Zafer Arapkirli

Mesafe

12 Mart 2021 Cuma

Yok, hayır... Sayın Reisicumhurumuzun, memleketin bilcümle stadyumlarında “talkın” mahiyetinde pankartlarla uyardığı ama kendi “lebaleb” parti kongrelerinde “salkım salkım” ihlal ettiği “Korona Mesafesi”nden söz etmiyorum. Bu mesafe başka mesafe. “Siyasi mesafe”yi kastediyorum.

Hani şu Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) her karşımıza aldığımızda tekrarlamaktan bıkmadığımız “mesafe” mevzuu. Her ağzını açan, onlara haklı olarak “terör örgütü” ile yani “Etnik milliyetçi temelli silahlı mücadele” ile mesafeli durma uyarısı yapıyor. Şu mahut “Siyaseti dağdan ovaya indirmek” meselesi.

HDP’ye yapılan bu mesafe uyarısı üzerinden Millet İttifakı’nı oluşturan diğer partiler de “Arkadaşının arkadaşına da dikkat et” kaidesi gereği uyarılıyor. Oysaki kimse, HDP’nin bu ittifak içinde yer almadığını, sadece seçimlerde oy tercihlerini kullanırken kitle tabanına belli bir “telkin” yaparak oylarını yönlendirdiğini, ideolojik bir yakınlaşma ya da ortak payda düzleminde “kol kola girme” işine girişmediğini görmek istemiyor. Doğrusu da bu.

Bugünün siyaseti, kabaca iki ayrı damarda saf tutmuş, kutuplaşmış durumda:

Birinci kutupta, her geçen gün hatta her geçen saniye “Küresel ısınmaya teslim buzullar gibi” erimekte olan iktidar sahipleri ve o iktidarın eteğine yapışmış irili ufaklı çıkar grupları yer alıyor.

İkinci kutupta ise bu iktidarın gitmesini, tek adama bağlı ucube rejimin sona ermesini ve böylelikle sorunların çözümü için bir umut belirmesini (çözüleceğinin garantisi yok tabii - çünkü çözümün formülü başka) arzulayan çoğunluk var.

Bu iki kutup arasındaki mücadeledir esas belirleyici olan. Kimse de bir diğerinin yanındaki yönündeki ile arasına ne kadar mesafe koyduğu ile ilgilenerek ve her gece televizyonlarında, her sabah gazete sütunlarında, manşetlerinde bu konuda bas bas bağırarak kendini komik ve acınası duruma düşürmesin.

Neymiş efendim? Ekrem İmamoğlu o tweet’i atınca İYİ Parti ile CHP arasındaki köprüler atılmış-mış. Yok efendim, Pervin Buldan’ın Kandil’deki fotoğrafı akıllarda iken (sanki Kemal Kılıçdaroğlu ya da Meral Akşener’in mesajını götürmüştü oradaki cinayet şebekesine değil mi? Hatırlatalım mı?) nasıl olur da Akşener’le ismi yan yana koyulurmuş da... Bir yığın safsata.

Mesafe mi dediniz?

O zaman ATATÜRK ve Cumhuriyet düşmanı Pennsylvania’lı Ağlak Vaiz’in çetesi ile mesafenizi hatırlatalım mı size? Hâlâ kapanmadığını bildiğimiz o mesafeyi? O ihanet şebekesi ile ilişkilerinizin bir türlü sona ermediğini, hırsız çeteleri ile al takke ver külah kimlerin iş çevirdiğini hatırlatalım mı? O çetelerle “mesafesiz - koyun koyuna” ilişkilerinizi bilmiyor muyuz, unuttuk mu sanıyorsunuz?

Bir yandan “Antisemitik” söylemlerle, cuma vaazlarında ve cami duvarı ajitasyonlarında yerden yere vurduğunuz “Yahudi Devleti ve Sermayesi” ile bol sıfırlı ama “sıfır mesafeli” çıkar tezgâhlarınızı.

Irak ve Suriye’de son 10 yılda on binlerce can alan, bölgeyi kâbus ve kan gölüne çeviren faşist-yobaz-ırkçı-şeriatçı-kan emici çetelerle aranızdaki “sıfır mesafe”yi hatırlatalım mı?

Bir yandan “ev sakinleri” övücü ve sahip çıkan beyanatta bulunurken bir yandan üç beş ilave oy uğruna “İstanbul Sözleşmesi’nden rücu edilsin. Neymiş yahu kadın hakları? Erkeğin hakkı ne olacak? Affedersiniz LGBTİ’leri koruyormuş sözleşme” salaklıklarına angaje olan “Eski Milli Görüşçü dostlarla mesafe kapatma arayışları” ne olacak? Bu ülkenin tüm kadınlarına ihanet ve küfür anlamına gelmiyor mu bu tavır?

Mesafe dedin de...

Daha sayayım mı?

En iyisi bir susun da oturun.

Daha fazla mahcup olmayın.

Ama pardon.. Nerede sizde o yüz?

Birinci ‘Korona Yılı’

Dün itibarıyla, gizlenmiş saklanmış, rötuşlanmış ve güven vermeyen resmi verilere göre 2 milyon 800 binden fazla vaka ve 30 bine yakın ölüm ile Covid-19 pandemisinin birinci yılını doldurduk. İşlenen ağır görev ihlalleri ve vatandaşın yaşamını hiçe sayan akılsızca uygulamalar nedeni ile salgını kontrol altına almak bir yana, daha da kontrolden çıkmasına neden olacak adımlarla bugüne kadar geldik ve aynı “kafa” ile devam ediyoruz.

Aklı başında tüm bilim insanlarının “Açılmaya değil, tam tersine daha sıkı kapanmaya ve bir an önce daha yaygın ve hızlı aşılamaya ihtiyacımız var” uyarılarına kulak tıkayan bir yolda paldır küldür gidiyoruz.

Memleketin dövizini har vurup harman savuran, ona buna peşkeş çeken, o yüzden aşı tedarik edemeyen; esnafının, işçisinin, bilcümle insanının gelir kaybına (bırakınız tedaviyi) pansuman bile olamayan bir zihniyetle savrulmaktayız.

Herkes, “Ne zaman bitecek bu kâbus? Aman bana bulaşmasa bari” psikozu ve fobisi ile korkudan tir tir titreyerek dolaşıyor ortalıkta.

Ufacık bir umudu bile olmadan.

Bu da size sonsuza kadar dert olsun.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mektep... 29 Aralık 2021
Yandaşlık zor zenaat 24 Aralık 2021

Günün Köşe Yazıları