Sarrasine

23 Şubat 2024 Cuma

“Fransızlar yaşadı ben yazdım...” diye özetliyor yazın yaşamını Honore de Balzac... Hemen her eseri Türkçeye çevrilmiş olan Balzac’ın yaşamöyküsü de Türkçe basılmış. Ama ne zaman? Yalnızca bir kere 1940’larda... Güncel baskısını bulamadık. Ancak iki ciltlik ilk baskısını sahaflarda bulabildik. Goriot Baba, Vadideki Zambak romanlarıyla Türk okurların bildiği bir yazar. Bir eseri daha var ki günümüz Türkiye’sini akla getiriyor: Sarrasine. Eser hazin bir sonla biter. Ancak ülkemizle bağdaşlık kuracağı yönü çelişkilerdir. Yazar, çelişkileri öyle ustaca anlatır ki her anlamı iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Kış günü Paris’te verilmiş bir davet. Davete katılanların bulunduğu salonda, kadınların şuh gülüşleri, şampanyalar, dekolte kıyafetler… Onlara eşlik eden Paris’in ünlüleri.

Salonun penceresinden dışarı baktığınızdaysa karanlık ve soğuğun ürkütücülüğü. 

Tam Türkiye’nin durumu değil mi?

Bir yanda dizginlenemeyen lüks tüketim bir türlü ekonomik “dengelerin düzenlenmesini” engelliyor. Diğer yanda beslenme, giyinme, barınma ihtiyaçlarından yoksun kitleler hayatta kalmaya çalışıyor.

Bir yanda Rusya’dan 2 milyar doların üzerinde para ödeyerek aldığınız S-400 sistemleri. Diğer yanda Almanya’nın öncülük ettiği Avrupa’nın hava savunma sistemine Türkiye’nin katılmasını öngören protokolün imzalanması. Yani S-400’lerin yarılanma ömrünü tamamlayıncaya kadar hangarda kalma olasılığı büyüyor.

Bir yanda Atatürk’ün, “İstikbal göklerdedir” sözlerinin izindeki Türk mühendislerinin yaptığı 5. nesil savaş uçağı Kaan’ın gökyüzüyle buluşması. Diğer yanda İliç’teki facia, 9 işçinin halen toprak altından çıkarılamaması.

Bir yanda Atatürk’ü seven, saygı duyan büyük yurttaş kitleleri, diğer yanda kurucu lidere yönelik hakaretler... Kutuplaşma, ayrışma riskini güçlendiren siyasal söylem, halkın yarısının ötekileştirilmesi...

Halkın yarısı savaş uçağımızın gökyüzüyle buluşmasına sevinemiyorsa, sevinmesi engelleniyorsa, karşıtlık duyguları sürekli kaşınıp duruyorsa... Yıllardır karşıtlığı yaratanlar bir seçim öncesinde daha aynı hızla aynı şeyleri yapıyorsa, nasıl çıkacak Türkiye bu girdaptan?

Sokakta bir kitle, kendisini Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından, bu aidiyetten daha çok Araplığa yakın hissetmeye başlamış durumda. Bu, bilinçaltlarına dinin, inancın gereğiymiş gibi yerleştiriliyor. Nereden mi çıkarıyoruz bunu? Yalnızca iktidar sözcülerinin konuşmalarındaki Türkçe ve Arapça sözcükleri ayırıp kıyaslamayı yapın göreceksiniz durumu.

Ulusal bilincin özenle korunması her devlet yöneticisinin birincil sorumluluğu olmalı. Bu kapsamda bilinç sorunu yaşayanların, 3.5 saatlerine kıyıp Arabistanlı Lawrence filmini yeniden seyretmelerinde yarar var. Kim bilir, emperyalizmi, emperyalist işbirlikçisi Faysal’ı, Arap ülkelerinde şu anki yönetici elitlerin atalarının Türkler ve Osmanlı hakkındaki düşüncelerini belki öğrenirler.

Tasada ve kıvançta birlik, ulusal bütünlük ve beraberliği ne kadar artırırsa, siyasal çıkarlar uğruna çelişki oluşturmakta ısrar etmek de tam tersi etki yaratır. Sonra bazı “din âlimleri”, “Torpille işe girdikten sonra kazanılan para helaldir” deme noktasına gelir, din katında da ayrımcılığı meşrulaştırır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları