Özgür, bağımsız gazetecilik özlemi...

14 Ekim 2023 Cumartesi

Öylesine uzağına düştük ki... Üç kuşak öncesine uzanan yaşamımızda öylesine güzel günler yaşamıştık ki... İçimi acıtan günümüz örnekleri karşısında, kayıplarımızın ülkemiz insanlarının bugünkü yaşamakta oldukları acılarla öylesine doğrudan bağlantılı ki... Kişisel özlemlerle uzaktan yakından ilişkilendirmek üzere değil, neden bu hallere düştüğümüzü biraz daha iyi kavrayabilmemiz anlamında gündemimize taşımak istedim.

Öncelikle siyasetin doğası gereği, kitleleri yönlendirmede en etkin aracın medya güdülemesi olduğunu aklımızdan hiç ama hiç çıkarmamamız gerekiyor. Biz, en bilinçli olanlar için bile çok geçerli olmak üzere öğrenebildiğimiz kadarıyla gerçekleri bilebiliriz. Kaçınılmaz insan haklarının kullanılabilmesi ile gasp edilmeleri arasında işleyen çarklarda, anahtarların, medyatik güdüleme araçlarının, gücünün, hangi siyasal çıkarlar ilişkilerinin, ağlarının elinde olduğu belirleyicidir.

1961 Anayasası’nın ardından örgütlenme yasalarında gecikmeler yaşanırken düşünce özgürlüğü, gazeteciliğin, gazeteci bağımsızlığının görece korunabilmesinin güvencesi olan 212 sayılı yasanın çıkarılması, kişisel kanım, gazetecileri kayırmadan çok anlamlı bir öngörüydü. Sonraki yıllarda DİSK davasında sanık bile olan, Halkevlerinin de sil baştan kuruculuğunu da yapmış senatör Ahmet Yıldız’ı saygıyla anmak isterim.

***

Özgürlüklerin, insan haklarının birbirleriyle eklemlenen ilişkilerinde, geniş kapılarının açılmasında düşüncenin olması rastlantı değildir. Teknolojinin dev boyutlarda geliştiği, insan haklarının sadece bizim ülkemiz içinde değil, dünya ölçeklerinde de ağır yenilgiye uğratıldığı çağımızda, sınırlı yıllar içinde dev boyutlarda büyüyüp zenginleşen, kazanan, sonra da sönüveren medya tekellerinin olması da rastlantı değil.

Elbette ülkemizde yaşadıklarımız, sonuç olarak yaşam koşullarımızın da belirleyicileri oldukları için bizi yakından ilgilendiriyorlar. Elimde paylaşabileceğim bir çalışma yok ancak üç kuşağın gözlemleriyle söyleyebileceğim önemli bir gerçeğimiz var. Ülkemizde halktan, çoğunluğun haklarından yana olanlar ile kirli çıkar ağlarına hizmet edenleri için de geçerli olmak üzere, gerçekten değerlisi ile marka olabilmeyi başarmışların sayılarının toplamı üzerinden bakarsak doğrudan siyasetin içinde etkin yönetici, milletvekili, görevlerinde de öne çıkmış gazeteciler, diğer meslek grupları arasından en ön saflarda sayılabilirler.

Doğal yansıması yumurta tavuk ilişkisinin benzeri bir siyaset-gazeteci ilişkisinin var oluşudur. Sorunumuz tam da bu noktadan yaratılmış oluyor. Ayrımına bile varamadan haddini bilememe olumlu katkı yapıyor zannı ile toplumsal gidişe çomak sokmak gibisinden sonuçları çıkıyor. Bazen birkaç satırlık bir haberin bile öylesine anlamlı toplumsal sonuçları ortaya çıkıyor ki... Bazen de yalan, kurgulamalar üzerinden gerçekmiş gibi pazarlananların öylesine ağır yaralar açma gücü yaşanıyor ki...

1960’lar sonrasının özgürlükler ortamında gazetecilik meslek örgütlenmelerinin, sendikalarımızın, cemiyetlerimizin örgütlü güç kazanmaları, doğal olarak etik değerlerin denetlenebilmesi süreçlerinde gazeteciler sadece soldan, toplumsal cepheden değil, sağdan da düzgün, hakların gelişmesinden yana etkin katkılar yapabiliyorlar. Günümüzde ise çarklar öylesine çarpık çurpuk işletilmekte ki... Elimizdeki pusulamızı yitirdik. Önümüzü göremiyoruz. Göremediğimiz için de zaman zaman haklı, zaman zaman da çok zararlı çıkışlar yapıyoruz. Bilinçli kirlenenlerden söz etmiyorum. Onlar çok bilinçli insanlık, kamu suçu işleyerek kitlelere çok ağır zararlar verilmesinde maşa oluyorlar.

Derdim doğru yolda, doğru işler yaptıklarına öncelikle kendilerini inandırıyor olarak, daha kötüsü kimileri de içten pazarlıklı, satılmış olarak, hepimizin haklarına zarar verenlerle...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bayram benim neyime? 9 Nisan 2024

Günün Köşe Yazıları