Zafer Arapkirli

‘Tekrar takdim

15 Kasım 2019 Cuma

Çarşamba gecesi Beyaz Saray’da bir muhabirin (çanak soru mahiyetinde) sormaya gayret ettiği ve Cumhurbaşkanı’na (aklınca) bir tür kahramanlık golü” attırmayı amaçlayan soruya yanıt verilirken bu ifade kullanıldı.

 “...mektupları, Sayın Başkan’a tekrar takdim ettim.”

Türkçeyi 200-300 sözcükle konuşan bir millete servis yapmaya çalışan 50-60 sözcük dağarcıklı çapsız 5Y1B (yandaş, yalaka, yalancı, yılışık, yavşak, besleme) medyası bunu alıp, mektubu iade etti” yalanına dönüştürerek manşet çıkarmaya çalıştılar.

Dünyadan, olup bitenlerden iki ülke arasında yaşananlardan ve tabii diplomasiden bihaber olduklarından, bu ucuzlukları hemen devreye soktular.

Ama öyle miydi?

Geri yaslanıp, derin bir nefes alarak hatırlarsanız, hiç de alakası olmadığını görürsünüz. Tane tane anlatayım da 50-60 sözcük dağarcıklı 5Y1B kafaları da anlasın:

Mektubun tarihi 9 Ekim 2019.

Ne gün ortaya çıktı? 18 Ekim 2019.

Eski devirde Atlantik aşırı gemiye torbalarla yüklenen beynelmilel postaya verilmediğine göre, 9 gün gün süre ile gizlenmiş bir mektup bu. “Gizlenmiş... diyorum, aynı zamanda muhteva itibarı ile de adeta bir tür “şirket iç yazışmasını” (üstten asta) andıran üslubu ile utanç verici bir metinden söz ediyoruz.

Belli ki sineye çekildi ve gereğini nasıl yaparız diye düşüncelere daldınız.

Ne zaman sızdı ve kamuoyuna mal oldu? Ateşkesin (siz harekâta ara verdik ‘pause’ düğmesine bastık, diye kendinizi avutun hâlâ) imzalatıldığı gün. Kasten “imzalatıldığı” yazdığımı anladın değil mi?

Hah!.. Aynen öyle.

O gün bugündür, bu ülkenin onuruna haysiyetine önem verenler, kanla irfanla kurulmuş bu yüce Cumhuriyetin izzeti nefsine önem verenlerin yaptığı tüm ikazlara rağmen cevap vermediniz, veremediniz. “Yok hükmünde” (yok hükmünde ama geri götürülüp iade ediliyor, nasılsa?) dediniz. “Çöpe attık” dediniz, zamana oynadınız. Giderim gitmem oyunları oynadınız. Gelen talimatçı bürokrat ve siyasetçileri görüşürüm görüşmem, muhatap alırım almam diye kamuoyunu oyalamaya çalıştınız. Olmadı.

Şimdi gitmişsin, basın toplantısında tekrar takdim ettik (ne demekse?) gibi yuvarlak bir cümle ile suratına çarptık” izlenimi uyandırmaya çalışınca olmuyor tabii.

Devletin zedelenen itibarı ayağa kalkmıyor. Kalkamıyor işte.

Zaten 17 senedir verdiğin hasara bir yenisi daha eklenmiş oluyor.

Dahası, adamlar arada ikinci bir mektup (onu da “tekrar takdim” ettiniz mi?) yollayıp, daha da aşağılayıcı biçimde “S-400’leri kurmayacaksın. Kurup kurmadığını da ben adam yollayıp denetleyeceğim. Yoksa yaptırım uygularım” diye seni tehdit etmiş.

Çarşamba gecesi basın toplantısının daha hemen başında “Açtım bir telefon, bir vatandaşımı daha serbest bıraktırdım (bağımsız yargı(!), değil mi?” şovu yapmasına izin vermişsin. Aynı, papaz Brunson hadisesinde olduğu gibi.

Bu saatten sonra S-400 alsan ne yazar? Kullanmayıp depoda tutsan ne yazar? Bak, patriot da alırım istersen lafını bile sana (kendine) söyletiyor. “Bir kere geldim, satmadım. Daha da uğramam dükkânına” diyemiyorsunuz?

Bütün bunların üzerine bir de yıkılmış zedelenmiş itibarına devletin hizmetindeki gazetecilerle gelmiş burada soru sorduruyorsun. İyi numara vallahi... gibi yılışık esrpiler yapmasına bile izin veriyorsun Washington’lu soytarının. Orada bazı gazeteci kılıklı insanlara hilallik yaptırmanın sanki zamanıymış ve âlemi varmış gibi.

Masaya, devletin yetkili ve orada bulunması gerekli bakan ve bürokratlarının yanına koalisyon ortağı 2 partinin genel başkan yardımcılarını oturtup, koskoca büyükelçini bile figüran gibi masanın kenarına yakın bir yere oturtmanız da cabası.

Sonra da devletin itibarını daha fazla zedelemeyin diye bizler uyardıkça, parti devletine çevirdiniz burayı” diye sızlandıkça, bizi kınıyor, bize kızıyor ve hatta üzerimize trollerinizle, savcılarınızla hücum ediyorsunuz.

Olur mu ama?

Biraz özenli davranın siz de.

Önceki gece yandaş tosunlardan biri yakınıyordu:
“Başkan (Cumhurbaşkanı demek istiyor anayasayı ihlal ederek) eli kolu kazanımlarla dolu gelse bile mektup mektup diye tepineceksiniz diye ağlaşıyordu.

Tabii, biliyordu başına geleceği de ondan.

O kadar açık ki her şey.

Olay o mektup hadisesinde gizli, çünkü...


Yazarın Son Yazıları

‘Acı reçete’ 13 Kasım 2020
Cumhuriyetim 30 Ekim 2020
Fikir ve zikir 23 Ekim 2020
Darbeli demokrasi 16 Ekim 2020
Sehven demokrasi 9 Ekim 2020
Dahili ve harici 2 Ekim 2020
Patlak fren... 25 Eylül 2020
Toplu şiraze kayması 18 Eylül 2020
Kanguru mahkeme 11 Eylül 2020
Zafer… Ve sancı 28 Ağustos 2020
Ey Nalıncı!.. 21 Ağustos 2020
2020 model siyaset 14 Ağustos 2020