Olaylar Ve Görüşler

En Büyük Sorun Sİstem - Gürsel EROL

15 Aralık 2020 Salı

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı büyük sorunlar; ülkemizin sosyal, siyasal ve tarihsel koşulları ve devlet gelenekleri ile örtüşmeyen partili Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden kaynaklanmaktadır.

Türkiye’nin yıllardır süregelen köklü sorunlarının çözülememesi, değişen dünyanın, toplumun ve iktisadi işleyişin beraberinde getirdiği yeni sorunların bunlara ilave olması ile birlikte ne geçmiş ne de bugünkü gerçekliğimizle uyuşmayan bir sistemin 2018’den itibaren yürürlüğe girmesi hayatın her alanında var olan problemleri gün geçtikçe daha da derinleştirmektedir.

1923’te Cumhuriyetimizin ilan edilmesiyle birlikte, Tanzimat’tan kalan devlet geleneği, kurumsal hafıza ve hiyerarşi tamamen yok sayılmamış; bilakis modern ülkelerin hukuk, siyaset, eğitim ve devlet teşkilatlanması ile kurumların işleyişi incelenmek suretiyle, yeni kurulan devletin toplumun ihtiyaçlarına göre revize edilip yasama, yürütme ve yargı sistemi oluşturulmuştur.

LİYAKAT DEĞİL, SADAKAT

Parlamenter sisteme göre Cumhurbaşkanlığı; hükümetin çalışmalarını, uygulamalarını, kararlarını anayasanın verdiği yetkilere göre denetleyen, devleti temsil eden partiler üstü bir makamdı. Devlet bürokrasisinin atanması kanunlarla belirlenmiş, kamu bürokrasisi üçlü kararname ile atanıp ilgili bakan ve başbakanın önerisi cumhurbaşkanının onayı ile gerçekleşmekteydi.

Örneğin bürokraside, cumhurbaşkanının dışında devleti ve hükümeti temsil eden valiler ve büyükelçiler, parlamenter sistemde Bakanlar Kurulu kararı ve cumhurbaşkanının oluru ile atanırlardı. Devlet yönetiminin ana omurgasını bürokrasi, kendi bakanlıklarının hiyerarşik yapısında meslekten yetişen ve devlet geleneğinden gelen kişilerden oluşurdu.

Bugün kamudaki yapılanma incelendiğinde atama ve görevlendirmelerin liyakat esaslarına göre değil, siyasi referanslara ve sadakat ölçütüne göre partililer arasından yapıldığı görülmektedir.

DEVLET GELENEĞİ BOZULDU

Devlet yönetiminde istikrar bozulmuş, dönemin ve partinin adamı” olmak yaygın hale gelmiştir. Bu bağlamda eski AKP milletvekillerinin büyük-elçi, rektör, bakan yardımcısı, banka yönetim kurulu başkanı, genel müdürlük gibi görevlere atanması devletin liyakat esaslarına göre yönetilmediğinin; siyasi referanslara göre oluşan parti devletine geçildiğinin somut göstergesidir.

Bu sistem ayrıca bürokraside mesleki başarı gösteren devlet adamlığı tanımlamasını ortadan kaldırarak devlet geleneklerine ve liyakatine uygun davranan bürokratları değil, parti politikalarını uygulayan bürokratik yapıyı oluşturmuştur. Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminden önce bürokraside mesleki kariyerinin zirvesine gelenler, mesleki birikimlerinin Türk siyasetine katkı sağlaması amacıyla siyasete girerdi ve bürokratik görevinin sonrasında gelmeyi hedeflediği jübile yeri milletvekilliği idi. Ama şimdi görüyoruz ki milletvekilliğinden bürokrasiye atamalar yapılmaktadır. 

HATADA ISRAR EDİLMEMELİ

2017 anayasa referandumu öncesi Sayın Cumhurbaşkanı’nın partili Cumhurbaşkanlığı’na dair değerlendirmesinde devleti anonim şirket gibi yöneteceğiz” söylemi o gün aslında devlet geleneklerinin yok edileceğinin belirtisiydi. Anonim şirketler kâr-zarar dengesine göre yönetilir ve anonim şirketler şahıs malıdır. Doğru ya da yanlış yönetiliyor olması şirket sahibini olumlu ya da olumsuz etkiler.

Devletler ise kanunlar, kurallar, kurumlar ve kamu yararı gözetilerek yönetilir ve devlet, milletin malıdır. Ülkenin şirket mantığıyla yönetilmesi devlet” kavramını ve devlet adamlığı” sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır.

Günümüz çağdaş devletleri; güçler ayrılığı ilkesinin tesis edildiği, hukukun üstünlüğünün, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin sağlandığı, güçlü ve bağımsız medyanın, sivil toplumun bulunduğu, şeffaf, hesap verilebilir sistemle yönetilmektedirler. Ancak 2017 anayasa referandumu ile yapılan sistem değişikliği ülkemizde parti devleti anlayışının resmiyet kazanmasını sağlamış, AKP ile devlet arasındaki sınırlar ortadan kalkmış, parti politikaları doğrudan devlet politikası haline gelmeye başlamıştır.

Bugün ülkemizde yaşanan temel sorunun kaynağında, temsili ve çoğulcu demokrasinin her türlüsünde işlevsel olan parlamentonun yetkisiz ve işlevsizleştirilmesi ülkenin adeta Meclissiz Cumhuriyet”le yönetiliyor olması, Meclis’in görev ve yetki alanını etkisizleştirerek tek adam anlayışının getirilmesidir.

Hükümetin güven oylaması, Meclis'in bütçe yapımı ve denetimi, bakanlarla ilgili güvensizlik önergesi, kanun çıkarma yetkisi kısıtlı hale getirilerek parlamentonun yetkileri daraltılmıştır. Cumhurbaşkanı çıkardığı kararnameler ile bir bakıma 2. Meclis” gibi yasa yapmaktadır. Öte yandan kendi partisinin Meclis çoğunluğu dolayısıyla yaptığı yasalarla yasama neredeyse tamamen yürütmenin elindedir.

Bu sistem ülkede yaşanan ekonomik, siyasi, hukuki, dış politika, eğitim politikalarının bozulmasının gerekçesi olduğu kadar aynı zamanda fakirliğin ve sefaletin de nedenidir.  

RSEL EROL
CHP ELAZIĞ MİLLETVEKİLİ
PARTİ MECLİSİ ÜYESİ



Yazarın Son Yazıları