Knut Hamsun’dan ‘Benoni’

Knut Hamsun’un kitaplarının hiçbiri, kült eseri Açlık (1890) kadar değer görmedi. Ancak Behçet Necatigil çevirisiyle okuduğum Benoni’nin de (1908) kıymetinin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

28 Ocak 2020 Salı, 12:42

Eser, romana ismini veren Benoni Hartvigsen isimli karakterin hayatından az ama öz bir kesit sunuyor. Benoni, romanın başında kendi yağında kavrulan bir postacı olarak karşımıza çıkıyor. Neden sonra Benoni’nin eline - doğanın lütfuyla - küçümsenemeyecek bir para geçiyor ve bu noktada, romanın gözü açık karakteri olan tüccar Mack ile tanışıyoruz; bu parayı balık işinde değerlendirmesi için Benoni’yi yüreklendiriyor.

ETİK SORUNLARIN DİLE GETİRİLDİĞİ OTANTİK BİR ANLATIM

Benoni’nin Mack ile olan çıkar ilişkisinde Hamsun, aynı zamanda geleneksel kültürün ahlakıyla yüzleşiyor. Bu bağlamda, kırsal toplulukların tutuculukla birleşen önyargılı yaklaşımları da esere yansıyor. Gel zaman git zaman Benoni’nin, bulunduğu köyün en zenginlerinden biri haline gelmesiyle itibarının artması, akıllara Nasreddin Hoca’ya atfedilen “Ye kürküm ye” lafını getiriyor. Zira, şansı aşk hariç öyle ya da böyle yaver giden Benoni, varlığının artmasıyla köyün “saygın” isimlerinden biri haline geliyor.

Para ve statünün insana “kazandırdıklarını” ustaca resmeden Hamsun’un, sermaye düzenini de geleneksel kültürün zayıflıklarıyla birlikte inceden inceye eleştirdiğinin ayırdına varabiliyoruz.

Yaşadığı kırsal kesimin sosyal yapısını da işleyen Hamsun, bu otantik anlatısında yer verdiği anekdotlarla balıkçı köyündeki insanların hayat gailesini izlenimci bir tavırla eserine aktarıyor.

AŞK ACISI

Tabii melankoliye neden olan “aşk acısı” da bu romanın önemli izleklerinden biri. Bu açıdan Benoni’nin Mack’tan ziyade Rosa ile olan münasebetinin, hikâyeyi duygusal açıdan derinleştirdiğini görüyoruz. Bu açıdan bakılacak olursa Benoni, Rosa’yı etkilemek için sosyal statü peşinde koşan yalnız ve romantik bir karakter olarak boy gösteriyor. Pasif ve mesafeli Rosa ise aklı karışık ve bu yönüyle hata yapmaya açık bir karakter...

Platonik olarak nitelendirebileceğimiz bu aşk ilişkisinde yarım kalanın bıraktığı hüzün, kendini tam olarak ifade edememe hali, hayal ve kalp kırıklıkları gibi bastırılmış duygu durumu ve kısıtlanan davranışlar, karakterlerin psikolojik analizinin yapılabilmesine de olanak tanıyor.

Soğuk kuzey atmosferinin de etkisiyle güçlenen içe kapanma ve melankoli hali, Benoni’de kendini alenen gösteriyor: “Aşka izin olduğu anda kirlidir, rezildir bu aşk. Bir an alışkanlık haline gelir, ama aynı anda aşk, buhar olup uçmuştur.” (s.180)

ATMOSFER ROMANI

Rosa’yla yaşayamadıkları yüzünden iyiden iyiye takıntılı bir adam portresi çizen Benoni, mutlu olduğunu sanarak kaderine razı bir halde hayatını sürdürmeye devam ediyor; kendini kandırsa da okuru kandıramıyor. Hamsun’un hicivli üslubunun da etkisiyle, bu duygusal boşluğu, statü edinerek kapatmaya çalışırken okurda Benoni’ye acıma duygusu uyanıyor.

Hamsun’un anlatımında göze çarpan bir başka güçlü unsur ise yarattığı atmosfer; Hamsun, okuru betimlemelere boğmadan Norveç’in kuzeyindeki balıkçı köyüne götürüyor; Nordland'ın harika doğasını, yabani kiraz ve çam kokan ormanlarını, flora ve faunasını, fiyortlarını, balinası ve kuşlarıyla açık denizini, kuzey ışığının aydınlattığı gecelerini ve uzun kış günlerinin bütün soğukluğunu okurun zihninde canlandırıyor.

20. yüzyılın başında yazılmasına rağmen sade olan anlatımını, pitoresk kuzey manzarasıyla daha dokunaklı hale getiriyor.

Benoni ve Rosa’nın ilişkisinde ortaya çıkan ruhsal karmaşa ve obsesif hal bir yanda dururken kuzeyin dinginliği, bu süsten uzak üslupta karşılığını fazlasıyla buluyor. Maksim Gorki’nin de Hamsun için söylediği bu “süsten uzaklık” esere başlı başına güzellik katıyor.

Edebiyat tarihindeki yüz yılı aşan geçmişiyle Benoni, raflarda. Fakat eserin Türkiye’deki okurla ilk buluşması olmadığını da söyleyelim. 1980’de Tur Yayınları’ndan, ardından Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları’nın tek tip baskılarıyla okurla buluşan Benoni, sahaflarda tozlanmaya devam ederken Timaş Yayınları, Necatigil’in usta işi Benoni çevirisini okurun önüne bir kere daha sunarak kıymetli bir işe imzasını atıyor.

NECATİGİL: ‘HAMSUN’U ÇEVİRMEK ŞİİR YAZMAK GİBİ’

Hamsun için “Gezdi, yaşadı, sevdi, yazdı.” diyen Necatigil, onun yapıtını çevirmenin, kendisi için “şiir yazmak gibi bir şey” olduğunu dile getirmişti. Necatigil’in ne demek istediğini, ancak onun Hamsun çevirilerini okurken anlayabiliyorsunuz. Çevirmeni ve yayınevini anmışken, kitabın kapak tasarımını yapan Barış Şehri’ye de buradan bir selam gönderelim; içeriğin sadeliği ve atmosferin dinginliğini, Benoni’nin melankolik ruhuyla birleştirerek kapağa yansıtan ve bu haliyle göze hoş gelen bir çalışmaya imza attığını söylemeden geçmeyelim.

Bütün bunlar bir yana, Benoni eserini tek başına değerlendirmek ne kadar doğru olur kestirmek güç. Zira bu eser diptik bir çalışmanın ilk parçası. (Diptik, resim sanatında birbiriyle ilişkili iki resmin bir arada sunulmasına deniyor.) Eserin Nordik edisyonunda Benoni, romanın karakterlerinden Rosa’nın ismini alan bir başka kitapla birlikte yer alıyor: “Benoni og Rosa”. (Hatta 1975’de bu isimle 6 bölümlük bir dizi de çekildi.) Zaten Hamsun da kitabın sonunda bu bağlantıyı kuruyor: “İlkbahar geldi Mack’ın kızı Edvarda posta vapurundan karaya çıktı. Ama bu bir başka hikâyedir. Rosa adlı bir başka küçük kitapta yazılı.” Bu vesileyle kitabın yayıncısından, serinin ikinci kitabını da beklediğimizi buraya not düşelim.

Benoni / Knut Hamsun / Çeviren: Behçet Necatigil / Timaş Yayınları / 240 s. / 2019.