Bir tavsiye...

01 Temmuz 2023 Cumartesi

Her yiğidin yoğurdu farklı şekilde yediği bizde çok söylenen bir sözdür. Aynı şekilde siyasi parti genel başkanlarının da “liderlik” tarzı farklı oluyor.

Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu, insanları hiç renk vermeyen bir ifadeyle dinler. Muhatabının, hiçbir baskı altında hissetmeden zihnindekileri tam olarak söylemesine olanak sağlar. Kızdı mı, ret mi ediyor, yoksa memnunluk mu duydu, fark edemezsiniz. 

Çalışkandır. Sabırlıdır. Çok nazik ve dikkatlidir. Kürsüde söyledikleri büyük çapta kontrollüdür. Sadece genel sorunları değil, bireylerin sorunlarını da önemser. Amaçladığı hedefleri ve onlarla ilgili, sadece kendi zihninde taşıdığı planları vardır. 

Son seçim kampanyasına yakın günlere kadar, -haklı veya haksız şekilde- en çok eleştirilen yanı, “bürokrat” tavırlı ve ifadeli olmasıydı. Ama kampanyanın son aşamasında kimse o sözü kullanmadı. 

Ama Tayyip Erdoğan pek çok yönden farklıdır. Otoritesinin hemen kabul edilmesini önemser. Asabidir. Yakınlarının iddiasına göre çevresindekilerle istişare etmekten zevk alır. Onun da zihninde uzun vadeli hesapları vardır. Hedefine kilitlenir ve ona ulaşmak için kullanmayacağı araç nerdeyse yoktur. 

Kürsüye çıkar da tamamen irticalen konuşursa, asıl kimliğine döner ve -iyi olsun, kötü olsun- ağzına geleni söyler.

Yukarıdaki satırları yazmaya beni mecbur eden Meral Akşener, görebildiğim, tanıyabildiğim kadarıyla yer yer yukarıdakilerle benzeşir ama bazı temel farklılıkları vardır.

Örneğin nezaket ve dikkatinde Kılıçdaroğlu’na benzer. Çalışkan ve dinamikliğinde de... 

Ama belki gençlik yıllarındaki aktivitelerinin eseridir, kürsüde risk alan, meydan okuyabilen, cesur bir hatiptir. Etrafındakileri ne kadar sabırla dinler, eleştirileri ne kadar serin kanlı şekilde değerlendirir, onu herhalde yakın çalışma arkadaşları söyleyebilir. 

Ama en belirgin iki zaafından biri, kendisi ve yakın çevresi hakkında söylenen her şeye çok duyarlı olması hatta hissi şekilde tepki göstermesi, bir diğeri de öfkesini her zaman kontrol edememesidir. Bunun iki örneğine, kamuoyu olarak hepimiz son üç ayda da tanık olduk.

İlki altılı masadaki liderlerden beşinin, cumhurbaşkanı adaylığında Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklemelerine tepki göstererek 3 Mart 2023 günü İYİ Parti Genel İdare Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada altılı masa için söyenmedik laf bırakmaması, ikincisi de İYİ Parti’nin son kurultayında hem parti içindeki muarızlarına hem de -aslında özeleştiri yaparken- CHP’ye de ağır sözler söylemesidir. 

Akşener’in bu konuşmasındaki keskin ifadeler maalesef uzun süre unutulmayacak türdendir. Tıpkı içişleri bakanı olduğu 1990’lı yıllarda Alaaddin Yüksel’i Emniyet Genel Müdürlüğü’nden alıp yerine Kemal Çevik’i getirmeye karar verdikten sonra, Çevik’i oturtmak için Yüksel’in makam odasının kapısını kırdırması gibi. O zaman da gerekçesi, Yüksel’in makam odasını hemen boşaltmamış olmasıydı.

Merhum İsmet İnönü’nün, 1963-64’te o zaman başbakan yardımcısı olan merhum Dr. Kemal Satır’a, bir konudan çok şikâyet etmesi üzerine “Unutmayı öğren!” şeklinde yaptığı tavsiye geliyor aklıma.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Siz söyleyin... 4 Mayıs 2024

Günün Köşe Yazıları