan “Beraber yaşamaya cüret edelim/Osons vivre ensemble!” afişi taşıyor.

Siyasete nasıl taşınacak?
Pazar günkü görkemli gövde gösterisinin en kısa özeti bana göre işte bu: “Birlikte yaşamaya cüret edelim!” çağrısı.
Çağrıda bir yandan iyi niyet ve iyimserlik vurgusu; bir yandan eli mahkûm.. ürkütücü bir riski göze almaya mecbur olmanın çaresizliği var.
Cumhuriyet Meydanı’nda başlayıp “Place de la Nation/Ulus Meydanı”nda biten 3 kilo-metrelik yürüyüşün verdiği “ortak mutabakat” umudu, kuşkusuz cesaret verici.
Ancak cesaret verici bu başlangıcın yanında çok büyük soru işaretleri var:
İlk ve en büyük soru Paris sokaklarındaki “birlik, beraberlik duygusunun” ulusal siyasete nasıl taşınacağı?
Demokrasiden fedakârlık etmeden “güvenlik” sorununun nasıl çözüleceği…
Bu satırları yazdığım sırada gelen haberler, okullar, ibadet yerleri gibi hassas noktaların korunması için Paris’te 15 bin asker ve güvenlik görevlisi tahsis edildiğini belirtiyordu.
“Birlikte yaşamaya cüret etmenin” bedeli bu; Fransa’nın dış ülkelere gönderdiği sayıda güvenlik gücünü, “iç barış” için seferber etmesi.
Adı konmamış bu “OHAL”e karşın dünyaya 11 Ocak’ta ilan edilen bu “çok kimlikli, çok kültürlü yeni cumhuriyet” taahhütlerini Fransa günlük yaşamda hayata geçirebilecek mi?
“Müslüman Fransız yurttaşları”nı, “ikinci sınıf”lıktan kurtarabilecek mi?
Ve de yükselen sağı durdurabilecek mi?
Yanıt bekleyen bu soruların cevabını ancak yaşayarak göreceğiz.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020