Öfke siyaseti ile nereye kadar?

19 Mart 2021 Cuma

HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi; HDP’nin kapatılması istemiyle dava açılması; Andımız’ın okullarda okutulmasının yasaklanması...

“Böl ve yönet” üzerine inşa edilen “kutuplaştırma ve öfke siyaseti” ile beslenen sistemin icraatları giderek hızlanıyor, şiddetleniyor. Peki, nereye kadar gidecek? 

Bu sorunun yanıtını vermek kolay değil. 

Şaşırıyor, öfkeleniyor ve alışıyoruz. 

Seçimle gelen belediye başkanlarının yerine kayyım getirilmesine, Osman Kavala’nın üç yılı Selahattin Demirtaş’ın dört yılı aşkın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına karşın sona erdirilmemesine ve diğerlerine... Öğrencilerin sadece Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan rektöre karşı çıktıkları için aylar boyu gözaltında tutulmasına; yolsuzluğa bulaşan işinsanlarına “yılın başarılı iş insanı” plaketi takılmasına; okullara öğretmen olmayan kara çarşaflı kadınların girerek ders vermesine... 

Dünya hızla değişiyor ve biz ülke olarak sanki yerimize mıhlanıp kalmışız gibi... Kirli, hukuksuz bir siyaset ülkenin tüm potansiyellerini; bilgi ve beyin gücünü, çokkültürlülük hazinesini, varlıklarını ısrarlı bir şekilde eritiyor. Adaletsizlik ve yoksulluk kalıcılaşıyor. 

Oysa bir yandan belirsizliklerin arttığı öte yandan bilim ve teknoloji temelli bir gelecek var artık önümüzde. Pandemi ile başlayan süreç bunun en iyi örneği. Bir diğer çarpıcı örnek Trump’ın yalnış politikaları ile hem büyük can kayıpları hem de ekonomik kayıplar yaşayan ABD’de işbaşına Joe Biden’ın gelişi ve bilim odaklı planlı politikaların devreye alınması ile nasıl hızlı bir iyileşme sürecine girildiği... 

Bugün Türkiye’de herkes AKP’nin öfke temelli siyasetinin sona ermesi ile ülkenin baştan aşağı silkelenip kısa sürede kendine gelebileceğini iyi biliyor. Çıkın şöyle bir esnafı dolaşın. Sizin sormanıza bile gerek yok; diller hemen çözülüveriyor...

DAHA İYİ BİR GELECEK ARAYIŞI

“Geleceğe etki” ana teması ile dün başlayan İmece Zirvesi’nde konuşan eski TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in sözleri önemli: “Sıfır noktasına yani Türkiye’nin kuruluşundaki iki temel konuya dönerek değişmesi gerekiyor. Gelişmiş medeniyetleri çıpa alarak muasır medeniyetler seviyesine çıkmak ve aşmak idealine geri dönmemiz gerekiyor. Bilimi, aklı ve evrensel vicdanı her şeyin üstünde tutma idealine dönmeliyiz.” İmece bir sosyal inovasyon platformu. Ve iki günlük bu zirve Zorlu Holding ev sahipliğinde çevrimiçi olarak düzenlendi. 

Boyner’in diğer anlattıklarını da şöyle özetleyeyim: “Çok ciddi bir değerler onarımı da gerekiyor. Çok vakit kaybettik ama hâlâ şansımız var diye düşünüyorum. Hukukun üstünlüğü, demokratik değerler, ifade özgürlüğü, kadın ve çocuk hakları çok önemli. Türkiye’nin üretme biçimini değiştirmesi gerekiyor. İçinde küresel olarak rekabet edecek fikir, marka, katma değer, yenilik olanı üretmezsek sürekli cari açık vererek büyüyen borçlu bir ülke olmaktan da kurtulamayız.”

Dönüşümün üç parametresini zihniyet, kurumlar ve kurallar olarak tanımlayan KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır bu dönüşümün önündeki en büyük iki engeli “zihinlerdeki engeller ve kişilerin sahip oldukların güçleri kaybetmemek adına bu değişimi istememeleri” diye açıkladı. 

Chicago Üniversitesi Ekonomi Profesörü Ufuk Akçiğit de politika ve kurumların da dönüşmesi gerektiğine dikkat çekti. Yakın zamanda Profesör Daron Acemoğlu ile yaptıkları bir araştırmadan da söz eden Akçiğit, gençlik ve dönüşüm ilişkisini ortaya koyan araştırmanın detaylarını şöyle paylaştı: “Yaptığımız araştırmada Amerika’daki şirketleri inceledik. En yaratıcı şirketlerin genelde genç yöneticileri olan şirketler olduğunu gördük. Genç yöneticiler gençlerle çalışıyor ve en radikal inovasyonlar da onlardan geliyor. Gençlerle çalışmanın dönüşüm yaratmadaki etkisi şu: Kutunun dışından düşünebiliyorlar. Dönüşümü daha rahat tartışmak için gençlerin önünü açmalıyız.”

Dönüşümün önündeki engeller konusuna da değinen Akçiğit, bu noktada şöyle konuştu: “Yaptığımız araştırmalarda her ülkenin dönüşümünün önünde farklı engeller olduğunu gördük. Örneğin zamanında yapılmış iyi niyetli politikalar dönüşümün önünde en büyük engellerden biri.”

MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Erkut geçmiş yüzyıldan kalma müfredatla 21. yüzyıl ihtiyaçlarının karşılanamayacağını vurguladı. Pandemi öncesinde de eğitim sektöründe sürekli dijitalleşmeden bahsedildiğini ancak pandemi döneminde bunun balon olduğunu gördüklerini dile getiren Erkut, “Eğitim sistemimiz neredeyse tamamen çöktü. Altyapısını oturtmuş olan eğitim kurumları eğitime devam edebildi. Dijital olarak böyle bir sürece hazır olanla olmayan arasındaki fark net olarak ortaya çıktı” dedi.

Daha iyi bir gelecek, AKP tarzı siyaset ile olmayacak, bunu sadece Türkiye’dekiler değil, tüm dünya biliyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları