Yahya Arıkan

‘Varlıkların Erimesi’ İşletmelere Tehdit

29 Aralık 2011 Perşembe

Ülkemizde birçok yanlış algı var; muhasebe işlemleri vergi matrahının tespit edilmesi amacıyla yapılırdeğerlendirmesi de bunlardan biri. Oysa muhasebe bu amaçla yapıldığı sürece gerçek fonksiyonunu hiçbir zaman yerine getiremez. Aslında bu yanlış algıya çoğu zaman vergi mevzuatı neden olur. Malum, işletmeler dönem sonları itibarıyla, sahip oldukları varlıkların gerçek değerlerini tespit etmeye çalışır. Bu amaçla yapılan envanter ve değerleme işlemlerinde Vergi Usul Kanununda hüküm altına alınan değerleme ölçüleri kullanılır.

VUK hükümleri uyarınca, gayrimenkuller, taşıtlar, demirbaşlar gibi işletmelerde kayıtlı varlıklar maliyet bedeli ile değerlemeye tabi tutulur. Yani bu varlıklara sahip olabilmek için yapılan harcamaların tamamı, bu varlıkların değeri olarak muhasebeleştirilir ve dönem sonlarında da bu değerde herhangi bir değişiklik yapılmaz. Daha açık bir ifadeyle, işletmelere dahil varlıkların değerinde yıllar itibarıyla bir değişiklik olmaz. Bunlar tarihi maliyetleri ile takip edilir.

Örneğin, 2006 yılında 200 bin liraya satın alınan ve bu bedelle kayıtlara alınan taşınmazın değeri 2011 yılı mali tablolarında da 200 bin lira olarak görülür. Oysa ki, enflasyonist ortamlarda, tarihi maliyetleri ile değerlemeye tabi tutulan varlıklar, reel olarak değer kaybeder. Bu varlıklar üzerinde enflasyonun yarattığı aşınmanın dikkate alınması gerekir. Ya da piyasa fiyatlarındaki değişiklikler tarihi maliyetleri güncel olmaktan uzaklaştırır.

Geçmişte uygulanan yeniden değerlememüessesesi bu olumsuzluğu gidermede önemli roller üstlenmişti. Ancak, 2004 yılı başından itibaren enflasyon düzeltmesimüessesesinin yürürlüğe girmesi ile birlikte artık yeniden değerleme yapılamaz hale geldi.

Peki, varlıklarımızın değerindeki aşınmayı önleyebilmek için enflasyon düzeltmesi yapabiliyor muyuz? Hayır. 5024 sayılı Kanun ile VUKnin mükerrer 298. maddesinde hüküm altına alınan, enflasyon düzeltmesini yapabilmek için bazı şartların gerçekleşmesi gerekiyor.

Buna göre, kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde yüzde 100den ve içinde bulunulan hesap döneminde yüzde 10dan fazla olması halinde mali tablolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutarlar. Enflasyon düzeltmesi uygulaması, her iki şartın birlikte gerçekleşmemesi halinde sona erer.

Oysa bu şartlar gerçekleşmiyor ve dolayısıyla, enflasyon düzeltmesi de yapılmıyor.

İşte burada, Peki enflasyon oranı sıfır mıdiye sormak gerekir. Yanıt belli, hayır. O halde sonuç: Varlıklarımız eriyor.

Bu saptama şunun için önemli: Varlıkların yıllardır aynı değerde kalması finansman temini başta olmak üzere, işletmelerin bazı zorluklarla karşılaşmalarına sebep oluyor. Bu durumda ise işletmeler kendileri çözüm üretmeye başlıyor. Vergisel yükümlülüklerini de göz önüne alarak yani doğabilecek vergileri ödemeyi kabullenerek varlıkların değerini çeşitli şekillerde arttırma adımı atılıyor. Bu kapsamda, gayrimenkul değerleme şirketlerinden değerleme raporu alınıyor ya da asliye ticaret mahkemelerinden değer tespiti talep ediliyor.

Böyle davranan bir mükellef de durumu Gelir İdaresi Başkanlığına sormuş. Yani özelge talep etmiş. Gelen özelgede, varlıkların maliyet bedeli ile değerleneceği, bunun dışında herhangi bir değerleme yapılmasının mümkün olmadığını belirtilmiş.

Oysa bu şekilde devam ederse varlıklar gün geçtikçe değer kaybedecek. Varlıkların piyasa değerlerinin mali tablolara yansıtılmasının önü bir an önce açılmalıdır.

Yabancı işçiler de SGKli olur

Gurbetçilerimiz dünyanın dört bir yanına çalışmaya giderken, Çinli, Amerikalı, Ruslar dahil çok sayıdaki yabancı da Türkiyede işçi olarak çalışıyor. Türkiyede yabancı uyruklu işçi çalıştırılması halinde birçok incelik var.

Örneğin sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkede kurulu bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına Türkiyeye iş için en fazla üç ay süreyle gönderilen kişiler; kendi ülkesinde sigortaya tabi ise ya da aylık alıyorsa burada sigortalı sayılmazlar. Ancak, üç aydan fazla süre için çalışma izni alınan sigortalılar ise üç ayın bitiminden sonra sigortalı olurlar.

Geçici görevli olarak çalıştığı üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra Türkiyeden ayrılan ya da ayrılmadan yeniden çalışma izni talep edilen yabancı uyruklular hakkında ise üç aylık süre şartı aranmaksızın çalışmaya başladıkları tarihten itibaren sigortalı bildirimleri yapılır.

Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde kurulu bir kuruluş tarafından o kuruluş adına çalışmaya gönderilenler içinse farklı bir durum söz konusu.

Yabancı uyruklu kişilerin akit ülkede kurulu kuruluş tarafından belirli bir işin icrası amacıyla geçici olarak Türkiyeye gönderilmesi halinde, sigortalının kendi ülkesinde çalışıyormuş gibi iş merkezinin bulunduğu ülkenin mevzuatına tabi tutulması mümkün.

Geldikleri ülkenin sosyal güvenlik mevzuatına tabi olarak kendi çalışmalarından dolayı aylık alanlar dahil geçici görevle Türkiyede çalışanlar sigortasız sayıldıkları sürelerin bittiği tarihten itibaren 4/A bendi kapsamında sigortalı olurlar.

DUL VE YETİM MAAŞINDA YENİDEN HESAPLAMA İSTENEBİLİR

Vefat eden Emekli Sandığı emeklisi babamdan annem dul, evlenmemiş ablam yetim maaşı almaktaydı. Ablam vefat etti, annem ablamın maaşını da alabilir mi? Ahmet Sırrı Gökkaya

Anneniz başka aylık alan kişi yok ise babanızdan kalan maaşın yüzde 75ini alabilir. SGKye dilekçe ile başvurulup annenizin maaşının hesaplanmasını isteyebilirsiniz.

SORU - CEVAP

Sorularınız için malicozum@ismmmo.org.tr adresine mail atabilirsiniz. Tüm sorular e-posta ile tek tek cevaplanacaktır.


Yazarın Son Yazıları

Bu inat niye? 10 Eylül 2015