Olaylar Ve Görüşler

Magna Carta’dan günümüze: Bütçe hakkı mı? O da ne?

30 Kasım 2019 Cumartesi

Yazar: Recep Yılmaz

Magna Carta (Büyük Ferman) kralın yetkilerinden feragat ettiği ve hukukun üstünlüğü adına ilklerden kabul edilen bir antlaşma. 1215’te İngiltere Kralı John’a yani saraya karşı aristokrat derebeylerin bir zaferi olarak tarihe geçmiştir.

“Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli din adamları ile baronlardan oluşan bir kurula danışmadan haciz yoluyla veya zor kullanarak toplanamaz” ve “Adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir özgür yurttaş adaletten yoksun bırakılamaz” gibi döneminin ilerici maddelerini saraya kabul ettirebilmiştir.

Bütçe hakkı ve vergiye rıza kavramları, İngiltere’de yürürlüğe giren 1215 Magna Carta, 1628 Haklar Dilekçesi, 1689 Haklar Beyannamesi gibi tarihsel bir serüvene işaret ediyor. Demokrasi mücadelesiyle eşdeğer ilerleyen bu serüvende verdiği verginin nerelere harcandığını sorgulamak harcamalara rıza göstermek 17. yüzyıl Avrupası’nda kazanılmış bir haktır.

İngiltere’de parlamento 1689’dan itibaren vergi konusunda verdiği izinleri sadece bir yıllığına vermeye başlamıştır. Keza parlamento vergi toplanmasına izin vermeden önce de, yapılması düşünülen harcamaların ayrıntılı bir dökümünü istemeye başlamıştır. Böylece “harcamalara rıza” ilkesi de doğmuştur. ‘Vergiye rıza’ ve ‘harcamalara rıza’ ilkelerinin birleşmesiyle de ‘bütçe’ uygulaması ortaya çıkmıştır.” (Prof. Dr. Kemal Gözler, Malî Hukukun Anayasa Hukukundan Eskiliği Üzerine Bir Deneme)

Magna Carta, bir yurttaşlık hakkı olan bütçe hakkının miladı kabul edilir. Ancak 804 yıl sonrasına gelirsek bütçenin yine bir meclis çatısı altında tartışılıyor olması aritmetik hesaba indirgenen bir demokraside halk için pek bir anlam ifade etmiyor. Demokrasi mücadelesinin bir kazanımı olan ve verginin nerelere aktarıldığına dair hesap sorma anlamına gelen bütçe hakkı, son yıllarda neredeyse unutulmuş bir kavram.

Magna Carta (Latince: “Büyük Ferman”) veya Magna Carta Libertatum (Latince: “Büyük Özgürlük Fermanı”), 1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir. Bu belge ile kral ilk kez yetkilerini kısıtlamış ve derebeylere bazı haklar tanımıştır. Günümüzdeki anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin önemli basamaklarından birisidir.


Bir asırlık deneyim

Ülkemizde birinci Meşrutiyet’te dile getirilse de ömrü uzun sürmemiş ve ikinci Meşrutiyet ile yeniden gündeme gelmiştir. 1910 yılında çıkarılan Muhasebe-i Umumiye Kanunu ile yürürlüğe girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası olan 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Madde 85: “Vergiler ancak bir kanun ile tarh ve cibayet olunabilir” demektedir. Yani vergilerin ancak kanunla salınacağı ve tahsil edileceği anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Madde 96 ise “Devlet emvalinden muvazene haricinde sarfiyat caiz değildir” yani devlet mallarının bütçe dışı harcanması mümkün değildir demektedir. 1927 yılında ise 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu bazı değişikliklerle yeniden yürürlüğe girmiştir. 2003 yılında yürürlüğe giren 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanun ile bu kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Cumhuriyet döneminde çağdaş anlamda 1924 Anayasası’yla kullanılmaya başlanan bütçe hakkı bu şekilde kanuni bir hak olarak süre gelmiştir. Ta ki her kararın bir kişiye bağlandığı 16 Nisan 2017 referandumuna dek!

Bugüne gelirsek

2020 bütçe tartışmalarına gelirsek teklif edilen bütçe gideri 1 trilyon 95 milyar 461 milyon lira. Bütçe geliri ise 956 milyar 588 milyon lira. Yani 138 milyar 873 milyon liralık bir bütçe açığı var ve bu açık geçen yılın hedefiyle kıyaslanırsa yüzde 72 artmış durumda.

Kurumların 2020 bütçe teklifine detaylı bakınca ne görülür? Faizin, garanti ödemelerinin, müteahhitlerin ve verimsiz projelerin bütçesine yakından bakalım.

Hazine ve Maliye Bakanlığı için teklif edilen 468 milyar liralık bütçenin 139 milyar liralık kısmı sadece faize ayrılmaktadır. Yani Maliye’nin yüzde 30’u faiz ödemeleri için ayrılmaktadır. Peki, bu yüksek faizlerle yapılan borçlanma nerelere harcanmaktadır?

2021 yılı için tahmini faize ayrılacak para 159 milyar 500 milyon lira, 2022’de ise 176 milyar 400 milyon liradır. Yani önümüzde ki üç yıl tahminlerinin tuttuğunu düşünürsek bile faize toplam 475 milyar lira harcanacaktır. 2017 yılında faiz giderinin milli gelir içinde ki oranı yüzde 1,8 iken 2020 teklifinde bu oran yüzde 2,9’a erişti.

Milli Eğitim Bakanlığı bütçe teklifi 125 milyar lira olup öğrenci sayısı artmasına rağmen bütçeden aldığı pay her yıl bir puan azalmaktadır. Ve nihayetinde Milli Eğitim’e ayrılan bütçe faize ayrılan bütçeye yenik düşmektedir. Unutmamak lazım “tasarruf” tedbirleri kapsamında Ağustos 2019’da bakanlığın bütçesinden 2 milyar 994 milyon lira kesintiye uğramıştı. Liçi meyveli ejder smoothiler için eğitimden kısan ender ülkelerdeniz. Tüm bunlar olurken özel okul sahiplerini ihya eden teşvik uygulamasının başladığı 2014 yılından bugüne bakanlık 4 milyar lirayı özel okul sahiplerine aktarmıştır. 2020 yılında ise özel okullara 804 milyon lira aktarılması teklif edilmektedir. Asgari ücretle çalıştırılan öğretmenlere karşılık patronlara milyarlık kaynak aktarılıyor.

Şehir hastanelerine yapılacak ödemelere 2020 yılı için teklif edilen rakam ise 10 milyar 415 milyon liradır. 2019 yılında bu rakam 6 milyar liraydı ve şu an yüzde 70 artış kaydetti. Bakanlığın bütçesi içindeki payı ise yüzde 13’ten yüzde 18’e yükseldi. Şehir hastaneleri modelinin bütçenin sırtında kambur olduğunu sağır sultan duymuş durumda. Bütçe gelirlerini belirleyen vergilerin hepimizin cebinden çıktığını düşünürsek kambur da hepimizin sırtında.

Yağma Hasan’ın böreği

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda Bütçe İlkeleri-Madde 13: “e) Bütçe, kamu mali işlemlerinin kapsamlı ve saydam bir şekilde görünmesini sağlar” demesine rağmen saydamlığı Sinoplu Diyojen gibi fenerle arıyoruz. Karayolları’nın bütçe kalemlerinde “hane halkı transferi” 7 milyar 876 milyon liradır. Sosyal yardım kalemleri olması gereken “hane halkı transfer” başlığı altından köprü ve otoyolların garanti ödemelerinin çıkması ile bütçenin saydamlığı yeterince anlaşılmıştır. Nereden baksan “yağma Hasan’ın böreği” yani.

Diğer yandan 2 milyon çiftçi için önem arz eden tarımsal destekleme ödemeleri için teklif edilen bütçe 22 milyar liradır. Tarım Kanunu’nda milli gelirin yüzde 1’i oranında belirtilen tarımsal desteklemenin Orta Vadeli Program’da ki milli gelir tahmini dikkate alındığında 48 milyar lira olması gerekiyordu. Ancak her zaman olduğu gibi yine yüzde 0.4 oranında ayrılmaktadır. 2020 itibarıyla kanunen tarımsal desteklemeye ayrılması gerektiği halde ayrılmayan bütçe toplamı 170 milyar lirayı bulmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2020 bütçe teklifi 11.5 milyar liradır. Bunun yüzde 97’si sadece personel gideridir. Bütçe listesindeki ilk 17 üniversitenin bütçesinin toplamına denktir. TÜBİTAK için ayrılan bütçe ise 3.5 milyar lira.

Bütçe açığı şimdilik 100 milyar lira

Açıklanan 2019 yılına ait ilk 10 aylık gerçekleşmelere bakarsak bütçe giderleri 820 milyar lira olarak gerçekleşmiştir. Faiz giderleri ise 88 milyar 312 milyon liradır. Geçen yılın aynı döneminde 64 milyar 645 milyon liraydı. Yüzde 37 artmış durumda. Hane halkına yapılan diğer transferler başlığı altında “diğer” kalemine gizlenen ödemeler ise 8 milyar 833 milyon liradır.

Tarımsal destekleme ödemesi için ayrılan 16 milyar liraya rağmen ilk 10 ayda bu gider 14 milyar lira olarak gerçekleşmiştir. Son 2 ayda çiftçiye 2 milyar lira dağıtmayacaklarına göre bu kaynak nereye gidecektir?

2019 bütçe kanununda bütçe açığı 80.6 milyar lira hedefleniyordu. Oysa açıklanan ilk 10 aylık bütçe gerçekleşmelerine göre bütçe açığı 100.7 milyar liraya dayandı. Orta Vadeli Program’a göre yıl sonu 125 milyar lirayı bulacağı tahmin ediliyor. 2020 teklifinde ise 139 milyar lirayı bulan bir bütçe açığı var. Yani kara delik gitgide büyüyor. Açığı kapatmanın en kolay yolu ise vergiyi iyice halkın sırtına yıkmak. Sosyal güvenlikten, emekliden, asgari ücretten kısmak. Nasıl olsa yırtılan Deli Bekir’in yakası!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları