Pınar Öğünç

Son Çare büfesinin hikâyesi

16 Aralık 2015 Çarşamba

Silivri Cezaevi girişinin tam karşısında karavan bir büfe var, ismi “Son Çare”. Konumu itibarıyla mesajı anlamak istiyor insan. İçeride olmanın sebebi sayılan suç mu “son çare”ydi, yoksa devlet tarafından bakıp, bir yurttaşı cezaevine atmak mı “son çare” diyoruz?

İkisi de değilmiş. Saliha Babür daha önce Silivri sahilde olan büfelerine eşinin bu ismi verdiğini söylüyor. Nedenini bilmiyor. Sanki eski bir alaturka şarkıdan alınma gibi, diyecekken gerçekten eşinin piyanist şantör olduğunu söylüyor. Şöyle...

Babür çifti Silivri’nin Yolçatı Köyü’nden. Özdem Babür, Kumburgaz otellerinde piyanist olarak çalışırken bir gün kalp krizi geçiriyor. Şarkı söylemeyi de, gece çalışmayı da bırakıyor. Büfecilik işine önce Silivri sahilinde başlıyorlar. Hasılattan çok da memnun olmadıkları bir dönemde, Saliha Hanım’ın “dünyanın en büyüklerinden” dediği Silivri Cezaevi’nin önüne çekmeye karar veriyorlar karavan büfeyi. Bu beşinci kışları. Kış ki ne kış; etrafı sanki uzay boşluğuna açık Silivri’nin ayazı meşhur. Saliha Hanım “Yazın da çöl olur” burası diyor.

Tek zorluk iklim şartları değil. Sabah 6’da iş başındalar. Cezaevinden su alamadıkları için tankerle getirmek zorunda kalıyorlar. Tuvalet deseniz ilerideki cami dışında seçenek yok; içeri izin verilmiyor.

Neyse ki işler fena değil. “Açık görüş günleri ana-baba günü oluyor burası” diyor. Fakat herkes yakınını cezaevinde ziyarete gelmiş, gözler kan çanağı, herkes ayrı dertli... Tesellinin de ona kaldığını söylüyor Saliha Hanım. “Burası yoktan stres yapıyor bana” diyor. Bu iş hiç de sahilde gezmeye çıkmış mesut insanlara çay, kahve, tost satmaya benzemiyor. “Siz niye buradasınız” diye soruyor. Can Dündar ve Erdem Gül’den konuşuyoruz. Bütün büyük davalara hâkimler. Cezaevi önünde yapılan yazıişleri toplantısından, Son Çare Büfe’nin hikâyesiyle dönüyorum böylelikle.     


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bir tava bir kepçe 19 Nisan 2017