Öner Yağcı

Günah keçisi

10 Nisan 2021 Cumartesi

Adını, yakalanıp kanatları boyanan bir kuşun bırakıldıktan sonra sürüsüne karışmak isteyince, diğerleri tarafından artık farklı olduğu için kıskanılarak dışlanmasından ve öldürülmesinden alan Boyalı Kuş (Jerzy Kosinski) adlı roman 1970’lerin başında çok okunmuştu.

II. Dünya Savaşı sırasında ailesinin Nazilere teslim etmektense kimsesizliğe terk ettiği bir çocuğun işgal altındaki Polonya’da karşılaştığı canavarlaşmış insanları, tanık olduğu korkunçlukları, yaşadığı dehşeti irkilerek okuduğumuz Boyalı Kuş, 2019’da filme de alındı.

Boyalı Kuş’u okurken ayrıntılarıyla öğrenmiştim insanlık kültürüne çok eski dönemlerde girmiş olan “günah keçisi”nin ne demek olduğunu.

Günah keçisi, Eski Ahit’te, Yahudi kavminin Kefaret Günü ayinlerinde “kötü ruh”u yatıştırmak ve günahlarından arınmak için bir uçurumdan aşağıya attığı keçi; Antik Yunan’da, veba gibi salgınları önlemek amacıyla bir şenlikte taşlanarak kurban edilen insanlar imiş.

SUÇU GİZLEMEK

Suçlarını başkalarına yüklemek isteyen toplumlar, sürekli bir günah keçisi ararlar. Çünkü korkarlar yaptıklarının hesabının sorulmasından. Sorumluluktan kurtulmak, suçlarını unutturmak için suçlu olmayanları günah keçisi ilan ediverirler.

Bizim yakın tarihimizde öyle çok günah keçisi vardır ki…

1960’lı yıllardan bu yana tam bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik için yiğitçe direnen gençliğin hep günah keçisi ilan edildiğini kimse unutamaz. Daha dün ODTÜ’nün, Boğaziçi’nin direnen öğrencileri hep günah keçisi oldular. İşçi, öğretmen, köylü, hukukçu, doktor, gazeteci, akademisyen, mühendis, memur... Kim ki yurt sevdasıyla dolu, kim ki bu sevda için direniyor günah keçisi ilan edildi hemen.

Kim direniyorsa o günah keçisi oluyor.

Yurdun geleceğiyle ilgili kaygılarını içeren bir bildiri yayımlayan emekli amirallerin günah keçisi ilan edilmesi, bu politikaların sonucudur. Ve izlenen politikalar, laiklik ve demokrasi yok edilirken, geleceğimiz yap-işlet taahhütleriyle ipotek altına alınırken ülkenin başına Düyunu Umumiye’yi dikecek olan politikalardır.

Aydın bilincinin, kıvancının örneği Nâzım Hikmet, “Eli kolu zincirlere vurulmuş/ Vatan çırılçıplak yere serilmiş/ Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş/ Beyler bu vatana nasıl kıydınız?..” dizeleriyle uyarmış ve haykırmıştı:

“Hiçbir korkuya benzemez vatan satanın korkusu.”

TUZ KOKTU

Özdemir Asaf’ın “Bütün renkler hızla kirleniyordu,/ birinciliği beyaza verdiler” dizeleri bugünlerin haberini vermiş sanki.

Ülkemiz “ar dünyası” olmaktan çıkıp “kâr dünyası”na dönüşen evrenin tüm özelliklerini taşıyor bağrında. Kendilerini “ülkenin sultanı” sanan, “Mühür bende Süleyman benim” diyenler, kendileri dışında herkese deli gömleği giydiriyor.

Doğru söyleyenler çoktan dokuz köyden kovulmuş. Fakir Baykurt romanını yazmıştı: Onuncu Köy.

80 yıldır dıştan dayatma ve desteklerle, içten siyasetteki, ekonomideki, sanattaki, kısacası yaşamın her alanındaki işbirlikçilerin çabalarıyla hazırlanan düzenin son iktidarı, korkuya, korkutmaya, adaletsizliğe, sömürüye, yalana dayanan tasarılarını hayata geçirirken hukuku, basını, her şeyi kirletiyor. Tuz kokuyor. Siyasetçilerin de tam susturulduğu döneme doludizgin gidiyoruz.

Ülkemizin geleceğini dönüştüren dayatmaları yaşadığımız koşullarda, dinin emperyalizmce nasıl kullanılmış olduğunun yakın tarihteki örnekleri adımlarımızın yolunu aydınlatıyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Osmanlı Devleti, tarihimizde din ve devlet işlerini birbirine karıştırma hatasına düşen son kurbandır” sözü belleğimizde ve yol gösteriyor:

“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Haziranın götürdüğü 19 Haziran 2021
‘Gözünü yumma’ 12 Haziran 2021