Öztin Akgüç

Sağcı partilerin ortak yönleri

17 Haziran 2020 Çarşamba

Ülkede İttihatçı - İtilafçı, Bağımsızlık Savaşı’nda daha da netleşerek sürmüş; Ankara Hükümeti, emperyal güçlerin desteği, dinci çevrelerin, tarikatların kışkırtmasıyla başlatılan iç kalkışmalarla baş etmek, adeta iki ayrı cephede mücadele etmek zorunda kalmıştır. 

Ülkede Cumhuriyet karşıtlarının, din tacirlerinin, ABD ile yakın dostluğu destekleyenlerin, hatta mandasını öngörenlerin, Osmanlı özlemcilerinin, Atatürk’e husumet besleyenlerin varlığı göz ardı edilemez. Sağcı siyasal partilerin bu kitleyi temsil etmeleri, isteklerine uygun politika izlemeleri, düzenleme yapmaları doğaldır. Ülkede yalakalığı meslek edinmiş, etik değerler taşımayan kişilerin varlığı; yetenekleri, liyakatleri sınırlı; kamuya hizmetten çok, belli çevrelere hizmete yönelmiş; hulul ederek, yanaşarak belli orunlara gelmeyi hedefleyen bürokratların varlığı, dış bağlantılı iş insanlarının desteği de sağcı partilerin benzer politikalar izlemelerine uygun ortam hazırlamaktadır. 

Osmanlı döneminden, Hürriyet ve İtilaf Fırkası’ndan bu yana sağcı partilerin programları, merkezi hükümete karşı yerinden yönetim, muhafazakârlık, dini inançlara saygı, ekonomide liberalizim, özel girişimi teşvik, Batı devletleriyle iyi geçinme, ana hatlarıyla benzerlik göstermektedir. Cumhuriyet döneminde ilk kurulan sağcı muhalif parti Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’yla daha sonraki Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın programları da bu genel kalıba uygundur. 1945 sonrası çok partili siyasi yaşama giriş ile kurulan sağcı partilerin programları ve uygulamaları da Cumhuriyet ilkelerine karşıtlık, partizanlık, din istismarı, yandaş yaratma ve destekleme, keyfilik, ABD ile iyi ilişkiler sürdürme yönlerinden benzerlik adeta özdeşlik göstermektedir. Cumhuriyet karşıtlığı süreci 1950 yılında DP’nin iktidara gelmesiyle hızlanmış, AKP döneminde de doruğa ulaşmıştır. DP, Atatürk dönemini de içeren 27 yılı eleştirmiş; devrimleri, halka mal olmuş, olmamış olarak ayırt etmiş; iktidara geldiğinde ilk uygulamaları, Arapça ezana izin verme, köy okullarına din dersi koyma, radyoda dinsel konuşmaları başlatmak gibi laiklik karşıtı olmuştur. Böylece oy tabanını tatmin ederek, pekiştirerek, kendisi için oy deposu yaratmayı hedeflemiştir. Kısa sürede din okullarında öğrenci sayısı yüzde 93 oranında artmış, sağcı partilerin bürokrat ve akademisyenlerini yetiştirmek üzere fidanlık oluşturmuştur. DP, dil devrimine karşıtlığını da Türkçe sözcükler yerine eski dili kullanarak, anayasayı “Teşkilatı Esasiye Kanunu”na çevirerek göstermiştir. 

Partizanlık, C. Bayar’ın “Her iktidar altmış üç (o tarihteki il sayısı) valisi ile gelir gider” söylemiyle yaşama geçmiştir. DP, valileri kendi il başkanı gibi görmenin yanı sıra 1956 yılında Yargıtay’da tasfiye hareketine girişerek yargı erkini de ele geçirme sürecini başlatmıştır. 

İktisadi güçlükler artarak iktidarı yitirme kaygısı başladıkça baskı da şiddetlenmiştir. DP iktidara geldiğinde, dünya ekonomisinin barış ekonomisine geçmesi, savaş yıllarında ticaret fazlası veren Türkiye’nin altın rezervinde artış, Kore Savaşı’nın emtia fiyatları üzerinde yarattığı olumlu konjonktür, ABD Dolar kurunun 2.82 TL olarak sabitlenmesi DP’nin ekonomik başarı kazanmasında etkili olmuştur.. Altın rezervi eridikçe, ithalat güçlükleri beraberinde siyasal baskıyı da getirmiş 1953 yılında CHP’nin mallarına el konulmuş, Millet Partisi de kapatılmıştır. 1954 seçiminin kazanılmasına karşın baskılar sürmüş, O. Bölükbaşı’na oy veren Kırşehir ilçe haline getirilmiştir. 1954-57 döneminde enflasyon hızlanmış, büyüme hızı yıllık yüzde 3.5’e gerilemiş, 6-7 Eylül olayları Demokrat Parti’nin büyük prestij kaybına yol açmıştır. 1957 seçimine giderken, siyasal partiler arasında işbirliği engellenmiş, gazeteciler yanı sıra O. Bölükbaşı, Hüseyin Cahit Yalçın gibi tanınmış etkili politikacılar cezaevine konulmuştur. 1957 seçimi, siyasi hayatımızın şaibeli seçimlerinden biri olup DP, muhalefetten daha az oy almasına karşın, seçim sistemi ve oy sayımında yapılan yolsuzluklarla iktidarda kalmayı başarmıştır. 1957 seçimi, AKP döneminde yapılan, rejim değişikliği doğuran referandum sonuçlarına benzetilebilir. Ekonomik güçlüklerin devamı ile 1958 yılında yapılan yüzde 320.0 oranında devalüasyon DP’nin seçim şansının daha da azalmasına yol açmış, iktidarı kaybetme korkusu DP’yi Vatan Cephesi oluşturmaya, Tahkikat Komisyonu kurmaya yöneltmiştir. 

Yönetimde keyfilik, günümüzde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle doruğa ulaşmıştır. 

Sağcı partiler, program olarak ekonomide liberalizmi benimsemiş görünmelerine karşın, keyfi idari kararlarla, ekonomiyi yönetmiş, her sağcı iktidar kendi döneminin zenginini de yaratmıştır. 

Dış politika ABD güdümünde yürütülmüş, Kore’ye asker gönderilmesi, NATO’ya girişle başlayan yakın ilişkiler, günümüzde Sayın Erdoğan’ın GOP’un as başkanı olmasıyla daha da güçlenmiştir. İzlenen sağcı politikalar, Türkiye’yi, saygın, bağımsız, kalkınmış ülke konumuna getiremediği gibi, dünya sıralamasında her alanda gerilemesine yol açmıştır.


Yazarın Son Yazıları

Kriz derinleşiyor 22 Temmuz 2020
Kriz derinleşiyor 15 Temmuz 2020
Ekonomik sistem 8 Temmuz 2020
Ne hakla 1 Temmuz 2020
İnsana saygı 10 Haziran 2020
Çaresizlik 27 Mayıs 2020
Virüsün finansmanı 20 Mayıs 2020
CHP’nin etkinliği 13 Mayıs 2020
Virüs senaryoları 6 Mayıs 2020
İnsan manzaraları 22 Nisan 2020