Olaylar Ve Görüşler

Adı Konmamış Soğuk Savaş - Dr. A. Murat ŞENER

15 Mayıs 2021 Cumartesi

18 Mart 2014’te Kırım’ın ilhakıyla başlayan süreç, ABD ve Rusya arasındaki jeopolitik rekabeti ortaya koyarken NATO açısından temelli bir stratejik dönüşümün de önünü açmıştır. Öyle ki Polonya Savunma Bakanı Tomasz Siemoniak, 2015’te durumu yaz fırtınası değil, mevsim değişimi” olarak değerlendirerek yeni konjonktüre vurgu yapmıştır. Dikkat çeken diğer husus ise Ukrayna üzerinden gündeme gelen gerilimin, aslında buzdağının görünen yüzü olması ve tarihsel açıdan devamlılık içermesidir.

Gürcistan’daki Gül Devrimi’ni izleyen süreçte Avrupa-Atlantik paktının genişleme politikası, tampon bölgelerinden yoksun Rusya için, kuşatılma anlamına gelmekteydi. Bulgaristan ve Romanya’nın 2004’te NATO’ya, 2007’de AB’ye üyeliğinin ardından Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Putin durumu kınamıştı.

49 YILLIK ANLAŞMA

2008’de, açıkça silahlanma yarışına vurgu yapan Putin, NATO’nun askeri altyapısını giderek daha fazla Rusya sınırına yaklaştırdığını, bu durumun, Rusya’yı karşılık verebilmek için önlem almaya ittiğini ifade etmişti. İzleyen günlerde Bükreş’te düzenlenen NATO zirvesinde, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya bir gün mutlaka alınacağının açıklanması, Rusya’nın kaygılarını doğrulamaktaydı.

Bunun üzerine Rusya, Ağustos 2008de Gürcistan’dan ayrılmak isteyen Abhazya ve Güney Osetya’yı açıkça destekledi. 2009’da da bağımsızlıklarını tanıdı. 2010’da yaptığı 49 yıllık güvenlik anlaşmalarıyla, iki ülkede de, silahlı kuvvetlerini konuşlandırdı.

JEOPOLİTİK OYUN KURUCU

Ukrayna’da ise Turuncu Devrim’i (2004-2005) oluşturan şartların bozulmasıyla 2010’da başkan seçilen Rus yanlısı Viktor Yanukoviç, Rus donanmasının Kırım’ı kullanma iznini 2042’ye dek uzatmıştı. Fakat 2013’te AB’yle imzalanan ortaklık antlaşmasından tek taraflı olarak çekilmesinin ardından çıkan halk ayaklanması sonucu 21 Şubat 2014’te hükümet düşmüştü.

Rusya da Kırım’ı ilhak ettiğini 21 Mart’ta açıklamıştı. Kırım, Rusya için, Karadeniz ve Güney Kafkasya’da Avrupa-Atlantik paktının yayılmasını engellemek, Doğu Akdeniz’e, Ortadoğu’ya nüfuz edebilmek için stratejik önemde. Ocak 2017’de Suriye’yle yapılan antlaşmayla Rusya, Ortadoğu’daki askeri varlığını kalıcı olarak pekiştirmiş ve dünya sahnesine jeopolitik bir oyun kurucu olarak dönmüştü. 

Bugün ABD-Rusya gerilimi, Kuzeydoğu Suriye, Alaska kıyıları, Baltık Denizi ve genişletilmiş Karadeniz coğrafyasını da içerecek şekilde dünyaya yayılmış durumda. Özünde eski SSCB topraklarına odaklanan bu nüfuz rekabeti, içerdiği simgesel farklarla, gerilimin niteliği hakkında bize fikir veriyor.

METAFORİK GÖZDAĞI

Haziran 2019’daki 8 bin 600 asker ve 50 savaş gemisinin katılımıyla gerçekleşen BALTOPS (Baltık Operasyonu) NATO deniz tatbikatına ABD, 1962 Küba Füze Krizi’nde de kilit rol oynayan 2. Filo ile katılmıştı. Rusya’nın tehdit unsuru olarak görülmemesi nedeniyle 2011’de dağıtılan 2. Filo, 2018’de Rusya’nın Atlantik’te artan varlığına karşı yeniden kurulmuş, BALTOPS çatısı altında konuşlandırılmıştı. 2019 Ağustos ayında Rusya, 70 savaş gemisi, 58 uçak, 10 bin 634 personelin katıldığı Okeanskiy Schchit (Okyanus Kalkanı) tatbikatıyla buna cevap vermiş, tatbikat İsveç ordusunu teyakkuza geçirmişti.

Rusya ve Beyaz Rusya’nın dört yılda bir ortaklaşa yaptıkları ZAPAD (Batı) manevraları, Eylül 2017’de, 1. Muhafız Tank Ordusu’nun da katıldığı toplam 4 bin tank ve zırhlı araç, 100 bin personelin katılımıyla Polonya, Litvanya ve Letonya sınırında yapıldı. 1. Muhafız Tank Ordusu, 2. Dünya Savaşı’nda Berlin’e girmiş, ardından Doğu Berlin’de konuşlandırılmıştı. Tarihsel açıdan simgesel önemi olan ordu, 1999’da dağıtılmış, 2015’te Putin’in talimatıyla yeniden kurulmuştu.

Bugün NATO ve Rusya arasında doğrudan çatışma olasılığı çok düşük. Ancak birçok farklı değişkenin bir araya gelmesiyle gerçekleşebilecek bir senaryo. Polonya, Romanya ve Ukrayna’nın NATO’yu Rusya’ya karşı kışkırtmayı sürdürmesi ve Putin’in içeride elinin zayıflaması sonucu izleyeceği politika, önümüzdeki süreçte çatışma olasılığını belirleyecek.

ÇATIŞMA KARADENİZ'DEN TAŞAR

Putin, iç siyasette çaresiz kalırsa çözümü dışarıda arayabilir. Örneğin 2014’te Kırım’ın ilhakı, halk nezdinde Rusya’nın eski görkemli günlerine dönüşü olarak görülmüş, Putin’e olan kamuoyu desteği yüzde 66’dan yüzde 88’e çıkmıştı. Carnegie Moskova Merkezi’nden Konstantin Gaase, Kırım Etkisi” olarak bilinen bu psikolojiyi, halkın bir anda tüm sıkıntılarını unuttuğu ve Rusya tarihinde eşi görülmemiş bir coşku seli olarak değerlendiriyor.

Bugün NATO’da, Rus Tehdidi” algısına yönelik görüş ayrılıkları var. Çekimserlik ve Karadeniz’de etkin nüfuz eksikliği nedeniyle NATO, caydırıcılık ile endişe giderme arasında karışık işaretler veriyor. Fakat beklenmedik bir çatışma Karadeniz’le sınırlı kalmaz, NATO’nun tüm doğu kanadını içine alır.

DR. A. MURAT ŞENER

SİYASET BİLİMCİ


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları