‘Önseçim’ Rüzgârı ve CHP

14 Eylül 2014 Pazar

Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) geçen temmuzdaki tarihi ilk “önseçiminde” lider seçilen Pedro Sanchez yarışa doymadı…
İspanya’nın 80’li yıllardaki demokrasiye geçiş dönemini, üst üste aldığı “mutlak çoğunlukla” yöneten PSOE’nin 42 yaşındaki yeni lideri; bu kez başbakan adayını belirlemek için önümüzdeki yaz yapılacak önseçimlere tekrar aday olacağını henüz dün ilan etti.
Yüzde 49 oy oranıyla geçen temmuzda, önseçimden çıkarak partinin ilk genel sekreteri olan Sanchez; “Buraya zaten seçilerek geldim. Parti lideri olarak genel seçime de otomatik olarak başbakan adayı olarak ben girerim!” demiyor…
Bir yıl arayla sandıkta sil baştan sınanmayı göze alıyor.
Bunun sebebi, İspanya’da yeni olan “önseçim” pratiğinin çok popüler olması.
Kamuoyu yoklamaları, İspanyolların ezici çoğunluğunun önseçim uygulamasından hoşnut olduğunu gösteriyor…
Böylece İtalya’da 2007’den beri önseçime başvuran “Partito Democratico-PD”den sonra, Akdeniz’de başka bir büyük siyasi parti, yalnız genel sekreter seçiminde değil, aynı zamanda başbakan adayını da belirlemek için bu aracı devreye sokuyor.

Şapkadan çıkan tavşan…
İki partinin de bu noktaya gelmesine yol açan gerekçe aslında “merkez sol” ve çok geniş anlamda “siyasi partilerin krizi” oluyor.
İtalya’da “merkez solun” -duvarın yıkılmasından bu yana!- 20 yıldır süren derin kimlik krizi; İspanya’da ekonomik krizle orta sınıfın çökmesi; yelpazenin solunda kolay çözümlenmeyen tartışmalara yol açıyor ve gerek PD, gerekse de PSOE bu yapısal bunalımı, “önseçim aracının” partilere getirdiği ivme ve canlanmayla aşmak istiyorlar.
Tabanda katılımcılığı artırarak bir yandan seçmenlerdeki ilgisizliği yenmeye çalışıyorlar, bir yandan da parti içi oligarşiyi kırıp, liderliği daha demokratik yapıya oturtmaya uğraşıyorlar…
2011genel seçiminde yenilen; mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de gerileyen PSOE, tam şimdi böyle bir “yeniden canlanma” peşinde…
Kısa zamanda sağlanan yüzde 8’lik oy başarısıyla Avrupa Parlamentosu seçimlerinin büyük sürprizlerinden biri olan “Podemos” partisi tarafından soldan sıkıştırılan İspanyol sosyalistleri, şapkadan ivedilikle bir tavşan çıkartmak zorunda.
Şapkadan çıkan tavşan işte bundan 10 ay önce İtalya’da da Renzi’yi yaratmış olan “önseçim” dinamiği oluyor.
PSOE’nin karizmatik eski lideri Felipe Gonzalez’den 30 yıl arayla; partinin tarihi lideri gibi gene bir Endülüslü olan 42 yaşındaki genç Pedro Sanchez böylelikle işbaşına geliyor.
Gerek Renzi, gerek Sanchez’in liderliği üzerinde kapsamlı değerlendirme yapmak için henüz erken; ancak bu iki genç liderin bulunduğumuz aşamada partilerine yeni bir kan ve yeni bir rüzgâr getirdiği, yeni bir ilgi yarattıkları/uyandırdıkları bir gerçek.

Genel seçimde hile daha çok
Bu heyecanı uyandıran “önseçimlerin” nasıl yapıldığına gelince…
Önceki yazılarımda da anlattım…
“Önseçim” -iki Akdeniz ülkesinde uygulanılan şekliyle!- sade parti üyelerine değil; seçmen kütüğündeki tüm seçmenlere açık oluyor; sandıklar okullarda değil, parti binalarında kuruluyor.
Seçmenler gönüllülük bazında oy kullanıyorlar. Beraberlerinde seçmen pusulalarını, kimlik kartlarını getirmeleri yeterli oluyor.
Bu durumda üçkâğıt olmuyor mu?
Rakip parti seçmenleri de oy verip, hangi aday işlerine geliyorsa, ona oy kullanmıyorlar mı?
Bunu önleyecek herhangi bir mekanizma bulunuyor mu?
Önseçim üzerindeki yazılarıma en çok gelen sorular bunlar…
İspanya’yı yerinde izlemedim ama Çizme’de geçen yıl Renzi’yi çıkaran önseçimleri takip ettim.
Benim de ilk aklıma gelen sorular bunlar olmuştu: Sağda Berlusconi’ciler, neden misal gidip -kendi liderleri için en kolay lokma adayaoy vererek seçimi saptırmıyorlar?
Genel seçimde oyların -özellikle güneyde!- Türkiye’deki gibi kolayca alınıp satıldığı; sandıkta nispeten kolay hile yapılabilen İtalya’da, “önseçim” aslında olaysız geçti…
Trafoya kediler girmedi.
En fazla duyduğum ufak bazı yerlerde -partinin içinden- mükerrer oy kullanımıydı… Parti merkezlerinde sandıkların partililerce korunması; rakip parti yandaşlarını, müdahil olmaktan sanıyorum caydıran bir unsur oldu.
Herkesin birbirini tanıdığı ve siyasi rengini bildiği yerlerde özellikle bu böyle…
Büyük merkezlerde bir miktar manipülasyon olabilir ama, bunun da marjı sınırlı.
İtalya’da Renzi, Civati, Cuperlo.. üç aday vardı.
Seçim öncesi yoklamalarda Renzi’nin açık ara zafer kazanacağı; eski, yaşlı “politbüro”nun adayı Cuperlo’nun zayıf kalacağı görülüyordu.
Sonunda Renzi yüzde 68, Cuperlo yüzde 18 aldı…
Tersine sonuç şaşırtıcı olurdu…
Sandık ise yoklamaları birebir doğruladı.
Sürecin içinde, kendi kendini denetleyen bir mekanizma gerçekte var.
Hile tartışmaları, genel seçimdeki hile tartışmalarından çok daha kısıtlı ve az.
Buna karşın siyasete “yeni kan” taşımak bağlamında sağlanan avantajlar ise çok fazla.
Gerek İspanya gerek İtalya deneyimleri; “önseçimler”in artık yerelde belediyelere dek indiğini gösteriyor.
CHP, bu modelden yararlanmalı. İçinde bulunduğu krizi aşmak için konuyu tüm yönleriyle masaya yatırmalı…  


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020