Erdoğan’ın yeni rekoru...

09 Mayıs 2015 Cumartesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dönem verileri arasında “En çok hakaret edilen cumhurbaşkanı olmarekoru da yer alıyor.
Açılan davaların sayısını önceki cumhurbaşkanları ile oranlarsanız durumun boyutunu da kavrayabilirsiniz.Özellikle de şüpheliyken tutuklananları anımsayarak.
Ancak ortada en yaman çelişkilerden biri var.
Erdoğan politikacı olarak davranıyor ama cumhurbaşkanı olarak muamele görüyor.
Kimi kişiler için söylediklerinin düzeyinde yanıt verirseniz ve yasama dokunulmazlığınız da yoksa Türk Ceza Yasası’nın 299’uncu maddesi pat diye devreye sokuluyor ve soluğu hapishanede alıyorsunuz.
Söz konusu maddelerin uygulaması da Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle hukuk dalında evrime yol açtı.
Yargımız soruşturma ile kovuşturmanın ayrı süreçler olduğunun ayırdına vardı. Kovuşturma yani yargı sürecinin başlatılması Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlı.
Eskiden hakaret iddiası söz konusu olduğunda savcılar soruşturmayı fezlekeye bağlar ve dava için Adalet Bakanlığı’na izin başvurusu yaparlardı.
Değişen yöntem sayesinde soruşturma ayrı bir sürece dönüştüğünden önce tutuklama istemiyle yargı devreye sokuluyor, tutuklama gerçekleştiriliyor ve “şüpheli” sıfatıyla hapse atılıp “sanık” olabilmesi için Adalet bakanının izni bekleniyor.
Uygulama Adalet bakanına da dolaylı bir baskıya dönüşüyor.
Yargının tutukladığı kişiye bakanın izin vermeme olasılığı zora sokuluyor.

***

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin yorumunu daha da daraltmak amacıyla aldığı çok sayıda tavsiye kararı var.
Altında Türkiye’nin de imzası bulunan tavsiye kararlarından kimi, siyasetçilerin kendilerini korumak için yasal düzenleme yapmamaları yolunda. İkincisi de hakaretin, hapis cezası verilen bir suç olmaktan çıkarılarak yarattığı olumsuz bir sonuç varsa bunun hukuk yoluyla giderilmesini öngörüyor.
Ama hapislerde süründürmenin keyfinden(!) yoksun kalmak, bizimkiler için pek de kabul edilen bir yaklaşım değil!

***

Zeki Alasya’yı da sonsuzluğa uğurluyoruz. Zeki, benim ilk özel seyircisi olma onurunu yaşadığım seçkin bir sanatçıydı.
Geçmiş yıllarda, turizm kavramı bizler için “aile içi tatil” anlamına geliyordu.
Beni de yarıyıl ya da yaz tatilinde bir hafta kadar Çiftehavuzlar’dan Laleli’de oturan küçük teyzeme tatile gönderirlerdi.
Teyzemler Onsekiz Sekbanlar Sokağı’nda otururdu. Yıl 1950, yeğenim ile sınıf arkadaşı Zeki, Vezneciler İlkokulu’na başlamışlardı. Zekiler de Fevziye Caddesi’ndeydiler. Birbirlerine biraz verev konumdaki sokaklardı. Arka odaları birbirine bakardı ve uzaklık aradaki bahçe kadardı.
Zeki, beni pencerede görmezse “Orhan A’biii” diye seslenir, ben pencereye çıkınca da sahnedeymiş gibi kendine özgü bir baş kesmeyle selamı verir ve şiir okurdu. Ben de bitince kendisini alkışlardım. Yıllar sonra kendisini gerçek sahnede ya da perdede alkışlama olanağı buldum. Ama ilk özel seyircisi olma ayrıcalığımı hiç unutmadım.
Sen hep aramızda olacaksın sevgili Zeki...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları